“Barış İçin Samimiyet ve Cesaret” konferansı yapıldı

Türkiye Barış Meclisi Mersin Kongre Merkezinde “Barış İçin Samimiyet ve Cesaret”  konferansı düzenledi. 17 Ekim’de üç ayrı oturum olarak düzenlenen konferansta akademisyenlerden gazetecilere, siyasetçilerden insan hakları savunucularına kadar birçok konuşmacı yer aldı.
Sabah saat 10’da başlayan konferansın açılış konuşmasını TBM üyesi Celal Temel yaptı. Temel TBM’nin kuruluş sürecini ve bugüne kadar yaptığı çalışmaları özetledi. Celal Temel konuşmasında savaşın nedeni olarak haksızlıkları göstererek, haklı denilen savaşların dahi artık son bulması gerektiğini belirtti. Ayrıca II. Dünya Savaşının yarattığı tahribattan dolayı tarafların birbirleri ile bir daha savaşmayacaklarını, yeni iç savaşların olmayacağını, faşizmin tekrar dünyaya egemen olmayacağını savundu. Kafkaslarda ve Balkanlarda savaşların son bulduğunu vb. belirtti. Oysa Temel Ortadoğu’ya, Afganistan’a, Irak’a hiç değinmedi. Ve dünyada şimdi yürüyen savaşlara bile bakmak Temel’in bu iddiasının ne kadar temelsiz olduğunu gösteriyor.
Açılış konuşmasından sonra ilk oturuma geçildi. Birinci oturumda Avukat Özgür Sevgi Göral, İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Yücel Sayman ve DTP Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş yer aldı. İlk konuşmayı yapan Özgür Sevgi Göral Anayasanın hukuki, teknik değil, siyasi bir metin olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı ve bugünkü anayasanın 1924 Anayasasının temeli olduğunu, bu anlamıyla temel olarak Türkiye’nin hala 1924 Anayasası ile yönetildiğini söyledi. Göral 1924 Anayasasının etnik anlamda Türkler, Türkleştirilecek olanlar (Kürtler, Araplar ve diğer Müslüman azınlıklar) ve diğerleri (Gayri Müslimler, Türkleştirilmeyecek ve pratikte sürülen, katledilen Ermeniler, Rumlar vb.) olarak Türkiye’yi üçe böldüğünü, ülkede ordunun vesayetinin olduğunu, Militarizmin toplumu etkisi altına aldığını açıkladı. Ayrıca iddia edilenin tersine 1961 Anayasasının darbe anayasası olduğunu, bu anayasa ile ordu vesayetinin kurumsallaştığını, 1982 Anayasasının ise bu durumu daha da ileriye götürdüğünü belirtti. Göral 1982 Anayasasını gündelik faşizmin metni olarak niteledi.
Yücel Sayman ise konuşmasında Yargı Reformuna değinerek, bu reformun ileri bir adım olduğunu ancak milletvekillerinin özgür olmadığı, kendi kendilerini bile temsil edemedikleri Türkiye’de bu reformun işlemeyeceğini söyledi. Sayman yeni bir anayasa için kendi önerilerini sıraladı.
Selahattin Demirtaş ise konuşmasında DTP’nin yeni bir anayasa hazırlanmasından yana olduğunu ancak AKP’nin “bu meclisle yeni bir Anayasa yapılamaz” diyerek buna yanaşmadığını ve anayasa değişikliğini gelecek döneme bıraktığını söyledi. Açılım sürecinin de AKP ve devlet tarafından resmi tezin pompalanması için kullanıldığını anlattı. Ayrıca “DTP olarak tüm kesimlere Demokratik Cumhuriyet yaratma isteğimizi yeteri kadar anlatamıyoruz” dedi. Selahattin Demirtaş 90’lardaki ulus-devlet talebinden ileriye doğru Demokratik Cumhuriyet talebine gelindiğini ve bu talebe devrimci-ilerici aydınlardan, hareketlerden öğrenilerek, tartışılarak gelindiğini söyledi. Ayrıca yeni gelecek olan barış grupları hakkında da “99’daki gibi olmayacağını seziyoruz” dedi. Demirtaş konuşmasını yeni bir anayasa için önerilerini sıralayarak bitirdi. Bu öneriler Anayasadan etnik kimliklerin çıkarılması, resmi dili Türkçenin yanı sıra kamusal alanda diğer dillerin kullanılabilmesi, Kürtçe eğitim yapılabilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi vb.  “DTP kapatılırsa ne olabilir” sorusuna da Demirtaş “bize herhalde halk aynı görevi vermez, iş başka yere gider” şeklinde cevap verdi.
