Darbe sonrası gelişmeler…

- HONDURAS -

Honduras’ta 28 Haziran 2009 tarihinde ordu, bir darbe ile Başkan Manuel Zelaya’yı Kosta Rika’ya sürmüş, Zelaya’nın yerine parlamentodaki oylamayla Meclis Başkanı Roberto Micheletti’yi başkanlık koltuğuna oturtmuştu.
Böylesi bir darbeyi dergimizin 136. sayısında “postmodern darbe” olarak değerlendirmiş ve içinde bulunduğumuz uluslararası koşulların “doğrudan ve kanlı askeri darbelere” uygun olmadığını ortaya koymuştuk.
Darbeden sonraki süreçte varolan gelişmelerin temel ekseni, Zelaya’nın Honduras’a dönüp görevinin başına geçmesi için darbecilerle yapılan pazarlıklardır. Gerçekte darbecileri meşru kılmaktan başka bir anlama gelmeyen bu pazarlıklar hala sürüyor ve darbeciler zamana oynuyor.
Zelaya ise, iki başarısız denemeden sonra Honduras’a gizlice girip Brezilya’nın Honduras’taki Elçiliğine sığındı. Honduras’a dönmesi Zelaya’nın hanesine artı puan olarak geçti. Darbecilere karşı direniş ve mücadele ise durmadan sürüyor. Darbecilerin temsilcilerinin Zelaya’ya görevinin başına dönmesi için dayattıkları kurucu meclis talebinden vazgeçilmesi koşulu Zelaya tarafından kabul edildiği halde, darbeciler anlaşmaya yanaşmadı.
Andaki görüşmelerde, ya da tartışmalarda öne çıkan konu ise 29 Kasım tarihinde yapılması planlanan başkanlık, parlamento ve belediye seçimlerinin darbecilerin yönetiminde yapılıp yapılmayacağı -darbeciler yapmak istiyor–, yapıldığında da uluslararası düzeyde seçimlerin meşru kabul edilip edilmeyeceği meselesidir.
Darbe sonrası gelişmelerde olumlu olarak görülebilecek bir durum, olağanüstü hal ilanına, sokağa çıkış yasaklarına, eylemlerin yasaklanmasına ve sayısı belli olmayan ama onlarca diye ifade edilebilecek katletme durumuna rağmen, kitlelerin önemli bir kesiminin darbecilere karşı mücadele vermesidir. Bu mücadelede yer alan kesimlerin önemli bölümü Zelaya ile hemfikir olmayan kendisini solcu olarak adlandıran kesimdir. Özellikle de sendikaların önderliğindeki grevler, egemenlere ekonomik olarak da darbe vurmaktadır.
Kısaca ifade edilirse, darbe, darbecilerin deyimiyle Honduras’ın “Chavizme” kayışını durdurma adımı olmaktan çok, sola doğru kayışı hızlandırma rolünü oynamıştır. Bu sola kayışta sözkonusu hareketin Zelaya ile yolunun nereye kadar gideceği sorusunun cevabı ise Zelaya’nın liberal siyasetinden ne kadar vazgeçeceğine bağlıdır. Anda bu hareketin önde gelenlerinin tavrı, örneğin kurucu meclis ve yeni anayasa bağlamında Zelaya’dan daha tutarlıdır. Zelaya darbecilerin temsilcileri ile görüşmede, görevinin başına gelmesi için, gelecek seçimlerde bu taleplerden vazgeçtiğini belirtirken, direnişi sürdürenler Zelaya’nın bu tavrını eleştirmektedir.
Darbeden sonraki süreçte yaşanan gelişmeler özetle böyledir. Honduras’taki darbe ve perde arkasının daha iyi anlaşılması için ama kimi verilerin, bilgilerin aktarılması gerekiyor.
Zelaya, Liberal Parti’nin adayı olarak 27 Kasım 2005 yılında yapılan seçimleri, Ulusal Parti’den rakibinin itirazlarına ve oyların yeniden sayılmasına rağmen kazanmış ve 27 Ocak 2006 tarihinde başkanlık görevini devralmıştır. Zelaya’nın partisi Liberal Parti solcu falan değildir. Örneğin Almanya’daki Hür Demokratlar Partisi (FDP) ile ilişki işinde olan bir partidir. 1982’de askeri diktatörlüğün son bulmasından bugüne kadar Honduras’ta yönetimi elinde bulunduranlar ise, Liberal Parti ile Ulusal Parti olmuştur.
Bilince çıkarılması gereken bir olgu da, Honduras’ta askeri kesimin önde gelenlerinin, ekonomide önemli köşeleri kapmış olması olgusudur. Kuşkusuz ki önemli bir olgu da bunların ABD emperyalizmi ile ilişkileridir.
