Türkiye’den İnsan Hakları manzaraları

İnsan hakları, insanı kendi kimliğiyle yaşatacak kurallardır. İnsanın insana hükmetmesi, onu ezmesi insan onuruna yakışmayan ve kabul edilemeyecek bir davranıştır. Bu tür ayırımların yapıldığı sınıflı toplumlarda, ayrımcılığa karşı mücadele başlar. İnsanlar arasında hak, eşitlik, adalet, özgürlük düşüncesi yaygınlaştıkça bu konuyla ilgili mücadeleler de artar. İnsanların insan oldukları için sahip olmaları gereken bir takım hakları vardır. Sistem kendiliğinden insanlara haklarını vermez. Bu yüzden mücadele etmeden insan hakları kazanılamaz.
Türkiye’nin insan hakları karnesi bir çok raporlara konu olmaya devam ediyor. Sistem sözcüleri ise insan hakları demagojisinden vazgeçmiyor. Türkiye’nin “sosyal bir hukuk devleti olduğu”sözünü Cumhurbaşkanı’ndan sıradan valisine kadar tüm yetkililer ağzından düşürmüyor “Ülkemizde insan hakları var mıdır?” Önce bazı sorular soralım? Yanıtlarını da vermeye çalışalım. Türkiye insan hakları alanında nerede duruyor? Türkiye’nin insan hakları karnesi düzeliyor mu? Türkiye’de işkence ve kötü muamele münferit bir olay mı? Türkiye’de hukuk sistemi adil bir yargılama yapıyor mu? Türkiye’de sansür var mı? Kolluk güçlerinin kurşunlarına hedef olan var mı? Kaçırılarak işkence ve tehdit edilenler var mı? Türkçe dışında bir dil konuştukları için ceza alanlar var mı? Çocuklar özel yetkilerle donatılmış Ağır Ceza Mahkemelerinde mi yargılanıyor? İnsan Hakları savunucuları tehdit ediliyor mu? vb. vb. Bu bağlamda daha bir çok soru sorulabilinir. Bu sorulara cevap vermek için insan hakları kurumlarının raporlarına bakmakta fayda var. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) hergün, günlük insan hakları raporu yayınlıyor. Günlük rapor, basında çıkan haberler temel alınarak hazırlanıyor. Türkiye’de yapılan tüm hak ihlallerinin basına yansımadığının bilincinde olunmalıdır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın son dört haftalık verilerini baz alarak, kimi hak ihlallerini ortaya koymaya çalışalım.
Mahkûm Olan Çocuklar…
16 Şubat 2008 tarihinde Adana’da düzenlenen protesto gösterisinde, kolluk güçlerine “taş attıkları” iddiasıyla tutuksuz olarak yargılanan E.K. (14), S.A. (15), M.T. (14), Ö.K. (16) ve A.Ö.’nün (15) karar duruşması 30 Eylül 2009’da Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti 5 çocuğa “yasadışı örgüte üye olmamakla birlikte yasadışı örgüt adına eylem yaptığı” suçlamasıyla 4’er yıl hapis cezası verdi.
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 2008 yılının Ekim ayında Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde bir eyleme katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan E.Ş. ve A.U.G. adlı iki çocuğa 8 Ekim 2009’da “yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” suçlamasıyla TMY’nin 7/2. maddesi uyarınca 1’er yıl hapis cezası verdi.
2008 yılının Ağustos ayında Mersin’de düzenlenen protesto gösterisinde, kolluk güçlerine “taş attıkları” iddiasıyla yargılanan M.A. (17), C.O. (13), A.C. (14) ve R.E.’nin (14) karar duruşması 6 Ekim 2009’da Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti 4 çocuğa “yasadışı örgüte üye olmamakla birlikte yasadışı örgüt adına eylem yaptıkları”, “yasadışı örgüt propagandası yaptıkları” suçlamasıyla toplam 26 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Konuyla ilgili açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, katıldıkları gösteriler nedeniyle ceza alana 101 çocuğa toplam 466 yıl hapis cezası verildiğini belirtti.
