Şovenizme, milliyetçiliğe, ırkçılığa, savaş kışkırtıcılığına, savaşa;

Sınır ötesi operasyona HAYIR!

Gündemde sınır ötesi harekat var. Binlerce Türk askeri sınıra yığılmış, olası bir harekat için tüm hazırlıklar tamamlanmıştır. Ülke içerisinde ise sivil faşist MHP’lilerin başını çektiği şövenist ve faşist histeri her gün artarak devam ediyor. Bu duruma nasıl gelindi?
Türkiye’nin Kuzey Irak’a girme arzusu yeni değil. Hatırlanacağı üzere daha Özal döneminde de “bir koyup üç alma” tartışma konusu olmuştu. O günden bugüne kadar Türkiye’nin stratejik çıkarları için Kuzey Irak’a girme opsiyonu konusu gündeminden hiç düşmedi. Sorunun bir yanı fırsat sorunuydu. Diğer yanı ise ABD gibi güçlerin tepkisini en aza indirme sorunuydu.
Bu açıdan bakıldığında son dönemde yaşanan bir dizi gelişme tam da Türkiye’nin hep gündemde tuttuğu ve fırsat kolladığı bu konu için zeminin hazırlanmasına hizmet etmiştir. Kısa aralıklarla arka arkaya yaşanan Anafartalar Çarşısı katliamı, bomba dolusu minibüslerin yakalanması, Beytüşebbap katliamı gibi toplumda büyük korkuya ve tepkiye yol açan olaylar her ne kadar PKK’ye yüklenmek istenmişse de, PKK tarafından üstlenilmemiştir.
Bu olaylar dizisinin en son halkasını PKK’nin operasyondan dönen 12 askeri öldürüp, sonradan açığa çıktığı gibi, 8 askeri de rehin alması olmuştur. Böylece Türkiye için yıllardır kolladığı fırsat doğmuş, Kuzey Irak’a müdahale konusu gündemin baş maddesi yapılmıştır. Askeri operasyon her ne kadar iktidar dalaşında bulunan askeri kanadın temsil ettiği bürokrat-kemalist kesime daha çok yarasa da, AKP de devletin yüce çıkarları adına ve vatanseverlikte kusur etmemek için Irak’a bir askeri müdahale tehditinin ateşli savunucusu olmuş ve hükümet olarak bu konudaki tezkereyi jet hızıyla onaylayarak meclise getirmiş ve onaylattırmıştır. Bu da devletin yüksek çıkarları sözkonusu olduğunda egemen kliklerin arasında özde fark olmadığının açık kanıtı oldu, fark olsa olsa çok belirleyici olmayan devletin yüce çıkarlarının nasıl savunulacağının detaylarındadır. PKK’nin kökünün kazınması, Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunun ve ABD’nin PKK’ya karşı harekete geçmeleri için baskı yapılması, Talabani ve Barzani’nin haddinin bildirilmesi vb. konularda hükümet partisi ile muhalefet partileri tam bir söz ve eylem birliği içindedirler. Gelen şehit haberlerinin şövenist bir toplumsal histeriye dönüştürülmesinde de her ne kadar MHP öne çıksa da, CHP ve diğer partilerin de geri durur bir yanları yoktur.
Akşam haberleri askere gitmek için can atanlarla dolu. Türkiye’nin akan kanı durdurmak için Kuzey Irak’a girmesinin şart olduğunu neredeyse herkes savunuyormuş gibi gözüküyor. Buna karşı çıkan sesler ne yazık ki çok cılız kalıyor. Öyle bir ortam yaratıldı ki, askeri müdahaleyi savunmamak, savaşı savunmamak vatana ihanetle eş anlamlı olarak görülüyor.

