“Yol haritası” protokolleri imzalandı…

- TÜRKİYE-ERMENİSTAN -

31 Ağustos 2009 tarihinde karşılıklı parafe edilen iki protokolle Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelere yeni bir gelişme daha eklendi. Kamuoyuna yapılan açıklamaya göre, İsviçre’nin arabuluculuğuyla taraflar “Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü” ile “İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü”ne dair “iç siyasi istişarelerini başlatma konusunda mutabakata” varmışlardır.
Yine varılan anlaşma uyarınca sözkonusu protokoller 10 Ekim 2009 tarihinde İsviçre’nin Zürih kentinde, ABD, Fransa, Rusya, İsviçre Dışişleri Bakanları ve AB temsilcisi ile Avrupa Konseyi temsilcisinin de katıldığı bir törenle, Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları tarafından imzalandı.
Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları’nın resmen imzaladığı protokollerde nelerin yer aldığından daha çok, böylesi bir resmi ilişkinin, karşılıklı belge imzalamanın kendisi önemli bir gelişmedir. 13 Ekim 1921 tarihinde, o dönemin Türkiye’sinin yönetimiyle Sovyet Cumhuriyetleri kapsamında Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın (o dönem bu üç ülke Transkafkasya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti içinde yer alıyordu) imzaladığı ve Kars Anlaşması olarak adlandırılan anlaşmadan bu yana ilk kez karşılıklı resmi imza atılıyordu.
Bu adım Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasındaki dönemde Türkiye Cumhuriyeti devletinin Ermenistan Cumhuriyeti ile resmi diplomatik ilişkilerinin olmaması olgusuna son veren, karşılıklı diplomatik ilişkileri resmen başlatan bir adımdır.
Bu adımın ön çalışması, resmi açıklamalardan okunabileceği gibi Ağustos 2007 tarihinde başlatılan bir girişimle başlamış, gizli görüşme ve pazarlıkların ardında 2008 Temmuz ayında sorun kamuoyuna yansıtılmıştır. Sözkonusu yansıtma ise bilindiği gibi Ermenistan-Türkiye milli futbol takımlarının karşılaşması üzerinden, Serj Sarkisyan’ın Abdullah Gül’ü davet etmesi ve Gül’ün 6 Eylül 2008 tarihindeki maça gitmesi sürecinde olmuştur. Sözkonusu bu gelişmeden sonra karşılıklı görüşmelerin yapıldığı da artık gizlenmemeye başlanmıştı.
Sözkonusu görüşmelerin ilk meyvesi Gül’ün Erivan’a gidip Sarkisyan ile birlikte maç seyretmesi iken, ikinci meyvesi 23 Nisan 2009’da kamuoyuna yapılan açıklamaydı. Buna göre ikili ilişkileri geliştirme konusunda taraflar “kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık kalmışlardır” ve taraflarca “Bu çerçevede yol haritası belirlenmiştir”. 24 Nisan’a alelacele yetiştirilen bu açıklamada “yol haritası” konusunda somut bir bilgi yoktu. Buna rağmen üzerinde anlaşıldığı belirtilen kimi noktalarda kamuoyuna sinyaller veriliyordu.
Bunlar içinde Ermenistan’ın 1921 tarihindeki anlaşmayı kabul etmesi, yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi sınırlarını kabul etmesi; Türkiye’nin sınır kapısını açması; karşılıklı büyükelçiliklerin açılması ve elçilerin atanması vb. noktalar yer alıyordu.
31 Ağustos 2009 tarihinde üzerinde anlaştıklarını açıkladıkları “Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü” ile “İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü” sonuç itibariyle sözkonusu edilen “yol haritası”nın somutlaştırılmasıdır.
Bu protokollerin 31 Ağustos’ta karşılıklı parafe edilmesi ve 10 Ekim’de iki ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanması, 2007 Ağustos ayında başlatılan girişimin anda vardığı resmi sonuçtur. Bu konuda birinci aşamanın tamamlanması, sözkonusu protokollerin parlamentoda onaylanıp yürürlüğe girmesiyle gerçekleşmiş olacaktır.
Sözkonusu protokollerin imzalanması sonrasında Serj Sarkisyan’ın Türkiye-Ermenistan maçını izlemek için Türkiye’ye gelmesi de, özellikle diaspora Ermenilerinin Sarkisyan’a karşı protestolarına ve Ermenistan’da da Taşnak vb. kesimlerin karşı çıkışlarına rağmen Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye çalıştığını gösteren bir adım olmuştur.
Ermenistan daha protokoller yürürlüğe girmeden Kars Anlaşması’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi devlet sınırlarını tanıdığını kamuoyuna açıklamıştır. Ermenistan Meclisi’nin sözkonusu protokolleri onaylayıp onaylamaması esas olarak soykırım gerçeği tanınmadan Türkiye ile ilişkileri reddeden milletvekillerin sayısına bağlı. Ermenistan’ın genel olarak ekonomik çıkarları da gözönüne alındığında, protokoller büyük olasılıkla onaylanacaktır.
