Halkların Kardeşliği İçin

“Alt-üst kim­lik”

Son bir ay­lık dö­nem­de med­ya­nın öne çı­kar­dı­ğı tar­tış­ma­lar­dan bi­ri de, “alt kim­lik”, “üst kim­lik” tar­tış­ma­sıy­dı.
Ge­nel­de “alt-üst kim­lik” tar­tış­ma­sı as­lın­da ye­ni bir tar­tış­ma de­ğil­dir. Söz­ko­nu­su bu tar­tış­ma “Tür­ki­ye­li­lik” kav­ra­mı bağ­la­mın­da ya­kın geç­miş­te de yü­rü­müş­tü. “Üst kim­lik” ve­ya “alt kim­lik” de de­ği­şik dö­nem­ler­de, şu ya da bu ke­sim, şu ya da bu si­ya­set­çi ta­ra­fın­dan di­le ge­ti­ril­miş­ti.
Hat­ta “Baş­ba­kan­lık İn­san Hak­la­rı Da­nış­ma Ku­ru­lu”nun ha­zır­la­dı­ğı “azın­lık hak­la­rı”yla il­gi­li ra­por­da da “alt-üst kim­lik” me­se­le­si tar­tı­şıl­mış, bu­na kar­şı yük­se­len tep­ki­ler so­nu­cu, söz­ko­nu­su ra­po­ra Baş­ba­kan­lık sa­hip çık­ma­mış­tı. Sa­hip çık­ma­ma­nın da öte­sin­de, Baş­ba­kan­lık söz­ko­nu­su ko­mis­yon ça­lı­şan­la­rı­na gön­der­di­ği bir ya­zıy­la, gö­rev sü­re­le­ri­nin 5 Şu­bat 2005’te do­la­ca­ğı­nı bil­dir­miş, “post­mo­dern” bir çı­kış ver­miş­ti…
Sa­de­ce bu­nun­la da ka­lın­ma­mış­tı, söz­ko­nu­su ra­po­ru ha­zır­la­yan Bas­kın Oran ile İb­ra­him Ka­boğ­lu hak­kın­da so­ruş­tur­ma da açıl­mış­tı. Bu tar­tış­ma­lar 6 Ekim 2004 ta­ri­hin­de söz­ko­nu­su ra­po­run ka­mu­oyu­na ya­yın­lan­ma­sıy­la yo­ğun­laş­mış ve bu yı­lın ilk ay­la­rı­na ka­dar sür­müş­tü.
Bu se­fer­ki tar­tış­ma­lar ise esas ola­rak Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın 22 Ka­sım ta­ri­hin­de AKP’nin Mec­lis gru­bun­da yap­tı­ğı ko­nuş­ma son­ra­sın­da baş­la­dı. Oy­sa Er­do­ğan son bir­kaç ay­lık sü­reç­te, ge­rek “Kürt so­ru­nu var” tes­pi­ti­ni yap­tı­ğı Ağus­tos ayın­da, ge­rek­se de Şem­din­li olay­la­rı­nın he­men ar­dın­dan yap­tı­ğı ko­nuş­ma­lar­da bu so­ru­nu bir­kaç kez di­le ge­tir­miş­ti.
Ör­ne­ğin Ağus­tos ayın­da Baş­ba­kan Er­do­ğan, ga­ze­te­ci­le­rin so­ru­la­rı­na ver­di­ği ya­nıt­lar­da, “Kürt va­tan­da­şı be­nim va­tan­da­şım­dır. Bun­lar bi­rer alt kim­lik­tir. Bu alt kim­li­ği biz üst kim­lik­le ka­rış­tır­ma­ya­ca­ğız. Ben ne de­dim? Tek mil­let, tek bay­rak, tek va­tan de­dim. Bu­nu bir de­fa pay­la­şa­ca­ğız.” (Hür­ri­yet, 23 Ağus­tos 2005) tav­rı­nı ta­kın­mış­tı.