Sınır ötesi harekatın esas amacı nedir?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçen aylarda konu ile ilgili yaptığı konuşmalarda, Güney Kürdistan’daki Kürdistan Bölge Yönetimini açıkça hedef olarak göstermişti. Yaşar Büyükanıt’a göre, “PKK terörünün arkasında, Bölgesel Kürt Yönetimi” vardı. “Kuzey Irak’a bir askeri harekat gerekli ve zaruri” idi.
Kuzey Irak’ta askeri bir harekatın sadece PKK’ye yöneleceğini düşünen kimi liberal burjuva kalemşorlar, geçmişte “24 defa sınır ötesi harekat yapıldığını, kalıcı sonucun alınmadığını” gerekçesi ile karşı çıkıyorlar. Bunların gözardı ettikleri olgu olası bir askeri harekatın amacının sadece PKK’yı hedeflemek olmayacağıdır.
Birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana, Kuzey Irak’ta Kürtlerin devletleşme adımları var. Gelinen aşamada Güney Kürdistan’da adı konmamış bir Kürt devleti vardır. Bu devletin kuruluşu nasıl olursa olsun, önderliği nasıl olursa olsun, Türk devleti bu oluşumdan oldukça rahatsızdır. Yanı başında Kürt devleti istememektedir. Sadece Türk devleti değil, bölgenin sömürgeci diğer devletleri de, Suriye, İran da Güney’deki Kürt devletine karşıdır.
Türk devleti Güney’deki yapılanmanın Kürtler açısından çekim merkezi olmasından rahatsızdır. Kuzey’deki Kürtlerin bu oluşumdan etkilenmelerinden rahatsızdır. Kürtler üzerinde Barzani’nin popülerliğinin artmasından rahatsızdır.
Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanmasının sorumlularından biri olan Türk devleti, Güney’deki Kürt devletini ortadan kaldıramadığı, devletleşmeyi engelleyemediği koşullarda, en azından bu oluşuma zarar vermek, zayıflatmak istemektedir. “Sınır ötesi harekat”ın esas amaçlarından biri budur.
Türkiye’nin Kerkük ve Musul üzerindeki tarihi hak iddiaları da son dönemde değişik çevreler tarafından gittikçe daha fazla dile getirilmektedir. Özellikle petrol zengini olan Kerkük’te TC’nin nüfüzunu artırmak istemesi bir sır değil. Bu nedenle Geçtiğimiz günlerde Kerkük’te Türkiye’nin olası bir askeri müdahalesine karşı kitlesel protesto mitingleri düzenlenmiştir.

Faşist terör sokakta kol geziyor
‘Şehit’ cenazeleri kullanılarak kışkırtılan Türk şovenizmi, ırkçılığı, milliyetçiliği son günlerde linç boyutlarına ulaştı. Başta Kürt ulusu olmak üzere, diğer milliyetlere karşı kışkırtılan düşmanlık fiili saldırılara dönüştü. Saldırıların başını ülkücü faşistler çekiyor. Kışkırtılan, sokağa döktürülen kitlelerin öfkesi Kürtlere yönlendirilmek isteniyor.
DTP il ve ilçe binaları, demokratik ve devrimci kurumlar saldırılara uğruyor. Yapılan bütün saldırıları, linç girişimlerini devletin emniyet güçleri seyretmekle yetiniyor. Her türlü hak arama mücadelesinin önüne dikilen devletin kolluk güçleri, ırkçı gösterilere, faşist terör estirenlere, linççilere karşı sessiz kalıyorlar!
Türk milliyetçiliği zehiri ile gözler kör edilmek, bilinçler esir alınmak isteniyor. Bu eylemlerde işçiler emekçiler de gittikçe artan bir sayıda yer alıyorlar, oysa “Sınır ötesi harekat”tan, savaştan en büyük zararı görecek olan işçiler, emekçiler olacaktır. Savaşta ölecek, sakat kalacak olan emekçilerin çocuklarıdır. Savaş durumunda işçiler, emekçiler, daha fazla ücret almayacaklar. Sendikasız, sigortasız çalışma, işsizlik son bulmayacak. Baskı, sömürü son bulmayacak. Tersine çekilmez yaşam koşulları daha da çekilmez hale gelecektir.
Öyle ya da böyle, halklar “terörizme karşı mücadele adına” birbirine düşman edilmek, birbirine kırdırılmak isteniyor. Bu oyuna gelmeyelim! “Sınır ötesi operasyon”a, hazırlanan savaşa dur diyelim!

Baş düşman içeride!
Düşman, başka uluslardan işçiler, emekçiler değildir.
Düşman, Bölgesel Kürt Yönetimi de değildir. Kürtlerin istedikleri biçimde yaşama hakları vardır. Düşman, Yunanlılar, Ermeniler, Kürtler vb.de değildir.
Düşman, işçileri emekçileri, ulusal, dinsel temelde bölen, onları birbirine düşman eden kapitalizmdir. Kapitalistlerin çıkarlarını koruyan devlettir.
Açlık, yoksulluk içerisindeysek, sigortasız, sendikasız çalıştırılıyorsak, karın tokluğuna çalışılabilecek bir iş bulamıyorsak, bütün bunların sorumlusu kapitalizmdir ve onun bekçiliğini yapan Türk devletidir!
Gündemde olan Kuzey Irak’a askeri bir harekata, Kürt ulusuna karşı yürütülecek bir savaşa karşı çıkalım! Asıl düşmana karşı mücadeleyi yükseltelim!
Halkların birbirine düşman olmadığı, şovenizmin, milliyetçiliğin olmadığı, halkların eşit haklar temelinde, özgür temelde yaşadıkları, halkların kendi kendilerini yönettikleri bir dünya mümkündür. Bu mümkünlüğü gerçeğe dönüştürmek için asıl düşmana karşı devrim mücadelesini yükseltelim!
Unutmayalım: Baş düşman kendi ülkendedir!
Gerici savaşa, şovenizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe hayır!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Halkların kardeşliği için tek yol devrim!

25 Ekim 2007 ✓