İkinci ‘Barış Grubu’ geldi
‘Barış’ olacak mı?

Abdullah Öcalan’ın “Kürt sorununda yaşanılan tıkanıklığı aşmak” için gönderilmesini istediği “Barış Grupları” Kandil ve Mahmur’dan geldi. Avrupa’dan gelecek olan 3. Barış Grubunun ise 25 Ekim -1 Kasım tarihleri arasında İstanbul’a gelmesi bekleniyor.
19 Ekim Pazartesi günü Mahmur’dan gelen 4’ü çocuk 26 kişi ve Kandil’den yola çıkan 8 gerilla Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yaptı.
Habur Sınır Kapısı’nda özel görevli savcılar tarafından sorgulanan gruptan beş kişi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Basına yansıyan bilgilere göre, tutuklanması istenen beş kişi –üçü Kandil’den, ikisi Mahmur’dan gelmişti- ifadelerinde “önderlik” ve “sayın Öcalan” kelimesi geçtiği için mahkemeye sevk edildi. Tutuklanması istenen beş kişi hakim önünde diğer 29 kişinin verdiği ifadeyi tekrarladıkları için serbest bırakıldılar. 34 kişinin ortak verdiği ifade şöyle:
“Öcalan’ın çağrısı var. Demokratik açılıma ve Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sunmak amacıyla kendi irademle Türkiye’ye geldim.” (21 Ekim Çarşamba, Taraf)
Gruba, talep etmemelerine “gelişimizin, 221. maddeden yararlanma gibi bir amacı yoktur. Başta akan kanın durması, anaların ağlamaması ve barış içinde ortak yaşam zeminini güçlendirmek amacıyla kendi özgür irademizle yola çıktık. Bu adımımızda da görüldüğü gibi, sorunun kaynağı değil, çözümün tarafıyız.” demelerine rağmen, “etkin pişmanlık yasasını” düzenleyen TCK 221. maddesi uygulandı. 
Kendilerine ‘Barış ve Demokratik Çözüm Grubu’ adını veren grup, taleplerini içeren bir mektubu, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı’na vermek üzere beraberinde getirdi.  Mektupta şu 9 talep sıralanıyor:
“1-Önder Abdullah Öcalan’ın hazırladığı Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümü için YOL HARİTASININ ilgili muhataplarına verilmesini ve tüm kamuoyuna açıklanması, 
2-Askeri ve siyasi alana dönük operasyonların durdurulmasını ve Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümünün önünün açılmasını ve bu çözümün Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesine bağlı olarak Kürt halkının özgür iradesini esas alma temelinde diyalog ve müzakere yöntemiyle gerçekleştirilmesini, 

3-Türkiye demokratik ulusunun bir parçası olarak Kürt halk kimliğimiz temelinde ve anayasal güvenceye sahip olarak özgür, eşit ve birlikte yaşamak, 
4-Anadilimiz olan Kürtçeyi her yerde özgürce konuşmak, öğrenmek, geliştirmek ve tarihi değerlerimizi, kültürümüzü ve coğrafyamızı anadilimizde yaşamak, 
5-Çocuklarımızı Kürtçe adlandırmak, Kürtçe eğitmek ve büyütmek, 
6-Kürt halkı olarak tarihimizi, kültürümüzü, sanat ve edebiyatımızı özgürce yaşamak, geliştirmek ve korumak, 
7-Kendi kimliğimizle demokratik toplumsal örgütlenmemizi geliştirmek, demokratik siyaset yapmak ve kendimizi özgürce ifade etmek,

8-Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde özel harekatçı, korucu ve polisin baskı ve zulmünden uzak, yeterli imkanlara kavuşmuş ve güvenlik içinde yaşamak, 
9-Türkiye’nin demokratikleşmesini ve bunun için sivil-demokratik bir anayasanın hazırlanmasını istiyoruz.
Bu taleplerimiz temelinde, Kürt sorununun demokratik çözümünü, Türkiye’de barış ve demokrasi isteyen herkesle tartışmak ve birlikte çalışmak için bu adımı atıyoruz. Biz bu adımımızla tarihi yaşamaya geliyoruz. Adımımızın başarılı olacağına inanıyor ve bu temelde tüm barışseverleri saygıyla selamlıyoruz. 
Barış ve Demokratik Çözüm Grubu” 