O dö­nem­de med­ya­nın öne çı­ka­rıp tar­tış­tı­ğı ko­nu Baş­ba­ka­nın “Kürt so­ru­nu var” tes­pi­ti ko­nu­suy­du. MGK Ağus­tos ayı son­la­rı­na doğ­ru bu me­se­le­yi “in­ce ayar” ile hal­le­dip “Kürt so­ru­nu yok­tur, te­rör so­ru­nu var­dır” tes­pi­ti­ni bir kez da­ha ka­mu­oyu­na da­yat­tık­tan son­ra, Baş­ba­ka­nın da “Kürt so­ru­nu var” tes­pi­ti­ni “unu­tu­ver­me­siy­le” dik­kat­ler baş­ka so­run­la­ra çev­ril­di.
Bu ara­da Şem­din­li’de mey­da­na ge­len olay­lar Tür­ki­ye’nin de gün­de­mi­ni be­lir­le­me­ye baş­la­dı. Ege­men­ler ara­sın­da­ki ik­ti­dar da­la­şı­nın kı­zış­ma­sı­nın bir gö­rün­tü­sü olan bu ge­liş­me­le­re bağ­lı ola­rak, Baş­ba­kan Er­do­ğan da, so­ru­nun “hu­kuk çer­çe­ve­sin­de” çö­zül­me­si yö­nün­de ta­vır ta­kın­dı.
Baş­ba­kan, ik­ti­dar da­la­şın­da ki­mi güç­le­rin, “de­rin dev­le­tin” pro­vo­kas­yon­la­ra baş­vur­du­ğu­nu dü­şü­ne­rek, “Kim­se hu­kuk dı­şı yol­la­ra te­ves­sül et­me­sin” di­ye­rek “Ge­lin, sü­ku­net­le, ak­lı­se­lim­le, iti­dal­le me­se­le­le­ri­mi­zin çö­zü­mü­ne kat­kı­da bu­lu­na­lım. Tah­rik­le­re, pro­vo­kas­yon­la­ra il­ti­fat et­me­ye­lim.” (Hür­ri­yet, 23 Ka­sım 2005) tav­rı­nı ta­kın­dı.
Bu tav­rı ta­kı­nır­ken, –ki yap­tı­ğı ko­nuş­ma AKP’nin Mec­lis gru­bun­da 22 Ka­sım’da yap­tı­ğı ko­nuş­may­dı– şun­la­rı da sa­vun­du:
“Bun­la­ra kar­şı Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı, 73 mil­yon için si­gor­ta­dır. Bi­zi; Kürt’ü, Laz’ı, Çer­kez’i, Türk’ü, do­ğu­lu­su, ba­tı­lı­sı, gü­ney­li­si, ku­zey­li­si ile, ina­na­nı inan­ma­ya­nı ile bir­leş­ti­ren bu üst kim­lik­tir. Bu ifa­dem­den ra­hat­sız olan­lar da var. On­la­ra, bi­lim­sel ba­zı ça­lış­ma­lar yap­ma­la­rı­nı tavsi­ye ede­rim.
Biz bir mo­za­iğiz, bu mo­za­iğin bü­tü­nü­nü oluş­tu­ran fark­lı fark­lı un­sur­la­rı var­dır. Bu mo­za­iğin bi­ri­nin ke­na­ra atıl­ma­sı du­ru­mun­da, o zen­gin­lik ya­ka­la­na­maz. Bu ül­ke­nin ayak­la­rı­nı sağ­lam tu­ta­cak den­ge, za­afa uğ­ra­tı­lmış­tır.” (Hür­ri­yet, 23 Ka­sım 2005)
Yu­ka­rı­da da tes­pit et­ti­ği­miz gi­bi Er­do­ğan’ın bu tav­rı ye­ni bir ta­vır de­ğil­dir. Ama ege­men­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki ik­ti­dar da­la­şın­da gün­dem ya­ra­tıl­ma­sı ge­re­ki­yor ve ya­ra­tı­lı­yor da!
