1 Mayıs 2008:
Devletin işçi sınıfına faşist terörü

1 Mayıs bir kez daha faşist devlet terörüne sahne oldu
Taksim: 1 Mayıs Meydanı
Üç büyük sendika konfederasyonu – DİSK, KESK, Türk-İş- bu yıl birleşerek 1 Mayıs’ı Taksim’de birlikte kutlama kararı aldılar. Sendikaların bu tutumu demokratik ve devrimci kitle örgütlerinden, birçok emekten yana olduğunu söyleyen partiye kadar çok geniş bir kesimden destek gördü. İçinde bizim de YDİ Çağrı olarak yer aldığımız birçok devrimci gruptan oluşan “Devrimci 1 Mayıs Platformu” zaten yıllardır 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama kararlılığını bu yıl da sürdürdü. Böylece önceki yıllardan farklı olarak bu yıl ilk kez bu kadar geniş bir yelpazenin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama iradesini ortaya koyması ve bu konuda ısrarlı olacağını başından ilan etmesi üzerine hükümet sendika konfederasyonlarının temsilcileriyle görüşmeyi kabul etmek zorunda kaldı.
Sendika temsilcileriyle 1 Mayıs’ın tatil günü olarak ilan edilmesi ve Taksim meydanında kutlanması konularında görüşmek üzere masaya oturan başbakan ve diğer hükümet temsilcileri, alay edercesine temsilcileri Taksim ısrarından vaz geçirmeye çalıştı. Hükümet bunun karşılığında büyük bir lütufta bulunarak, işçi sınıfına 1 Mayıs’ı “Emeğin birlik ve dayanışma günü” olarak ilan edilmesini hediye ediyordu. Hükümet bu taktiğe başvurarak bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyordu: Birincisi; burada zaten her yıl şu ya da bu şekilde kutlanan emeğin bayramının hükümet tarafından resmen ilan edilmesi “malumun ilanından” başka hiçbir anlam taşımıyordu (olsa olsa hükümetin taviz veriyormuş gibi yaparak işçi düşmanı yüzünü gizlemesine hizmet ediyordu). İkincisi (ve daha da önemli olanı), daha önce de yapıldığı gibi bir kez daha 1 Mayıs’ın mücadeleci ve devrimci özü boşaltılmaya çalışılıyordu. 150 yıldır işçi sınıfının “Birlik, Dayanışma ve MÜCADELE günü” olan 1 Mayıs “Birlik ve Dayanışma gününe” indirgenerek sessiz sedasız “mücadele”den arındırılıyordu. Öyle ya, içinde bulunduğumuz çağ sınıf mücadelesi çağı değil (bu artık geride kalmıştı), sosyal diyalog ve sosyal dayanışma çağıydı! 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesi ise “milyarlarca zarara” yol açacağı gerekçesiyle kesinkes reddediliyordu.
Aralarında her zaman kolayca mutabakat sağlanamayan hükümetin ve devletin değişik yetkilileri arasında sözkonusu işçilerin hakları olunca çok çabuk en güçlü ittifaklar kurulabildiği bir kez daha görüldü. 1 Mayıs’ın tatil günü olması ve Taksim’de kutlama talebi hep bir ağızdan reddedilmiştir. 1 Mayıs’ın bu yıl bu kadar “medyatik” olmasından da hiç çekinmeyen devlet ve hükümet yetkilileri işçi düşmanı tavırlarından taviz vermemişlerdir ve sonuna kadar Taksim’de kutlanmasında ısrar edilmesi halinde İstanbul’u işçilere cehenneme çevireceklerini yinelemişler ve öyle de yapmışlardır. 1 Mayıs’a günler kala ortam iyice gerginleştirilmiş, arka arkaya açıklamalar yapan İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı, Çalışma Bakanı, Başbakan vd., provokasyonların olacağının ve olay çıkarılacağının duyumunu aldıklarını, kimi illegal örgütlerin çatışmalara hazırlandıklarını, Taksim’in izin verilen gösteri alanı olmadığını vb. söyleyerek, Taksim’de ısrar edilmesi halinde gerekli önlemlerin alınacağını ve polisin “orantılı” şiddet uygulayacağını vb. söylediler.
