L Tipi hapishaneleri üzerine notlar
Yazıya hapishaneler ne işe yarar diye bir soru ile başlayalım. ‘Suç‘ işleyenlerin cezalarını çekmek için yapılan mekanlar olduğu cevabı herkesin ortak kanısı olabilir. Peki, insanları ‘suç‘ işlemeye yönelten nedenler yok mu? Elbette var. Temel neden sistemin ta kendisidir. Çünkü, sistem suç üretiyor, üretmeye devam ediyor. Bu ülkede milyonlarca insan açlık sınırında yaşıyor. Milyonlarca insan iş bulamıyor. Binlerce insan hiçbir sosyal güvencesi olmadan, kayıt dışı olarak çalıştırılıyor. Milyonlarca insan asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Diğer taraftan küçük bir azınlık karına kar katmaya devam ediyor. Uluslararası Yatırım Bankası Merrill Lynch ve Capgemini tarafından hazırlanan Dünya Varlık Raporu’na göre, Türkiye’de 50 bin dolar milyoneri var. Ama diğer yandan bu ülkede nüfusun büyük bölümü, açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Uçurum dengeleri giderek derinleşiyor. Hükümet ise pembe tablolar çizmeye devam ediyor.
Her gün yazılı ve görsel basında, kolluk güçlerinin yaptığı “operasyon”ları ve kaç kişinin gözaltına alındığını okuyoruz. Ama bu ülkede gerçek suçlular hakkında hiçbir zaman dava açılmıyor. Türkiye adeta dokunulmayanlar ülkesidir. Darbeciler, kendi yasalarını çiğneyenler yargı karşısına çıkarılmaz. Ama devlet, özellikle kendisinden olmayan herkese karşı amansız baskı uygular. Kısacası devlet bataklığı kurutmak yerine, sivrisineklerle uğraşmaya devam ediyor.
Devlet durmadan yeni hapishaneler inşa ediyor. Türkçe alfabede yer alan bazı harflere göre isimler veriliyor. A, B, C, D, E, F, H, K, L, M, T ve özel tipte hapishaneler var. Yasalar değiştiriliyor, yenileniyor. Hapis cezaları iki katına çıkartılıyor. Yargı denilen mekanizma çok kolay tutuklama kararları veriyor. Hapishane koşulları ve ceza infaz sistemi zorlaştırılıyor. Ama ‘suç‘ işleme oranı giderek artıyor. Hapishanelerde tutuklu ve hükümlü sayısında bir rekor yaşanıyor. Hapishaneler tıka basa dolu. Mahkumlar kötü koşullarda ve sağlıklı olmayan ortamlarda yaşıyorlar. Basının yazdığına göre, Türkiye tarihinde mahkum sayısının 100 bine dayanması bir rekor olarak adlandırılıyor. Faşist cunta döneminde mahkum sayısı 79 bindi. Şu anda 60 bine yakın mahkum cezası kesinleşmeyen veya dava açılmayan mahkumlardan oluşuyor. Ceza alıp kamu işlerinde çalıştırılan veya cezaları ertelenen, para cezasına çevrilen kişiler, hapishanelerde olan mahkum sayısına dahil edilmiyor. Türkiye’de nüfusun önemli bir bölümü mahkemelik. Andaki durumda “terör suçları”ndan dolayı, hapishanelerde olan mahkum sayısı 5477. Hapishanelerde yaklaşık 93 bin adli mahkum var. Bu bağlamda söylenmesi gereken çok şey var. Devlet sürekli olarak esas tehlikenin “terör” olduğunun propagandasını yapıyor. Ama “terör” suçundan yatan mahpusların oranı %5 bile değil. Kaldı ki, devlet kendisinden olmayanı, muhalif olanı, resmi ideolojiyi savunmayanı, devrimcileri, sosyalistleri ve kısacası öteki olan herkese “terörist” damgasını vuruyor. Hapishanelerdeki ‘suç’ oranlarına bakıldığında esas tehlikenin ne olduğu ortaya çıkıyor. Hırsızlık, kapkaç, uyuşturucu, fuhuş, mafya, tecavüz vb. esas tehlikeyi oluşturuyor. Bu suç türlerini sistemin kendisi üretiyor. Balık baştan kokuyor. Sistem suç ürettiğine göre, esas tehlike sistemin ta kendisidir.