34 kişi Habur Sınır Kapısı’nda 24 saatten uzun bir süredir kendilerini karşılamak için bekleyen on binlerce kişi tarafından karşılandı. Habur yakınındaki tır alanında ses aracı üzerine çıkan Barış Grubu üyeleri kitleye konuşmalar yaptı.
Yürüyen savaştan beslenenler, bir grup savaş rantçısının temsilcileri tepki vermekte gecikmediler. Bahçeli, “PKK Türkiye’ye değil, AKP PKK’ya teslim olmuştur. AKP’nin Kandil kadrolarıyla girdiği pazarlığın verdiği cüret ve küstahlık, bu rezalette bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır” tavrını takındı.
Baykal, “açıkça görülmüştür ki İmralı’dan gönderilen yol haritası uygulamaya konulmuştur. İmralı muhatap alınmıştır” dedi.
Başbakan Erdoğan, 34 kişinin gelmesini “sevindirici bir gelişme olarak gördüğünü” belirtirken, “Burada ben gerek dağdakilere gerek Mahmur kampında olanlara gerek Avrupa’da olanlara, hepsine çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum” çağrısını yaptı.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 34 kişinin gelmesinin “eve dönüş sürecinin bir parçası olduğunu”, “ilk planda küçük gruplar halinde 100 kişinin veya 150 kişinin dönüşünü beklediklerini” açıkladı.
Silahlı eyleme karışmayan kişilerden oluştuğu söylenen Barış Grubu’nun gelmesi, gelişen gelişmeler, yapılan tartışmalar konusunda şunları vurgulamak istiyoruz:
*Adına ne denilirse denilsin –“Kürt açılımı, demokratik açılım, milli birlik projesi”- ‘açılım’ işlemeye başlamıştır. ‘Açılım’ siyaseti hükümet ile Genelkurmay arasında sorunun çözümü için PKK açıkça muhatap alınmadan belirli siyasi adımların atılması yönünde belli bir anlaşma yapılmasından sonra devreye sokuldu.
*Barış Grubu’nun serbest bırakılması, gelecekte süren savaşın durdurulması açısından küçümsenmeyecek önemli bir adımdır, olumludur.
*Barış Grubu’nun pişmanlığı düzenleyen TCK’nın 221. maddesinden istenilmemesine rağmen yararlandırılması, önümüzdeki dönemde yapılacak kimi yasal düzenlemelerin ön adımıdır. Bu yasal değişiklikler yapılırken, af kavramı kullanılmayacak, “eve dönüşü” kolaylaştıracak düzenlemeler yapılacaktır.
*Barış Grubu serbest bırakılırken içeride de şunlar yapıldı, yapılıyor. Orduya “sınır ötesi operasyon yetkisi veren tezkerenin süresi’’ bir yıl daha uzatıldı. Operasyonlar hız kesmeden sürüyor. Polise taş atan çocuklara örgüt üyeliği suçundan ceza veriliyor. DTP’liler tutuklanmaya/gözaltına alınmaya devam ediliyor. Erzincan’da PKK’ya “eleman kazandırma çalışmaları yürüttükleri” gerekçesiyle 15 kişi tutuklandı. Dün yapılan 7 saat 40 dakika süren MGK toplantısında, ‘açılım’ sürecine vurgu yapılmadan “teröre karşı mücadelenin sürdürülmesi”ne karar verildi. Bu listeyi uzatmak mümkün.
Bu çifte standartçılığın temelinde egemenler arasındaki iktidar dalaşı, yargıda Kemalistlerin egemenliğinin yatmasının yanı sıra, savaştan beslenen kesimlerin süreci baltalama çalışması da var.
*İşçilerin, emekçilerin yürüyen savaştan hiçbir çıkarı yoktur. Akan kanın durması, yürüyen savaşın son bulması haklı taleplerdir. İşçi sınıfının kendi gerçek sorunları ile yüzleşmesi için savaşın durması gerekliliktir. Savaşın durması şovenizm zehiri ile zehirlenen sınıfın süreç içinde kendi sorunları ile yüzleşmesini sağlayacaktır.
*Ne DTP’nin/PKK’nin istediği çözüm, ne de burjuvazinin barışçı çözüm iddiasındaki kesiminin çözümü, Kürt ulusal sorununu çözmeyecektir. Emperyalizm çağında ulusal sorunun gerçek çözümü, ancak proletarya önderliğinde devrimle mümkündür.
*Kürt sorunun varlığı ve bu sorunun Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu devlet tarafından resmen kabul edilmiştir. ‘Açılım’ siyaseti bu anlamda devlet siyasetidir. Bu siyasete karşı çıkan/direnen, yürüyen savaştan beslenen önemli bir kesim vardır. Bu kesim önümüzdeki süreçte süreci sabote etmeye çalışacaktır. Yürüyen savaşın durması bir anda olmayacak, uzun sancılı bir süreç gerekecektir. Bu süreçte cinayetlerin artması, operasyonların devam etmesi, DTP’ye saldırıların sürmesi, savaşın tırmandırılması vb. şaşırtıcı olmayacaktır.
*Yürüyen savaş dursa da, PKK’nin istediği temelde kimi kültürel haklar alınsa da, Kürt ulusal sorunu gerçek anlamda çözülmeyecektir. Kürt ulusunun varlığı kabul edilse de, kimi demokratik hakları verilse de, bütün bunlar söylendiği gibi Kürt sorunun çözüleceği, barış olacağı, gerçek ve özgür birlik olacağı anlamına gelmez.
Bütün bu değişikliklerin gerçekleştiği ortam düne göre olumlu olsa da, Kürt ulusu üzerinde ulusal baskı sürecektir. Zoraki birlik sürecektir. Kürdistan’ın bölünüp parçalanması tarihi haksızlığı sürecektir vb.
Kürt ulusunun kendi kaderini tayin edeceği özgür şartların yaratılması, zoraki birliğe, ulusal baskıya son verilmesi, uluslar ve halklar arasında eşit, özgür birliğin yaratılması için TC devletinin işçi sınıfı önderliğinde demokratik halk devrimi ile yıkılması, yerine işçilerin, köylülerin iktidarının kurulması mutlak gerekliliktir.
Ulusal sorunu gerçek anlamda çözecek olan güç İşçi sınıfı önderliğindeki devrimdir!

21 Ekim 2009