Zelaya solcu olmamasına rağmen Latin Amerika’daki gelişmelerden etkilenmiş, giderek ulusal çıkarların savunusunu öne çıkarmaya başlamıştır. Bu temelde de Honduras’ı ALBA’ya üye yapmış ve ABD’nin Soto Cano’da bulunan askeri üssünü -ki bu üs ABD emperyalizminin askeri operasyonlar için kullandığı bir üstür- sivil havaalanı yapmayı kararlaştırmıştır. Bunlara ek olarak da asgari ücreti %60 yükseltmiştir.
Bu gelişmeler Zelaya’nın sola çark ettiği biçiminde yorumlanırken, Zelaya kendi partisiyle de –ya da en azından bir kesimiyle– karşı karşıya kalmıştır. Darbecilerin, Zelaya adına hazırladıkları sahte istifa mektubunun parlamentoda okunması ve parlamentonun Zelaya’nın istifasını kabul edip yerine Micheletti’yi seçmesi -ki, Micheletti de Zelaya gibi Libaral Parti’dendir– de, Liberal Parti’nin milletvekillerinin önemli kesiminin Zelaya’yı desteklemediğini göstermiştir. Sahte istifa mektubunun ne kadar rol oynadığı belli değil.
Honduras egemen güçlerinin bir kesimini rahatsız eden diğer bir gelişme ise, yarım milyondan fazla insanın imzaladığı ve yeni bir anayasanın hazırlanmasının istendiği imza kampanyasıdır. Buna bağlı olarak Zelaya’nın 29 Kasım 2009 tarihinde yapılması planlanan başkanlık, parlamento ve belediye seçimlerinin yanısıra kurucu meclis oluşturmak için dördüncü bir sandık konulmasına yönelik tavrı gündeme geldi. Bunun için de, yani, halkın kurucu meclisin oluşmasını isteyip istemediği konusunda referandum yapılması gündeme getirildi. Sözkonusu referandum 28 Haziran 2009 tarihinde yapılacaktı.
28 Haziran’da referandum değil darbe gerçekleşti. Bunun da ön gelişmeleri, ordunun sözkonusu referanduma karşı tavır takınması, seçim sandıklarını ve oyları dağıtmayı reddetmesine bağlı olarak, Zelaya’nın Genelkurmay Başkanı Romeo Vasques Velasquez’i görevden alması, Savunma Bakanı Edmundo Orellana’nın istifa etmesi vb. gelişmeler vardı.
Yüksek Mahkeme’nin böylesi bir referandumu yasadışı ilan etmesi, Zelaya’nın Velasquez’i görevden alma –daha görevi bırakmadan- kararını, Zelaya’nın yasaları çiğnediği gerekçesiyle iptal etmesi; buna dayanarak parlamentonun çoğunlukla Zelaya hakkında yasaları çiğnediği gerekçesiyle soruşturma açılmasını kararlaştırması; buna rağmen Zelaya’nın tavrından vazgeçmemesi bardağı taşıran son damla olmuştur.
Zelaya’nın sola çark ettiği söylendiği 2008 yılından bugüne kadar savunduğu siyaset, gerçekte sol bir siyaset değildir. Fakat askeri diktatörlüğün son bulması ile birlikte oluşturulan anayasa, burjuva demokrasisi açısından da gelişmelerin önünde engel olarak durmaktadır. Zelaya ve daha da önemlisi ülkenin bağımsızlığını isteyen kesimler anayasanın daha çok halkın çıkarını temsil etmesini istemektedir. Bu istem ise anda iktidarı elinde tutan kesimleri ve ABD emperyalizminin kimi kesimlerini rahatsız etmiştir.
Darbe olmaması durumunda Zelaya’nın görev süresi 27 Ocak 2010 tarihinde bitiyordu. 29 Kasım’daki seçimlere ise zaten katılma durumunda değildi. 28 Haziran’daki danışma referandumu yapılsaydı da, Zelaya’nın yeniden seçimde aday olması durumu yoktu.
Gelişmeler darbecilerin zamana oynadığını, 29 Kasım’da seçimlerin yapılmasının büyük olasılık olduğunu ve 27 Ocak 2010 tarihinde seçilmiş, ya da seçtirilmiş yeni başkanın koltuğuna oturacağını gösteriyor.
Bu arada ama Zelaya’nın da, darbecilerin de isteğinin ötesinde sola eğilimli, demokrasi için mücadele eden bir muhalefet gelişmektedir. Gelişmeler içinde olumlu olan yan budur.

28 Ekim 2009 ✓