Yargısız infazlar
27 Eylül 2009 günü sınır hattında Türk askerleri tarafından taranan Şefi Derwişi isimli bir kaçakçı hayatını kaybetti. Derwişi’nin Doğu Kürdistan’ın Xoy kentine bağlı Kutul bölgesindeki Teresabad nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.
24 Eylül 2009’da Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’nde boş bir arazide Sadullah Kaya’ya (30) ait olduğu tespit edilen ve 3 mermi izinin olduğu bir ceset bulundu. Peranis (Bağdaş ) Köyü’ne bağlı Slort (Ericik) Mezrası’nda yaşayan Sadullah Kaya’nın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı!
Kolluk güçleri, Van’ın Çaldıran İlçesi’ne bağlı Buğulukaynak (Kel) Köyü’ne 6 Ekim 2009 tarihinde baskın düzenlediler. Baskında köyden çıkmaya çalışan silahsız iki militan ve köyde yaşayan bir çocuk öldürüldü.
Ankara’nın Etimesgut İlçesi’nde, 1 Ekim 2009’da, “hırsızlık olayına karıştığı” iddiasıyla polis ekiplerinin “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle bir araca açılan ateş sonucu Musa Dönmez başına isabet eden kurşunla yaşamını yitirdi
Hatay’da 12 Ekim 2009’da polis ekiplerinin şüpheli bulduğu motosiklete yaptığı “dur” ihtarının ardından ateş açması sonucu motosiklette bulunan Murat Koku (28) yaşamını yitirdi.
Siirt’in Aktaş Köyü yakınlarında uzman çavuşluktan atıldığı belirtilen Murat Öztürk (39), 13 Ekim 2009’da başına isabet eden tek kurşunla öldürülmüş halde bulundu.
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde 17 Ekim 2009’da katıldığı bir düğünde beylik tabancasıyla rastgele ateş açan polis memuru E.A.’nın tutukluk yapan silahıyla uğraşırken, silahın ateş alması sonucu vücuduna kurşun isabet eden Özge Koca (14) ağır yaralandı. Özge Koca’ya isabet eden kurşunun sekmesi sonucu E.A.’nın oğlu T.A.’nın (5) yaralandığı öğrenilirken Özge Koca’nın kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiği bildirildi. Olaydan sonra gözaltına alınan E.A. ise tutuklandı.
9 Ekim 2009’da Şırnak’ın Cizre ilçesinde gerçekleştirilen protesto gösterilerine kolluk güçleri müdahale etti. Balkonda annesinin emzirdiği 18 aylık Mehmet’in kafasına güvenlik güçlerinin attığı gaz bombası çarptı. Mehmet, beyninde darbeye bağlı ödem oluşması sonucu 19 Ekim 2009’da tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi (Diyarbakır) Tıp Fakültesi’nde yaşamını yitirdi.
Faili Meçhul Cinayetler
Van’ın Başkale İlçesi’nde 2 Ekim 2009’da kaybolan Musa Şimşek’in (60) cesedi, 5 Ekim 2009’da Kocaköy ve Yavuzlar Köyü’nün arasında bir köprünün altında elleri bağlı başına tek el ateş edilmiş halde bulundu.
Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’nde 17 Ekim 2009’da boş bir arazide M. Ali Yılmaz’a ait olduğu tespit edilen bir ceset bulundu. Vücudunda 17 kurşun bulunan M. Ali Yılmaz’ın öldürülmesiyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Ferhat Gerçek Davası…
İstanbul Yenibosna İlçesi’nde 7 Ekim 2007’de dergi satışı yaptığı sırada polis ekibinin açtığı ateş sonucunda yaralanan Ferhat Gerçek felç olmuştu. Ferhat’ın felç olmasına neden olan 7’si polis memuru 13 sanığın yargılanmasına Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 2 Ekim 2009’da devam edildi. Duruşmada, polis memuru Hasan Bayraktar’ın ifadesi okundu. Hasan Bayraktar ifadesinde, “Ferhat Gerçek’in içinde bulunduğu grup bizi taşlamaya başladı. Kim olduğunu görmediğim bir arkadaşım havaya ateş açtı. Ben de havaya 2 el ateş ettim” dedi. Mahkeme heyeti Ferhat Gerçek’in avukatlarının sanık polis memurlarının tutuklanması talebini redetti. Mahkeme heyeti duruşmayı 12 Şubat 2010’a erteledi.