Bu ta­vı­ra kar­şı baş­la­yan po­le­mik, Tür­ki­ye med­ya­sın­da bir “alt-üst kim­lik” tar­tış­ma­sı­nı ön pla­na çı­kar­dı. Er­do­ğan’ın tav­rı­na kar­şı­lık CHP Ge­nel Baş­ka­nı Bay­kal ge­cik­me­den şu tav­rı ta­kın­dı:
“Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı, Türk mil­le­ti ye­ri­ne ika­me edil­mez. Türk mil­le­ti kav­ra­mı­nı ka­fa­nın içi­ne sin­di­re­cek­sin. Türk mil­le­ti de­mek­ten kork­ma­ya­cak­sın, utan­ma­ya­cak­sın, mah­cup ol­ma­ya­cak­sın. Türk mil­le­ti de­me­nin kim­se­nin et­nik kim­li­ği­ne te­ca­vüz ol­ma­dı­ğı­nı bi­le­cek­sin. Di­yar­ba­kır’a git­ti­ğin­de suç­lu suç­lu ‘tek mil­let, tek dev­let’ de­din. Ney­miş bu mil­let, aç ana­ya­sa­ya, bak. Aç ta­ri­he bak, gör ne mil­le­ti ol­du­ğu­nu.” (Mil­li­yet, 23 Ka­sım 2005)
An­da­ki tar­tış­ma­nın baş­lan­gı­cı esas ola­rak bu tes­pit­ler te­me­lin­de ol­du ve bu iki yak­la­şım te­me­lin­de de ge­liş­ti. Ara­da­ki fark­lı­lık ney­di? Er­do­ğan’ın ve Bay­kal’ın söy­le­dik­le­ri­ni özet­ler­sek, Er­do­ğan ta­ra­fın­dan söy­le­nen şey şu­dur: “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı bir üst kim­lik­tir”, “Kürt’ü, Laz’ı, Çer­kez’i, Türk’ü” vd. ise bu “üst kim­lik” al­tın­da bir­le­şen “alt kim­lik”­ler­dir.
Bu­na kar­şı Bay­kal’ın ve onun gö­rü­şü­ne des­tek çı­kan­la­rın tav­rı ise, “üst kim­li­ğin” “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı” de­ğil, “Türk­lük” ol­du­ğu­dur. Bu­nun için de da­yan­dık­la­rı kay­nak TC Ana­ya­sa­sı’dır. Ana­ya­sa’ya atıf­ta bu­lu­na­rak sa­vun­duk­la­rı da esas ola­rak şöy­le­dir:
Ana­ya­sa­nın 66. Mad­de­si’ne gö­re “Türk Dev­le­ti­ne va­tan­daş­lık ba­ğı ile bağ­lı olan her­kes Türk­tür.” Bu­na gö­re “üst kim­lik” de Türk­lük­tür, Türk ol­mak­tır. “Üst kim­lik” ola­rak “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı”­nı gös­ter­mek, “iha­net­tir”, “bö­lü­cü­lü­ktür”, “Tür­ki­ye’nin bir­li­ği­ni ve bü­tün­lü­ğü­nü di­na­mit­le­mek­tir”…
Tar­tış­ma­la­rın te­mel ek­se­ni “üst kim­li­ğin” Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı” mı, “Türk­lük” mü ol­du­ğu ek­se­ni­dir.
Bu ek­se­ne ba­ka­rak ce­vap ve­ril­me­si ge­re­ken iki so­ru var­dır as­lın­da. 1) Bu tar­tış­ma­la­rın kay­na­ğı ne­dir, per­de ar­ka­sın­da ne var? 2) Ta­raf­la­rın ta­kın­dık­la­rı ta­vır­lar ne­yi gös­te­ri­yor?

PER­DE AR­KA­SIN­DA NE VAR?

So­ru­lar­dan bi­rin­ci­si­ne ve­ri­le­cek ce­vap, as­lın­da kı­sa ve net­tir: Tar­tış­ma­nın kay­na­ğı ve per­de ar­ka­sın­da ya­tan şey, ege­men­ler ara­sın­da­ki ik­ti­dar da­la­şı­dır.
Tür­ki­ye’de­ki ge­liş­me­le­re ba­kıl­dı­ğın­da, med­ya ta­ra­fın­dan da gün­de­me ge­ti­ri­len he­men he­men her ge­liş­me­nin, çe­liş­ki­nin per­de ar­ka­sın­da söz­ko­nu­su ik­ti­dar da­la­şı; tar­tı­şan­lar ise esas­ta bu ik­ti­dar da­la­şın­da şu ya da bu ya­nı tu­tan ke­sim­ler var.