Esas konumuza tekrar geri dönelim. Devletin en son inşa ettiği tecrit yuvaları F Tipi hapishanelerdi. F Tipi hapishanelerini, dönemin Adalet Bakanı ‘lüks otel‘ olarak tanımlıyordu. 19 Aralık 2000 tarihi Türkiye tarihinde unutulmayacak kara bir gündü. Devlet, ‘hayat dönüş’ adını verdiği operasyonda, aslında hayatı karartma operasyonunda 30 insan öldürüldü. 8 Yıl içerisinde, ölüm orucu vb. eylemlerde 122 insan yaşamını yitirdi. 600’e yakın insan Wernicke Korsakoff hastalığına yakalandı. Devlet, F tiplerinde tüm hızıyla tecrit ve tredman politikalarını uyguladı, uygulamaya devam ediyor. 5 Nisan 2006 tarihinde Av. Behiç Aşçı avukatlar gününde ölüm orucuna başladı. 22 Ocak 2007 tarihinde, Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı ve idari engel çıkarılmaksızın her tutukluya, haftada 10 saat 10 tutukluyla bir araya gelme hakkı tanıyan 451-1 genelgenin yayınlanması sonucu, Behiç Aşçı ölüm orucunu bıraktığını açıkladı.
Bu genelgeye göre, güya tecrit kaldırılmıştı. Mahkumlar ortak etkinliklere katılabilecek, sohbet amacı ile bir araya gelebileceklerdi. Ama değişen bir şey olmadı. Toplam 13 adet F Tipi hapishanesi var. Bakanlık genelgesi sadece 2 veya 3 F Tipi hapishanesinde uygulanıyor.
Tecrit ve tredman politikaları sadece F tiplerinde uygulanmıyor. F tiplerinden sonra, L tipi hapishaneler inşa edildi. Birçok L tipleri açıldı. Birçoğunun inşaatı devam ediyor. İstanbul – Silivri’de açılan ve 10.000 kapasiteli L tipi hapishanesi, basına ‘Altın Kafes‘ olarak yansıtıldı. L tipleri, kimi uygulamaları ile, F tiplerini geride bırakıyor. F tiplerine ‘Lüks Otel‘ adını takmışlardı. L tiplerine de ‘Beş Yıldızlı Otel, Altın Kafes‘ olarak adlandırıyorlar. O halde biraz L tiplerini tanıyalım. L Tipinde 8 ay kalmış bir insan olarak bu satırları yazıyorum. ‘Beş yıldızlı otel’ olup olmadığına okuyucular karar versin.
L tipleri yüksek güvenlikli hapishanelerdir. Devletin yeni gözde hapishaneleridir. L tipleri, Türkiye hapishanelerinde göz tanımada kullanılan, iris tanıma sistemi ilk defa L Tiplerinde uygulanıyor. Göz taramada biyometrik sistemler kullanılıyor. Kimlik bilgileri gözlere işlenmiş durumda. Ziyarete gelen her insan kayıt altına alınıyor. Göz bebeğinin etrafındaki renkli halkanın, yani irisin fotoğrafı siyah beyaz olarak çekiliyor. Her insan özgü bir iris tabakası var. Ziyaretçiler gözlerini bir okuyucuya göstererek içeri girebiliyorlar. Çıktıklarında da gözlerini okuyucuya göstermek zorundadırlar.
L tiplerindeki tüm koğuşlar 24 saat kameralar ile izlenmektedir. F Tiplerinde mahkumların kaldığı koğuşlarda kamera yok ama L Tiplerinde hem koğuşta, hem de havalandırmada kamera var. Mahkumların her hareketi 24 saat izleniyor.