Öğleden sonraki ikinci oturumun başlığı ise “Çözüm önerileri ve DKÖ’lerinin ve STK’lerin rolü” idi. Bu oturumda TİHV Yönetim Kurulu üyesi Coşkun Üsterci, Gazeteci-Yazar İnci Hekimoğlu, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ve KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek yer aldı. Oturumu Yazar Adil Okay yönetti.
Coşkun Üsterci AKP’nin zikzaklar çizdiğini ancak artık geri dönülemez bir noktaya gelindiğini belirtti ve çok güçlü sol-demokrat bir hareketin olmadığını söyledi. İnci Hekimoğlu ise konuşmasında Ordunun vesayetinden bahsederek TV8’de çalıştığı bir dönemi anlattı. TV8’de yapılan haberlerde PKK ve Öcalan’dan bahsedilirken bu isimlere “bölücü örgüt”, “terörist”, “bölücübaşı” vb. ön ek yapılmadığını, bir süre sonra ise Genelkurmay’dan haberlerde PKK ve Öcalan’dan bahsedilirken, bu isimlerin nasıl kullanılması gerektiği yönünde bir uyarı faksı geldiğini söyledi. Buna rağmen Türkiye’de medya dilinin de yavaş yavaş değiştiğini belirtti. Galip Ensarioğlu konuşmasında Türkiye’nin enerji koridoru rolünü istlendiğini ve bu koridorun güvenli olmasının zorunlu olduğunu, Irak’ta Kürdistan’ın kurulmasını ve ABD’nin burayı üs olarak kullandığını, ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yi AB’ye sokma gayretinde olduğunu, Rusya’nın eski gücünü toplayarak Türkiye üzerinden dünyaya açılmaya çalıştığını açıklayarak, bu nedenlerden dolayı Demokratik Açılık sürecinin Türkiye için bir zorunluluk haline geldiğini söyledi.
KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ise Kürt nüfusunun büyük çoğunluğunun emekçi olduğunu belirterek konuşmasına başladı. Şimşek Kürt sorununun emek mücadelesinin önünü tıkadığını ve bu nedenle çözülmesinin önemli olduğunu söyledi. Ayrıca DTP’ye ve KESK’e yapılan saldırıları göstererek AKP’nin samimiyetsizliğini anlattı. Şimşek “bu sürecin arkasında tasfiye olsa dahi süreci desteklemek ve oyunları bozmak, onları samimiyete ve cesarete davet etmemiz gerekir” dedi.
Coşkun Üsterci ise konuşmasında “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözünün arkasında Ermeni katliamının, Rumların sürülmesinin, Kürtlerin katledilmelerinin, Kore’ye, Somali’ye, Afganistan’a asker göndermenin üzerine kurulduğunu, bu kavramın büyük bir aldatmacadan ibaret olduğunu söyledi.
Üçüncü oturumda Mersin İhracatçılar Birliği eski Başkanı Abdullah Ayan, TBM üyesi Ayla Yıldırım ve Gazeteci Murat Çelikkan konuştu. TBM üyesi Ayla Yıldırım Abdullah Öcalan’ın yol haritasının avukatlarına teslim edilmesi ve tartışılması gerektiğini söyledi. Murat Çelikkan da konuşmasında yaşanan olumsuzlukları sıralayarak kara bir tablo çizdi, ardından olumlu gelişmelerden bahsetti. Çelikkan konuşmasında “Çözüm için yol haritası zor değil, talepler değişmedi ki” dedi. Oysa Demirtaş’ın da konuşmasında değindiği gibi Kürt hareketinin talepleri değişti. Özellikle 90’lı yıllardan sonra talepler ciddi bir değişime uğradı. Kürt Ulusal Hareketinin ilk talebi ayrı bir devlet kurmak idi, sonradan ise demokratik konfederasyon talebi geliştirildi, oysa gelinen aşamada sadece yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve diğer hak talepleri var.
Konferans, oturumların ardından kapanış konuşması ile son buldu. Konferansta verilen aralarda YDİ Çağrı gazetesinin dağıtımı yapıldı.

19.10.2009