İk­ti­dar da­la­şı­nın bir ya­nın­da, 82 yıl­lık cum­hu­ri­yet ta­ri­hin­de ik­ti­da­rı elin­de tu­tan dev­let bü­rok­rat bur­ju­va­zi­si ve esas ola­rak da onun ik­ti­da­rı­nın ko­ru­yu­cu­su or­du du­ru­yor. Bir ya­nıy­la bu ik­ti­dar sa­hip­le­ri, Tür­ki­ye’de fa­şiz­min uy­gu­la­yı­cı­la­rı­dır da. İk­ti­dar­la­rı­nı “de­mir yum­ruk”la ko­ru­ma­ya ça­lı­şan, ko­ru­yan ke­sim.
İk­ti­dar da­la­şı­nın di­ğer ya­nın­da ise, esas ola­rak özel ser­ma­ye­li bü­yük bur­ju­va­zi, onun si­ya­si alan­da­ki tem­sil­ci­le­ri, li­be­ral bur­ju­va ke­sim var. AKP hü­kü­me­ti ise hem bu ke­si­mi­n tem­sil­ci­li­ği­ni yap­ma­ya ça­lış­mak­ta, hem de “de­mok­ra­tik­leş­me­yi” ik­ti­da­ra yü­rü­me­nin ara­cı ola­rak kul­lan­mak­ta­dır. Bun­la­rın ken­di ara­la­rın­da fark­lı he­sap­la­rı ol­sa da, bun­lar Tür­ki­ye’de fa­şiz­min çö­zü­lü­şü­nü zor­la­yan, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­ne doğ­ru ge­liş­mek­ten ya­na olan ke­sim.
Bu ke­sim ge­li­nen yer­de çok açık bi­çim­de dev­let bü­rok­rat bur­ju­va­zi­si­nin ik­ti­da­rı­nı teh­dit edi­yor, ayak­la­rı al­tın­da­ki top­ra­ğı gi­de­rek da­ha çok kay­dı­rı­yor. İk­ti­dar sa­hip­le­ri ise, el­le­rin­de­ki ik­ti­da­rı kap­tır­ma­mak için çır­pı­nı­yor ve evet elin­den gel­di­ğin­ce sal­dı­rı­yor da! Bu sal­dı­rı­nın de­ği­şik gö­rün­tü­le­ri gün­de­me ge­li­yor.
Baş­ba­ka­nın “Kürt so­ru­nu var” tes­pi­ti­ne kar­şı “ba­lan­s a­ya­rı” ya­pıl­ma­sı, ge­nel­de Kürt­le­re kar­şı sa­va­şın kı­zış­tı­rıl­ma­sı ve bu­nun bir par­ça­sı ola­rak da Şem­din­li’de ya­şa­nan­lar ve son ola­rak “alt-üst kim­lik” tar­tış­ma­la­rı, esas ola­rak Tür­ki­ye’de­ki ulu­sal so­run bağ­la­mın­da gün­de­me ge­len­ler.
“Alt-üst kim­lik” tar­tış­ma­la­rı bir ya­nıy­la Şem­din­li’de ya­şa­nan olay­la­rın üze­ri­ni ka­pat­ma­nın; suç­lu­la­rın üze­ri­ne yü­rü­me­me­nin; dev­le­tin, dev­let güç­le­ri­nin doğ­ru­dan işin için­de ol­du­ğu ger­çe­ği­nin üze­ri­nin ör­tül­me­si için de kul­la­nıl­mak­ta­dır. Türk mil­li­yet­çi­li­ği­nin, şo­ve­niz­min kış­kır­tıl­ma­sı da bu ama­ca var­ma­nın te­mel araç­la­rın­dan bi­ri du­ru­mun­da…
Tek­rar vur­gu­larsak: Ya­şa­nan tar­tış­ma­la­rın per­de ar­ka­sın­da ege­men­ler ara­sın­da­ki ik­ti­dar da­la­şı var.