Cezaevine ilk girişte, insanlık onuru ile bağdaşmayan uygulamalar sırayla başlıyor. ‘Terör suçlusu‘ damgası vurulmuşsa, Jandarma ve gardiyanlar nezdinde, ayrı bir uygulamaya maruz kalıyorsunuz. X-Ray cihazından geçmeniz yeterli görülmediği için, tüm elbiseleriniz çıkarılıyor. Tüm elbiselerin çıkarılması yeterli görülmediği için, ağız içine bakılıyor ve birkaç defa çömelip kalkmanız isteniyor. X-Ray cihazının üzerindeki yazı hemen dikkat çekiyor. “Görev esnasında gösterilen merhamet, vatana ihanet ile eşdeğerdedir.” Bu yazı, yapılan muamele hakkında ipuçları veriyor.
Koğuşlar 21 kişilik. Tekli odalar ve hücreler de var. Koğuşların kamera ile izlenmesi yeterli görülmediği için, ayda bir defa arama yapıyorlar. Yapılan esasında arama değil, ortalığı dağıtmaktır. Aramadan sonra dağıtılan ve yerlere saçılan eşyalarınızı yeniden yerleştiriyorsunuz. Sayıma geldiklerinde bile, odalara bakıyorlar.
Günde 2-3 defa sayım yapıyorlar. Sayıma gelmeden önce anons ile duyuru yapıyorlar. Sayımda sıraya dizdirip sayı saydırıyorlar.
Merkezi anons sistemi var. Her koğuşta bir tane hopörler var. Hopörler cihazının dinleme aleti olarak kullanıldığı da söyleniyor. Sabahtan anonslar yapılmaya başlanıyor, gece yarılarına kadar devam ediyor. Mahkumları ilgilendiren anonsların yapılmasının anlaşılır bir yönü var. Fakat personel ile ilgili yapılan anonsların, mahkumları ilgilendiren bir yönü yok. Bu bağlamda yapılan bilinçli bir uygulama var. Uygulamanın adı, mahkumları sürekli rahatsız etmeye yöneliktir. Çünkü, mahkumların duymasını istemedikleri anonsları personel için yapabiliyorlar.
Haftada bir defa kantin yazma imkanı var. Kantinde satılan eşyalar, dış piyasa ile karşılaştırıldığında çok pahalı. Mahkumun siparişini verdiği eşyayı beğenme ve seçme imkanı yok. İstenilen her şeyde, kantinde satılmıyor. Kantinde radyo satılıyor. Ama radyo hiçbir işe yaramıyor. Cep telefonlarının çekmemesi için sinyal bozucu sistem var. Radyonun çalışmadığı bilindiği halde mahkumlara satılıyor. Amaç para kazanmak olunca, radyonun çalışıp çalışmaması önemli değil onlar açısından.
Cezaevinin bina yapısı öyle yapılmış ki, duvarlar ses geçirmiyor. Koğuşta en ufak bir tıkırtı yankı yapıyor. Televizyonun sesini anlayamıyorsunuz. Musluktan akan su, dolapların açılıp kapanması, tuvalette sifonun çekilmesi, iki kişinin konuşması büyük bir gürültüye yol açıyor. Düşünebiliyor musunuz, koğuşta yapılan her hareket yankı yapıyor. Mahkumlar, günlerce değil, aylarca değil, yıllarca yankı yapılan bir ortamda yaşıyorlar.
Hapishanede keyfi uygulamalar en başta geliyor. Derdinizi sözlü anlatmanın imkan ve olanağı yok. Meramınızı ancak dilekçe yazarak anlatabiliyorsunuz. Kimi dilekçelere hiç yanıt verilmez. Kimi dilekçeler çöpe atılır. İlgili makamlara yazılan dilekçeler gönderilmez. Cezaevi savcısı ile görüşmek için dilekçe veriyorsunuz. İkinci müdür, dilekçe sahibini hemen çağırıyor ve savcı ile neden görüşmek istediğini soruyor. İkinci müdür gerekli görürse, savcı ile mahkumu görüştürüyor. Cezaevindeki uygulamalar hakkında, infaz hakimliğine dilekçe yazıyorsunuz. Müdür yine mahkumu çağırıyor ve gerekli görürse dilekçeyi gönderiyor. Yasal hakların kullanılması bile engelleniyor.