Bu “gerekli önlemlerin ve orantılı şiddetin” ne olduğu daha günler öncesinden ama en geç 1 Mayıs sabahı görüldü.
Devletin işçilere “orantılı” şiddeti
Hükümetin "Birlik ve dayanışma bayramı" olarak birkaç gün öncesinden resmen ilan ettiği 1 Mayıs, devletin yetkilileri ve güvenlik güçlerinin ortamı kızıştırarak yaptıkları hazırlıklardan sonra savaş gününe dönüştü.
Günler öncesinden başlayan 1 Mayıs tartışmalarında ve son olarak 1 Mayıs günü yaşananlar egemenlerin açık işçi düşmanı saldırgan yüzünü bir kez daha net biçimde gösterdi.
Öncelikli olarak 1 Mayıs’ın devrimci özünü boşaltıp onu bahar bayramı, birlik ve dayanışma bayramı yapıp, mücadeleci özünü hafızalardan silmeye çalışanlar bunlarla yetinmeyip 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen emekten yana olanlara vahşice saldırarak İstanbul'da Şişli ve Taksim çevresini savaş alanına çevirdi.
Sendikaların daha önce İstanbul'un üç farklı yerinden toplanarak Taksim'e girme kararı, hükümetin vapur seferlerini ve metro hattını iptal ettiğini açıklaması üzerine yeni bir değişiklik yapılarak Taksim'e tek bir koldan – Şişli istikametinden - girilmesi kararlaştırıldı.
Sabah saatlerinde Şişli’de toplanmak isteyenler önce polisin sert tepkileriyle karşılaştı, katılımcıların geri çekilmemesi sonucu panzerlerle ve gaz bombalarıyla müdahale edilmesi üzerine kalabalık ara sokaklara dağılmaya başladı ve bu andan itibaren sokak aralarında polislerle çatışmalar baş gösterdi.
Emekçilere yönelik ilk polis saldırısı ise sabah saat 06.30’da DİSK binası önünde gerçekleşti. DİSK binasında sabahlayan ve bina önünde bekleyen işçi ve emekçilere biber gazı ve su sıkan polis, saldırılara bütün gün devam etti. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, yaptığı açıklamalarda saldırıyı kınayarak bu yapılanların devlet terörü olduğunu söyledi.
DİSK önüne gelmek isteyen grupları da engelleyen polis, DİSK’in olduğu caddeyi abluka altına aldı. Saldırılar sırasında birçok kişi gözaltına alındı. Açıklamanın ardından dağılan kitleye saldıran çevik kuvvet, işçi ve emekçilerin Şişli Etfal Hastanesi bahçesine girmesi üzerine buraya da gaz bombaları attı. Saldırıdan özellikle hastalar, çocuklar ve yaşlılar ağır biçimde etkilendiler. Hastane bahçesinde bulunan hasta yakınları ve sağlık çalışanları, alkışlarla polisin bu tutumunu protesto ettiler.
YDİ Çağrı olarak Taksim’i zorladık
1 Mayıs hazırlıklarımız günler öncesinden başladı. Bir yandan Devrimci 1 Mayıs Platformunun ortak etkinliklerinde yer alırken diğer taraftan 1 Mayıs'a ilişkin bildiri, kuşlama ve stiker çıkararak bunları 1 Mayıs öncesinden değişik yerde dağıttık ve yapıştırdık.