Duruşmada ilginç bir gelişme daha yaşandı. Ferhat’ın vurulmasından sonra savcılığın başlattığı soruşturma sırasında, avukatlar ‘polis telsiz kayıtlarının’ emniyetten istenilmesini talep ettiler. Bu talep savcılık tarafından rededildi. Savcılığın ret ettiği talebi mahkeme heyeti yerine getirdi. Mahkeme emniyete bir yazı yazarak, Ferhat’ın vurulduğu tarihle ilgili “telsiz kayıtları”nı istedi. Emniyet’ten gönderilen yanıtta; “kaydı yapılan telsiz konuşmalarına ait teyp bantları ve yazışmaların bir yıl süreyle” saklandığı, bu yüzden telsiz kayıtlarının silindiği belirtildi. Davadaki bir başka skandal da, atış mesafesi ve biçimini ortaya koyacak olan kanlı tişörtün kaybedilmesiydi. Davada, yedi polis hakkında “zor kullanma yetkisi aşılarak kasten yaralama” suçundan dokuzar, Gerçek ve üç arkadaşına da ‘Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına Muhalefet’, ‘Kamu görevlisine hakaret ve mukavemet’ ve ‘Kamu malına zarar vermek’ten 15’er yıl hapis cezası isteniyor.
Gördüğü İşkence Sonucu Yaşamını Yitiren Engin Çeber’le İlgili Ortaya Çıkan Karakol Görüntüleri…
İstanbul’da gözaltında karakolda ve tutuklandıktan sonra cezaevinde gördüğü işkence ve kötü muamele sonucu, 10 Ekim 2008’de yaşamını yitiren Engin Çeber’in ve üç arkadaşının gözaltında tutulduğu İstinye Polis Karakolu’na ait görüntüler 2 Ekim 2009’da yayınlandı. Görüntülerden Engin Çeber’in, Aysu Baykal’ın, Cihan Gün’ün ve Özgür Karakaya’nın bitkin oldukları anlaşılırken kayıt yapan kameraya konuşan Aysu Baykal’ın “kamera açık diye gülüyorsunuz. Yaptıklarınız işkencedir” dediği görüldü. Aysu Baykal konuşmasında polis memurlarının karakolda işkence yapmadıklarını ispatlamak için kamera kaydı yaptıklarını fakat kameranın olmadığı anda işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade ederken kendisine soru sorulan Engin Çeber’in ise çok bitkin olduğu ve sesinin çıkmadığı görülüyor.
Görüntülerin yayınlanmasının ardından bir açıklama yapan Aysu Baykal, görüntülerin karakolda yaşananların tamamını yansıtmadığını belirterek şunları söyledi: “Dayak gözaltına alındığımız sırada yani sokakta başladı. Polis arabasında devam etti. Sarıyer Muhsin Bodur Karakolu’na götürüldük. Nezarete ve lavaboya götürüldüğümüz sırada dayak yedik. Daha sonra Sarıyer Asayiş Şube’ye götürüldük. Bir polis el kamerası ile bizi kaydetmeye başladı. Ancak dayak attıkları zaman kamera kapatılıyordu. Sürekli tekme, tokat, kalın sopalar ve Engin Çeber’in kemeriyle dayak yedik. Engin Çeber’in kafasına tekmelerle vuruldu. Bu yüzden bizden daha bitkin durumdaydı. Ramazan Ayı’ydı. Polisler iftara giderken ‘İftarımızı sizinle açıyoruz’ dediler. Sadece yemek yedikleri sürede dayak yemedik. Sarıyer Adliyesi’ne götürüldük. Ben ifade verirken Engin Çeber, Özgür Karakaya ve Cihan Gür savcının kapısında bile dayak yediler”.