Hapishanede sadece belirli Tv kanallarını seyretme imkanı var. Bu kanallarında ayarı bozuk. Hemen hemen hepsi karıncalı bir görüntü veriyor. Belgesel kanal yok. Yabancı sinema kanalı yok. Haber kanallarının bir bölümü yok. Tv yayını gece belirli bir saatten sonra kesiliyor.
Haftalık sınırlı olarak sıcak su veriliyor. Çoğu zamanda arıza olduğu gerekçesiyle sıcak su verilmiyor. Musluk suları saatlerce kesiliyor, tuvaletler kokuyor vb. Temizlik maddeleri koğuşlara verilmiyor. Temizlik maddelerine ihtiyacınız olduğunda, zile basıyorsunuz, gardiyan mazgalı açıyor, mazgaldan bir bardak uzatıyorsunuz, bardağa temizlik maddesi dolduruluyor. Tabii ki bir bardakla lavaboları, tuvaletleri ve diğer yerleri temizlemek mümkün değil.
F Tiplerinde olduğu gibi, L Tiplerinde de, elbise konusunda bir kota uygulanıyor. Malum renkler; yeşil, kırmızı, lacivert yasak. ‘Terör suçlusu‘ damgası vurulmuşsa, işler iyice karmaşık bir hal alıyor. Diğer adli mahkumlarla aynı haklara sahip değilsiniz. Aynı infaz sistemine tabi değilsiniz. İçerde ve dışarıda, siyasi mahkumlar için özel yasalar uygulanıyor. L Tiplerinde de esasta uygulanan tecrit ve tredman politikasıdır. Mahkumlara dayatılan tecrit, keyfi uygulama, mantıksız yasaklar, direnç olmayınca uygulanmaya devam edecektir.
Yemekler, zorunlu kalınmazsa yenilecek gibi değil. Uzun vadede çeşitli sağlık sorunlarına yol açacak şekilde katı yağ ve çeşitli yoğun baharatlar kullanılıyor. Verilen yemeklerin çoğunluğu patatesten meydana geliyor. . Yemek için kullanılan çatal, bıçak, kaşık, kepçe, bardak vb. şeyler plastik malzemeden oluşuyor. Sıcak içecek için kullanılan plastik bardakların, kanserojen madde içerdiği söyleniliyor.
Haftada sadece iki gün ) mektup gönderme hakkımız var. Mektuplar yerine geç ulaşıyor. Mektuplar kayboluyor, kaybediliyor. Gelen mektuplar zamanında verilmiyor. Şimdi UYAP var, (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Gelen ve giden mektuplar bilgisayara kaydediliyor. Gerekli gördüklerinde, gelen ve giden mektupların birer kopyası alınıyor.
Hasta olduğunuzda dilekçe yazıp revire çıkmak istiyorsunuz, ama revire çıkmak bir mesele. Revire çıkış günleri bloklar arası çeşitli günlere ayrılmış bir şekilde sadece hafta da bir gün gerçekleşiyor. Onun dışında revire çıkmak imkansız. Revirdeki doktor, mahkumlara ancak bir dakika ayırabiliyor. Mahkumlara istenilen ölçüde sağlık hizmeti verilmiyor. İlaçlar günlük olarak dağıtılıyor. Dağıtımın belirli bir saati yok. Öğlene doğru veya öğleden sonra ilaçlar veriliyor. Sabah almanız gereken ilaçları vaktinde alamıyorsunuz. Doktorun yazdığı ilaçlar ancak dört gün sonra geliyor. Sağlık sorunu olan mahkumların bırakın iyileşmesini bir yana, sağlık durumları giderek kötüleşiyor.