1 Mayıs günü, YDİ Çağrı okurları ve çalışanlarıyla birlikte önceden yaptığımız plan üzerine sabah bir grup arkadaşla hem toplanma yerini keşfetmek ve hem de 1 Mayıs'a ilişkin hazırladığımız malzemeleri götürmek için erkenden toplanma alanına vardık. Daha sonra diğer arkadaşlarımızla buluşarak Şişli Camii önüne ve daha sonra da DİSK binası önüne girmeye çalıştık. Yaşanan müdahaleler sebebiyle hazırladığımız bildiriler ve pankartları kullanamadık. Fakat bir çok sokak ve alandaki yürüyüşlerde 1 Mayıs’a yönelik hazırladığımız kuşlamaları dağıttık.
Saat 12.00 civarında DİSK binası önünde DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin olayları kınayarak eyleme son verdiklerini açıklamasından sonra, diğer grupların Taksim'de toplanacağı duyurusunu almamız üzerine değişik yolları zorlayarak Taksim’e gitmeye çalıştık. Bütün çabalarımıza rağmen polis barikatlarını aşamadık. 500 kadar kişinin katıldığı kısa bir yürüyüşte "Yaşasın 1 Mayıs, Devrimci 1 Mayıs Seni Yaşatacağız, Ya Barbarlık Ya Sosyalizm, İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek, Faşizme Karşı Omuz Omuza, Yaşasın Devrimci Dayanışma" sloganlarını attık ve diğer katılan guruplar da bu sloganlara eşlik ettiler.
Tüm bu yaşananlar sonucunda Taksime giremeyeceğimizi görmemiz üzerine yeni bir durum değerlendirmesi yaparak, polisin bu saldırgan tutumu karşısında alana girmenin imkansız olduğunu, bunun için işçilerin güçlü birlikteliğine ihtiyaç duyulduğunu ve bizim elimizden geleni yaptığımızı belirterek bulunduğumuz yerden ayrılma kararı aldık.
Sonuç
Taksim kararlılığı sonucunda devletin anti-demokratik, işçi-emekçi düşmanı faşist yüzü daha açıkça ortaya çıkmıştır. Bu, işçiler emekçiler açısından bu yılki 1 Mayıs’ın en önemli dersidir. İşçiler bu ders ile birlikte egemen sınıflardan hakların dilenerek değil mücadele ile alınabileceğini net biçimde görmüşlerdir. Bunlar olumlu kazanımlar olmuştur. Bununla birlikte egemenler bir 1 Mayıs’ta daha işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününün coşkulu bir şekilde kutlanmasını, en geniş işçi kitlelerinin bu vesile ile kendi devrimci sınıf fikirleriyle tanışmasını, devrimcilerle buluşmasını – her ne pahasına olursa olsun - engellemeyi başarmışlardır.
İşçilerin ve devrimci güçlerin taleplerinde kararlılık göstermeleri, taviz vermemeleri, en yoğun saldırıların karşısında bile geri adım atmamaları diğer olumlu kazanımlardır. Ancak devletin bu saldırıları ve engellemeleri karşısında yeterince alternatifler üzerinde durulmamış olması bir eksikliktir. Sendikaların saldırılar karşısında erken gelen bitirme kararları ve alternatif üretme konusundaki yetersizlikleri her ne kadar burjuva medya tarafından övgüye layık görülmüşse de, eylemin gidişatını olumlu değil olumsuz etkilemiştir.
1 Mayıs’ın devrimci özüne uygun olarak işçi kitleleri tarafından kutlanabilmesi için sınıfın öncüsünün önünde sınıfı bilinçlendirmek ve örgütlemek gibi büyük görevler duruyor. Öncüler daha fazla işçi sınıfına yönelik çalışmaya ağırlık vermeli ve “Fabrikalar Kalemiz, Yaşasın Bolşevik Mücadelemiz!” sloganına gerçeklik kazandırmalıdırlar.
Bunun için bir dahaki 1 Mayıs’a kadar 1 yılımız var! Ancak hiç zaman kaybetmeksizin bu çalışmaya hemen başlamalıyız. Öyleyse bu şanlı görevi yerine getirmek için görev başına!
1 Mayıs kızıldır, kızıl kalacak!
3 Mayıs 2008