Türkiye için ise durum biraz farklıdır. Aslında protokollerin onaylanması için AKP yeterli milletvekili sayısına sahiptir. Bu açıdan onaylaması mümkündür. Fakat işin içine Azerbaycan ile ilişkiler ve Yukarı Karabağ sorunu girince, AKP’nin işi kılıfına uydurmakta zorlanacağı bir durum sözkonusudur. Bu zorluktan kurtulması için esas arzuları ise “Minsk Grubu”nun Yukarı Karabağ meselesini bir an önce çözüme kavuşturmasıdır. Bu konudaki diplomatik görüşmeler hızlandırılmış biçimde yürütülmektedir. Aliyev ile Sarkisyan’ın son beş ayda beş kere bir araya getirilmesi de bunun bir ispatıdır.
Kısacası TBMM’nin sözkonusu protokolleri onaylaması meselesi –hem AKP hükümetinin hem de ABD, AB ve Rusya’nın tavırları gözönüne alındığında sonuçta onaylanması olasılığının büyük olduğu tahmin edilse de- biraz sürüncemede kalacağa benziyor.
Protokollerin esas içeriği, başlıklarından da çıkarılabilir. Sözkonusu olan diplomatik ilişkilerin kurulması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesidir. Bunun için de kuşkusuz ki karşılıklı adımlar atılacak. Diplomatik ilişkiler, protokollerin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmasıyla resmen başlamıştır aslında. Buna rağmen devlet ilişkilerinde karşılıklı büyükelçiliklerin varlığı öngörülüyor. Önce Tiflis Büyükelçilikleri karşılıklı akredite edilecek, sonra da Ankara ve Erivan’da büyükelçilikler açılacak.
Türkiye karayolu sınırını açacak, protokollerin yürürlüğe girmesinden iki ay sonra gerçekleşmesi gerekiyor. Ama Karabağ sorunu işin içine girince Türkiye’nin bu işi belli bir süre erteleyeceğe benziyor.
Ticaret için anlaşmalar tamamlanacak… Bu konuda daha şimdiden Ermenistan’ın “TÜSİAD”ı olarak adlandırılan patronların temsilcileri Türkiye’de görüşmelerde bulunmakta ve karşılıklı işbirliği, yatırımlar üzerinde anlaşmalar yapmaktadır.
Ermenistan’ın Türkiye’nin sınırlarını tanıması işi, Ermenistan yetkilileri tarafınca resmen açıklanmıştır ve protokoller onaylanınca da yinelenmiş bir onay olacaktır.
Tartışmaların merkezindeki sorun ise soykırım konusudur. Bu konuda protokollerde herhangi bir şey sözkonusu değildir. Fakat hükümetlerarası kurulacak komisyonlar ve alt komisyonların sözkonusu edildiği yerde, bu konuyu ele alacak alt komisyonun kurulması da sözkonusu edilmektedir. Türkiye tarihi tarihçilere bırakalım derken, bu protokollere göre, tarih tarihçilere değil, sözkonusu komisyonlarda yer alacak temsilcilere bırakılmaktadır. Bu bağlamda sözkonusu komisyonda Ermenistan ve Türkiye dışında İsviçre temsilcilerinin yer alacağı gibi, gerekirse başka ülkelerden de “bilirkişi”ler yer alabilecektir.
Soykırımın tarihi bir gerçeklik olduğu olgusunun, sözkonusu alt komisyonlarda soru işareti haline getirildiği konusunda diaspora Ermenilerinin bir bölümünün ve Taşnak vb. kesimlerin itirazı, eleştirileri vardır.
Türkiye’de de kafatasçı geleneğin sürdürücüleri tarafından sözkonusu protokollere karşı çıkış vardır.
Karşılıklı ilişkileri geliştirmede hangi hızla yol alınacağı, ya da nasıl bir ilişki geliştirileceği sorularına cevabı önümüzdeki süreçte göreceğiz. Türkiye-Ermenistan milli maçı ertesinde Azerbaycan ile gündeme getirilen “bayrak” ya da “çöp kutusu” krizi gibi tartışmalar ve ırkçı tavırlar da tarihin çarkının ileriye dönmesini engelleyemeyecektir.
Egemenler kendi aralarında ilişkileri geliştirirken, Türkiye ve Ermenistan halkları da kendi aralarındaki ilişkileri geliştirme, halkların kardeşliğini sağlama temelinde, düşmanın şu ya da bu halk, ulus olmadığını; her ulusun ezen, sömüren egemen sınıflarının ezilenlere düşman olduğunun bilincinde “kendi” düşmanına karşı devrim için mücadeleyi yükseltme görevine sahiptirler.
Bunun için de önkoşullardan biri başta Türk milletinden olmak üzere Kürt milleti ve müslüman dininden milli azınlıkların Ermenilere yönelik soykırımın tarihi bir gerçeklik olduğunu kabul etmesi ve bu barbarlığı lanetlemesi; diasporadaki Ermenilerin Batı Ermenistan’a geri dönme ve yerleşme hakkını savunması gerekir.

29 Ekim 2009✓