Tür­ki­ye’nin ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­rin­de de –Irak-Gü­ney Kür­dis­tan so­mu­tun­da ör­ne­ğin ABD ile iliş­ki­le­rin­de– gün­dem­de olan “Kürt so­ru­nu”na yö­ne­lik ye­ni bir si­ya­set be­lir­le­me­si ge­re­ki­yor. “Alt-üst kim­lik” bağ­la­mın­da ta­raf­la­rın ta­kın­dık­la­rı ta­vır­lar, bir ya­nıy­la da, bu ko­nu­da an­da­ki dev­let si­ya­se­ti­nin de­ğiş­ti­ril­me­si, “kır­mı­zı çiz­gi­le­rin” ye­ni­den çi­zil­me­si ya da va­ro­la­nın ko­run­ma­sı­na yö­ne­lik ta­vır­lar­dır. Ge­li­nen yer­de, 82 yıl­lık Cum­hu­ri­yet ta­ri­hin­de ta­kı­nı­lan ta­vır­la­rın de­ğiş­me­si­nin Türk dev­le­ti­nin ken­di çı­kar­la­rı açı­sın­dan da ka­çı­nıl­maz gö­rü­nü­yor.

TAR­TI­ŞAN­LAR NE­Yİ SA­VU­NU­YOR?

Er­do­ğan’ın “üst kim­lik” “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı” ol­ma­lı tav­rı­na kar­şı olan­la­rın sa­vun­du­ğu dü­şün­ce, esas ola­rak hâ­lâ Ana­ya­sa’da olan ırk­çı, Türk­çü­lük dü­şün­ce­si­dir. Bun­la­rın esas tav­rı sta­tü­ko­yu ko­ru­ma tav­rı­dır. Açık­ça Türk ırk­çı­lı­ğı­nı sa­vun­mak­tır. Hem de “de­mok­ra­si” adı­na, “kar­deş­lik” adı­na, “eşit­lik” adı­na!
Ne sah­te­kâr­lık!
Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti dev­le­ti, ku­rul­du­ğun­dan bu ya­na, hem de Ana­ya­sal dü­zey­de, Türk mil­le­ti dı­şın­da­ki mil­let ve mil­li azın­lık­la­rın ulu­sal kim­li­ği­ni red ve in­kâr et­miş­tir.
Ana­ya­sa­nın de­ğiş­ti­ri­le­mez mad­de­le­rin­den bi­ri olan 3. Mad­de, “mil­le­tin bö­lün­mez bü­tün­lü­ğü­nü” de ya­sa ha­li­ne ge­tir­miş ve bu mil­le­tin Türk mil­le­ti ol­du­ğu da Ana­ya­sa­da açık­ça or­ta­ya kon­muş­tur.
Ana­ya­sa’nın 42. Mad­de­si Türk­çe dı­şın­da hiç­bir di­lin eği­tim ve öğ­re­tim ku­rum­la­rın­da “Türk va­tan­daş­la­rı­na” ken­di ana­di­li di­li ola­rak öğ­re­ti­le­me­ye­ce­ği­ni or­ta­ya ko­yar­ken; 66. Mad­de “Türk dev­le­ti­ne va­tan­daş­lık ba­ğı ile bağ­lı olan her­kes Türk­tür. Türk ba­ba­nın ve­ya Türk ana­nın ço­cu­ğu Türk­tür” dü­şün­ce­si­ni or­ta­ya koy­mak­ta­dır.
Bu yak­la­şı­mın ırk­çı te­mel­de yük­se­len bir yak­la­şım ol­du­ğu, Türk­çü­lük yak­la­şı­mı ol­du­ğu açık­tır. Bu­nun “Ata­türk mil­li­yet­çi­li­ği” ol­du­ğu da açık­tır. “Ata­türk mil­li­yet­çi­li­ği” de­nen mil­li­yet­çi­lik, ger­çek­te Türk şo­ve­niz­mi­dir. Bay­kal’ın tav­rı­nı “Ata­türk mil­li­yet­çi­li­ği” ola­rak sa­vu­nan­lar –ki Bay­kal­’ın tav­rı ay­nen böy­le­dir–, bu­nun ırk­çı bir dü­şün­ce ol­ma­dı­ğı­nı da kit­le­le­re yut­tur­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar.
Ne bü­yük bir sah­te­kâr­lık!