Görüntüleri değerlendiren Engin Çeber ve arkadaşlarının gözaltına alınmasının ardından İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen ve Sarıyer Asayiş Büro Amirliği’ne giden avukat Ömer Kavili görüntülerin eksik olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Karakola gidince kendimi tanıttım ancak hemen akabinde sıkıntıya uğratıldım. Ona rağmen sakin olmalarını sağlamaya çalıştım. Polis memurları ise tam bir öfke içerisindeydi. İçeriye girdiğimde, kapının arkasında boş zemin üzerinde yerde yatmakta olan bir kadını gördüm. Sol taraftaki odada da yere uzanmış vaziyette olan bir kişinin üzerinde 5–6 memur vardı. Memurlar, yerdeki kişinin bacağını ve kolunu katlamak ve bükmek suretiyle zor kullanıyorlardı.
Bu hususları tanık olarak dinlendiğim geçen celsede Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde anlatmıştım. Görüntülerde karşılıklı olarak ağır hakaret edildiğine yer veriliyor fakat benim orada olduğum süre boyunca ve benim duyduğum kadarıyla gözaltındakiler küfür ve hakaret etmediler; sadece slogan attılar.
Asıl çarpıcı olan, şüpheliler doktor muayenesine götürüldükleri sırada orada üstünkörü yapılan işlemlerdir; müdahale ettik. İstanbul Protokolü olarak tüm dünyaca da bilinen hukuk standardı, nöbetçi doktor tarafından uygulanmamıştır”
Cezaevinde Gördüğü İşkence Sonucu Ölen Engin Çeber’in Davası…
İstinye (İstanbul) Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi’nde ve Metris T Tipi Cezaevi’nde gördüğü işkence ve kötü muamele yüzünden 10 Ekim 2008’de yaşamını yitiren Engin Çeber’in ölümünden sorumlu oldukları iddiasıyla, 39’u gardiyan, üçü cezaevi müdürü, 13’ü polis memuru, dördü jandarma eri ve biri doktor olmak üzere toplam 60 kamu görevlisinin yargılandığı davaya Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Ekim 2009’da devam edildi. Bir önceki duruşmanın kamera kaydı yapılmadığı için aynı yargılamanın tekrarlandığı duruşmada Engin Çeber’le aynı koğuşta kalan tanık Ahmet Aksu gardiyanların Engin Çeber’i dövdüğünü söyledi.
Duruşmada söz alan tutuklu sanık Fuat Karaosmanoğlu, masum olduğunu ileri sürerek “mahkeme hipnoz ya da ilaçla tekrar ifademi alabilir, ben kendimden eminim” dedi. Mahkeme heyeti bu şekilde bir ifade alma biçiminin olmadığı gerekçesiyle sanığın bu talebini reddederek bir sonraki duruşmayı 16 Kasım 2009’a erteledi.
Türkiye Basın Özgürlüğü Sıralamasında 122. Sıraya yerleşti
Türkiye, Basın Özgürlüğü Sıralamasında En Kötü 50 Ülke Arasına Girdi. Türkiye, 2008 yılında 102. Sırada bulunuyordu. Türkiye, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında geçen yıla göre 20 sıra birden gerileyerek 175 ülke içerisinde 122. sırada yer aldı.
Türkiye, Venezuela’nın önünde, Filipinler ile birlikte 122. sırada bulunuyor. Geçen yıl Türkiye ile 102. sırayı paylaşan Ermenistan da bu yıl 111. sırada görünüyor. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs sıralamada 51. sırada, Kıbrıs Yönetimi de 25. sırada gösterildi.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü yaptığı açıklamada, “Bu düşüşün nedeni, Türkiye’de özellikle azınlıklar içerisinde Kürtleri hedef alan gazetelere yönelik sansür vakalarındaki patlama ve kamu makamları içerisinde özellikle ordu ve yargının kamuoyuna mal olmuş sorunları kendi tekelinde tutma isteği olarak gösterilebilir” denildi.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformunun yaptığı araştırmaya göre halen Türkiye cezaevlerinde 8’i yazı işleri müdürü 33 gazeteci ve yazar tutuklu bulunuyor.Terörle Mücadele yasası, 301 vb. düzenlemelerle yüzlerce gazeteci, yazar, aydın, sanatçı ve insan hakları savunucusu yargılanıyor. Sosyalist basın üzerindeki baskılar devam ediyor. Kimi internet sitelerine erişim engelleniyor. Bianet üç ayda bir medya gözlem raporunu yayınlıyor. Nisan, Mayıs, Haziran 2009 verilerine göre, 57 gazeteci 125 kişi 80 davadan yargılanıyor. TMY’den 20 kişi, 301’den 18 kişi, 215’ten 15 kişi, 216’dan 11 kişi sanık. Hapiste sosyalist ve muhalif basından birçok gazeteci var. Ayrıca sosyalist basın birçok para cezalarına çarptırılıyor. Seçim meydanlarında Kürtçe konuşmak hala yasak. Yerel medyada Kürtçe yayın engelleri varlığını koruyor. Günlük gazetesi ve Demokratik Açılım gazetesi kapatıldı. Ortaya konulan veriler Türkiye’de gerçek anlamda bir basın özgürlüğünün olmadığını gösteriyor.