Koğuşun lambaları sabaha kadar yanıyor. Sadece yatılan odaların lambaları kapatılabiliniyor. Prizle çalışan; tv, semaver, ketıl ve buzdolabının elektrik paraları mahkumlardan alınıyor. Elektrik parası ödenmediği takdirde, elektrikler kesiliyor.
L Tipinde kötü muamele ve dayak var
Evet yanlış okumadınız, L Tipinde mahkumlara dayak atılıyor ve kötü muamele uygulanıyor. Bu satırların yazarı mahkumların dövüldüğünü gördü. Bu tespit sadece alınan kimi duyumlardan ibaret değildir. L Tipinde dayak atma ve kötü muamele uygulama timleri var. Mahkumlara atılan dayak ve uygulanan kötü muamele, bizzat cezaevi yönetiminin kararı ile yapılıyor. Dayak timinin başında S. Adlı gardiyan var. Koğuşlarda adli mahkumlar kavga yapıyor. Gardiyanlar haksız ve suçlu olduklarına inandıkları mahkumu, koğuştan çıkarıp ara koridora götürüyorlar. Ara koridorda kamera yok ve mahkuma gereken ders veriliyor!! Oysa cezaevinin disiplin kuralları var. Kuralların işletilmesi yerine, dayak atma ve kötü muamele tercih ediliyor. L Tipinde yatan her mahkumun, bu uygulamadan haberi var. Adli mahkumlar bu uygulama karşısında sessiz kalıyor, suç duyurusunda bulunanların dilekçeleri de savcılığa gönderilmiyor.
L Tipinde 8 ay kalmış bir insan olarak, bu yazıyı yazdım. Yazdıklarım içinde eksiklikler vardır, fazlası yoktur. Tecrit ve tredman politikaları sadece F Tiplerinde uygulanmıyor. Artık L Tiplerine de gözlerin çevrilmesi gerekiyor. Kimi uygulamaları ile L Tipleri, F Tiplerini geride bırakıyor. Görüldüğü gibi L Tipleri “Altın Kafes, beş yıldızlı otel” değildir. L Tipleri de, F Tipleri gibi birer tecrit yuvalarıdır.
Peki ne yapmalı? Her mahkum yaşadıklarını mutlaka yazmalı ve kamuoyuna duyurmalıdır. Maruz kalınan kötü muameleye karşı, mutlaka hukuki yollara başvurulmalıdır. Mahkum olmak ve Türkiye’de hapiste yapmak zor bir iştir. Özgürlüğün sınırlandırılması tüm insani haklarımızın ortadan kaldırılması anlamına gelmiyor. Hapishaneler dış dünyadan soyutlandığımız, yalnızlaştırılmaya çalışıldığı mekanlardır. Bu yalnızlaştırma çabasını tersine çevirebilir mahpuslar, çevirmelidir de. Su vermek nasıl çeliği sertleştiriyorsa, hapishanede mahkumu sağlamlaştırır. Türkiye’de ve dünyada ne çok acılar yaşanıyor. İnsan bunlara kayıtsız kalabilir mi? Her insan tek başına güçsüzdür, ince bir çubuk gibidir, ama eğer bu ince çubuklar birbirine sıkıca bağlanırsa, hiç kimse ortaya çıkan süpürgeyi, her türlü pisliği süpürmekten alıkoyamaz. Ne yazık ki, beden ödenmeden, acılar yaşanmadan, mücadele etmeden, karanlıklar aydınlanmıyor. Geçerken günler düşmana inat yıkılmamalı insan. Esas mesele bu.
Temmuz 2008
Mehmet Desde
Tire hapishanesi
Not: Bu yazı 29. 12. 2007 tarihinde, Alanya L Tipi Hapishanesinde yazıldı. Temmuz 2008 tarihinde yeniden gözden geçirilerek güncelleştirildi.