Biz­zat Er­do­ğan’a kar­şı sa­vun­duk­la­rı Ana­ya­sa’nın 66. Mad­de­si, Türk dev­le­tin­den, Türk’ten bah­set­mek­te­dir. Bu mad­de­ye gö­re evet Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti dev­le­ti Türk dev­le­ti ola­rak ka­bul edil­mek­te, sa­vu­nul­mak­ta­dır. Bu dev­le­tin tüm va­tan­daş­la­rı ise ay­rım­sız Türk ola­rak ilan edil­mek­te­dir.
Gay­rimüs­lim top­lu­luk­la­rın, da­ha doğ­ru­su azın­lık­la­rın Lo­zan Ant­laş­ma­sı ne­de­niy­le dini azın­lık ola­rak ka­bul gö­rül­me­si, bir an­lam­da on­la­rın “Türk” ola­rak ilan edil­me­si­ni en­gel­le­mek­te­dir. Fa­kat, Rum, Er­me­ni ve Mu­se­vi­ler dı­şın­da­ki­ler –Sür­ya­ni­ler tüm­den in­kâr edi­li­yor–, esas ola­rak müs­lü­man di­ni­ne sa­hip olan mil­let ve­ya mil­li azın­lık­lar ol­ma du­ru­mun­da­dır.
As­lın­da Lo­zan Ant­laş­ma­sı ve Ana­ya­sa ile Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti dev­le­ti tüm müs­lü­man halk­la­rı Türk say­mak­ta­dır. Bu bağ­lam­da din un­su­ru bu halk­la­rı bir­leş­ti­ri­ci bir un­sur ola­rak ka­bul edil­mek­te­dir.
Er­do­ğan’ın, nü­fu­su­n %99’unun müs­lü­man ol­du­ğu Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nde “et­nik un­sur­la­rı bir­bi­ri­ne bağ­la­yan, ay­rı­ca önem­li bir din ba­ğı var­dır” tes­pi­ti­ni yap­ma­sı­na kar­şı ise yi­ne bu sta­tü­ko­cu, ırk­çı ke­ma­list ke­sim “Biz üm­met mi­yiz?!” vb. çı­ğırt­kan­lı­ğıy­la kar­şı çık­mak­ta, sah­te­kâr­lık­la­rı­na ye­ni­le­ri­ni kat­mak­ta­dır­lar.
Bu ke­si­min tav­rı sta­tü­ko­yu ko­ru­ma tav­rı­dır. Bun­lar, 82 yıl­lık Cum­hu­ri­yet ta­ri­hin­de ya­şa­nan Türk ol­ma­yan mil­let ve mil­li azın­lık­la­rın ulu­sal var­lı­ğı­nı red ve in­kâr eden, ırk­çı, Türk şo­ve­nis­ti tav­rı­nın sür­dü­rü­cü­le­ri­dir. Bun­la­rın “üst kim­li­ği” de, “alt kim­li­ği” de bir­dir: Türk­lük!
Bu ırk­çı­lar­dan ki­mi­le­ri, şim­di “mo­za­ik” ol­ma­ya da kar­şı­dır. Şim­di­ye ka­dar dev­le­tin res­mi ide­olo­ji­si, Kürt­le­ri, ya da baş­ka halk­la­rı Türk mil­le­ti­nin mo­za­iği di­ye an­lat­tı dur­du… Fa­kat, AB’ye üye­lik için mü­za­ke­re ta­ri­hi al­ma ça­ba­sı için­de çı­ka­rı­lan uyum ya­sa­la­rı tar­tış­ma­la­rın­da, açık ırk­çı ke­sim­den mo­za­ik dü­şün­ce­si­ne kar­şı çık­ma te­me­lin­de bir “ko­puş” baş­la­dı. “Mo­za­ik” par­ça­la­na­bi­lir­di… Ne olur ne ol­maz “va­ta­nın ve mil­le­tin bö­lün­mez bü­tün­lü­ğü” mo­zayiğe ben­ze­ti­le­rek, par­ça­lan­ma teh­li­ke­siy­le kar­şı kar­şı­ya ge­ti­ril­me­me­liy­di. Bu dü­şün­ce­yi sa­vu­nan­lar esas ola­rak sa­de­ce ve sa­de­ce “Türk­lük” ta­nı­mı­nı vur­gu­la­ma­ya yö­nel­di­ler.
