Üçüncü köprüye hayır!
Beykoz ile Sarıyer arasında, boğaza üçüncü bir köprü yapılması planlanıyor.
Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, RT Erdoğan üçüncü köprü için cinayet demişti. “Üçüncü köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul’un çağdaş kentleşmesi ve şehir içi ulaşım sistemi için ölümcül sonuçlar doğurur” diyen Başbakan bugün, “Bu ülkede boğaz köprüsü yapılacağı zaman ne gürültüler koparıldığını hatırlayınız. Bugün bile hâlâ üçüncü köprü yapılmasına karşı çıkanlar var. Bu zihniyetler maalesef hâlâ aramızdalar” diyor. Erdoğan dün “cinayet” dediği köprüyü bugün savunuyor.
Siyasetçiler sermayenin çıkarlarını savundukları için, dün karşı çıktıkları şeyi bugün savunmaları bizim şaşırtmıyor. Ne de olsa “dün dündür, bugün bugündür!”
Planlanan yeni köprü savunulduğu gibi İstanbul’un trafik yükünü azaltmayacaktır. Her yeni köprü ile birlikte İstanbul’un trafik yükü artacaktır. Kara taşımacılığı ön planda geldiği, özel otomobiller sürekli arttığı sürece, yeni yollar, köprüler ihtiyacı karşılamada yetersiz kalacaklardır.
İstanbul trafiğinde toplu taşım araçlarının payı yaklaşık yüzde sekiz, özel araçların ise yüzde 92’dir. Köprü geçişleri bu oranı özel araçlar lehine daha da artırmaktadır. 2010 yılında İstanbul’da özel araç sayısının dört milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Bu durum daha şimdiden dördüncü köprü projesinin hazırlanacağının bir ifadesidir.
Bu nedenle planlanan üçüncü köprü, kent trafiğini rahatlatmayacak, aksine trafik yükünü çoğaltacak, yeni bir köprü yapımını tetikleyecektir.
Üçüncü köprü kentin kuzey bölgelerindeki ormanlık alanların yok olmasına yol açacak, su havzalarını tahrip edecektir.
Üçüncü köprü, sağlıksız ve kaçak yapılaşmayı tetikleyecek, yeni kaçak bölgeler oluşacaktır.
Karadeniz Sahil Yolu’nu işlevsel hale getirme amacına da sahip olan üçüncü köprü, İstanbul trafiğini azaltmayacak tersine yük getirecektir. Üçüncü köprü için transit geçişin planlandığı öne sürülüyor. Oysa ikinci köprü projesinde olmayan pek çok bağlantı yolu, köprü çevresinde oluşan yapılaşma nedeniyle devreye alınmış, köprüdeki trafik akışı kent içi trafiğine yakın bir yoğunluğa ulaşmıştı. Üçüncü köprüde aynı duruma yol açacaktır.
İstanbul’un Kuzey tarafı yeni yerleşmeler için cazibe merkezi haline gelecek, üçüncü köprü kendi talebini yaratacak, artan nüfus ve ekonomik hareketlilik bırakalım ilk iki köprünün yükünü hafifletmeyi, iki köprüyü de içine alacak şekilde olumsuz sonuçların kentin geneline yayılmasına neden olacaktır.
1973 yılında yapılan birinci köprüden önce tarihi yarımada ve Beyoğlu’yla sınırlı yerleşik alan, köprü ve çevre yollarla Beşiktaş ve Bakırköy’e kadar yayılmış, ikinci köprü ile de uçsuz bucaksız kaçak yapılarla dolu devasa büyüklüğe ulaşmış, Elmalı ve Küçükçekmece Barajları su rezervi dışına çıkartılmış, orman alanlarında ciddi bir gerileme görülmüştü. Üçüncü köprü ile İstanbul Karadeniz kıyılarına kadar genişleyecek, yeni yerleşim birimlerinin oluşması orman alanlarını ve su havzalarını yok edecektir.
Çözüm toplu taşımacılıkta!
İstanbul’un trafik yükünü azaltmak için devreye sokulan üçüncü köprü de çözüm değildir. Trafik sorununa çözüm toplu taşımacılığı geliştirerek bulunabilir.
Ulaşımda, bireysel trafik değil, toplu taşımacılığa önem verilmeli, raylı sisteme özel ağırlık verilmelidir. Ekonomik açıdan olduğu kadar, ekolojik açıdan da felaket olan bireysel trafik sınırlandırılmalı, toplu taşıma sistemleri geliştirilmeli, özel arabadan kaçış teşvik edilmelidir.
Ulaşım esas olarak metro, tramvay, vapur ve otobüs ile yapılmalıdır. Toplu taşıma araçları ucuz, dakik, temiz, rahat olmalı, talebe göre seferler sık olmalıdır. Metro ve tramvayın ulaşamadığı yerlere otobüs seferleri konulmalı, insanlar kısa zaman ve mesafede toplu taşıma araçlarına ulaşabilmelidir. Yollarda öncelik yayalara, bisikletlere ve toplu taşıma araçlarına verilmelidir. Bu geniş kaldırımların, geniş ve güvenlikli bisiklet yollarının, tercihli otobüs yollarının yapılmasını gerektirir.
Ulaşımda tercih, toplu taşımacılıktan yana yapıldığında ve ulaşım buna göre düzenlendiğinde, özel taşımacılık çekiciliğini yitirecektir. Buna rağmen otomobil sayısı sınırlandırılmalı, otomobillerden alınan vergi, otomobilin verdiği sadece görünürdeki zarara göre değil, çevre kirlenmesi ve toplumsal zararlar da göz önünde alınarak hesaplanmalıdır. Mutlaka hız sınırlaması uygulanmalı, motor gücü sınırlanmalı, arabaların teknik olarak çevreye en az zarar vermesi için kontrol süreleri sıklaştırılmalıdır.
Bugünkü trafik problemi burjuvazinin kapitalist ulaşım politikasının sonucudur.
Ya özel taşımacılık değil, ya toplu taşımacılık! Çevre ve toplum sağlığı açısından, gelecek kuşaklara, üzerinde yaşanabilir bir dünya bırakmanın yolu toplu taşımacılıktan geçmektedir.
18 Ekim 2009 ✓