Son dört haftalık verileri temel alarak kimi saptamalar yapmak istiyorum. Bu ülkede işkence ve kötü muamele sistematik olarak devam ediyor. Kural olarak 12 Eylül ve 90’lı yıllarda yapılan işkence yöntemleri bugün kullanılmıyor. Bugün sadece işkencenin yöntem ve biçimleri değişmiştir. Özde değişen bir şey yok. İşkence tüm hızı ile ve bir devlet politikası olarak uygulanmaya devam etmektedir. Bunun içinde insan hakları kurumlarının raporlarına bakmakta fayda vardır.
İdam kaldırılmıştır ama idamın yerini gözaltında kaybetme, yerinde infaz etme, polis kurşunları sonucu ölümler çoğalmaya başlamıştır. Tihv dökümantasyon merkezinin hazırladığı 16 Haziran 2009 tarihli raporda şunlar söylenmektedir: “PVSK’da Değişiklik Yapılmasına Dair 5681 sayılı Yasa’nın 14 Haziran 2007’de yürürlüğe girmesinden bu yana kolluk kuvvetleri genişletilen yetkilerini kullanırken 47 ilde meydana gelen en az 331 olay sonucunda yine en az 1605 kişi çeşitli hak ihlalline maruz kalmıştır. Aynı dönem içersinde kolluk kuvvetlerinin, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesi ile ateş açması, gösterilere müdahale ve ev baskınları sırasında silah kullanması sonucunda ya da gözaltı mekânlarında maruz kaldıkları uygulamalar sonucunda toplam 53 kişi yaşamını yitirmiştir.” Görüldüğü gibi sadece son iki yıl içinde 53 kişi polis kurşunlarına hedef olmuştur. Terörle Mücadele Yasası ve Polis Vazife ve Selayet kanunu ile kolluk güçlerine “duraksamadan ateş etme” yetkisi verilmiştir. İdam olsaydı herhalde iki yıl içinde 53 kişi asılmazdı! 30 Ağustos 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan bir habere göre, Emniyet Genel Müdürlüğü, polislerin olaylara müdahale ederken silah ve zor kullanması nedeniyle yaşanan ölüm ve yaralama olaylarında son dönemde artış görülmesi üzerine il emniyet müdürlerini uyarmıştır. Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, il emniyet müdürlerine gönderdiği talimatta, polisin silah ve zor kullanmasıyla ortaya çıkan olaylarda denetim eksikliklerin görüldüğünü ve bunun il emniyet müdürlerinin performanslarına yansıtılacağını söyleme gereğini duymuştur.
Bu ülkede çocuklar taş attıkları gerekçesi ile Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanıyor ve onlarca yıl hapis cezalarına çarptırılıyorlar.
Kimi işkenceciler yargı karşısına çıkıyor. Hemen bilinen güçler devreye giriyor. Deliller karartılıyor ve yok ediliyor. Bir çok davada olduğu gibi, Ferhat Gerçek ve Engin Ceber davalarında da delillerin nasıl karartıldığına tanık oluyoruz. Fazla söze gerek yok. Burası Türkiye. Hak ve özgürlüklerin bu coğrafyada yaşam bulması yürütülecek mücadeleye bağlıdır. Hak arama mücadelesi yürütülmeden, özgürlükler elde edilemez.

22 Ekim 2009
YDİ Çağrı okuru ✓