Bun­lar­dan ki­mi­le­ri de ye­ni ta­nım­lar­la bu dü­şün­ce­yi an­lat­ma­ya ça­lış­tı. “Biz mo­za­ik de­ği­liz, Eb­ru’yuz” di­yor­du, açık ırk­çı ka­lem­şor­lar­dan bi­ri… Er­kan Mum­cu’nun ye­ni kat­kı­sı ise, “Biz şer­be­tiz” bi­çi­min­de ol­du…
Mo­za­ik, eb­ru, şer­bet! Ar­tık ne ise… hep­si de Türk şo­ve­niz­mi­nin, mil­li­yet­çi­li­ği­nin de­ği­şik var­yas­yon­la­rı. Türk mil­le­ti dı­şın­da­ki mil­let ve mil­li azın­lık­la­rın var­lı­ğı­nı red­det­me­nin fark­lı yol­la­rı­…
Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın di­le ge­tir­di­ği “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı”nın “üst kim­lik” ol­ma­sı dü­şün­ce­si­ni sa­vu­nan­lar ise, esas ola­rak sta­tü­ko­yu de­ğiş­tir­me­ye yö­ne­lik bir ta­vır için­de­dir­ler. Bu cep­he, ge­nel ola­rak ele alın­dı­ğın­da AB’ci­le­rin tü­mü­nü kap­sa­ma du­ru­mun­da­dır. Bu­na Kürt­le­rin ki­mi de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı sa­vu­nan ke­sim­le­rin önem­li bö­lü­mü de da­hil­dir.
Bu ta­vır, AB’ye üye­lik için mü­za­ke­re ta­ri­hi al­ma sü­re­cin­de ya­pı­lan ki­mi ya­sal de­ği­şik­lik­ler­le açı­lan yol­da iler­le­me­ye yö­ne­lik­tir. Bu ta­vır esas ola­rak AB’ye üye­lik için, AB’nin Tür­ki­ye’ye biç­ti­ği kaf­tan­lar­dan bi­ri­dir. Tür­ki­ye’nin “azın­lık­la­rın” hak­la­rı­nı ko­ru­ma­sı, da­ha doğ­ru­su ver­me­si için, ilk ön­ce on­la­rın var­lı­ğı­nı ka­bul et­me­si ve on­la­ra uy­gun bir kim­lik ta­nı­ma­sı ge­re­ki­yor… Bu­nun için de yü­rü­tü­len tar­tış­ma­lar­da, Fran­sa ya da ben­ze­ri ör­nek­ler gün­de­me ge­ti­ril­miş­ti. So­ru­nun “va­tan­daş­lık” hak­la­rı­nın ve­ril­me­si te­me­lin­de çö­zü­mü öne­ril­miş­ti.
Bu ke­si­min tav­rı Tür­ki­ye’de hâ­lâ Ana­ya­sal dü­zey­de de ege­men olan ırk­çı yak­la­şım­la kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­ne da­ha ya­kın bir ta­vır­dır. Bir bağ­lam­da va­ro­lan ta­bu­lar­dan bi­ri­ni da­ha yık­ma­ya yö­ne­lik­tir.
Fa­kat bu ol­gu, bu ke­si­min Tür­ki­ye’de söz­ko­nu­su olan ulu­sal kim­lik so­ru­nu­na çö­züm ge­ti­re­cek­le­ri an­la­mı­na gel­mi­yor. Bu, yi­ne, bun­la­rın şo­ve­nis­t, mil­li­yet­çi ya da ırk­çı ol­ma­dı­ğı an­la­mı­na da gel­mi­yor.
Da­laş esas ola­rak Türk mil­li­yet­çi­li­ği­nin açık ırk­çı ke­si­miy­le, Türk şo­ve­niz­mi­nin in­cel­til­miş bi­çi­mi­ni sa­vu­nan li­be­ral si­ya­set sa­vu­nu­cu­la­rı ara­sın­da yü­rü­mek­te­dir. Ta­raf­la­rın te­mel bir­lik nok­ta­sı, hâ­lâ, Türk mil­li­yet­çi­li­ği­dir.
“Üst kim­lik” ola­rak “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­daş­lı­ğı”nı sa­vu­nan­lar da, “üst kim­lik”in “Türk­lük” ol­ma­sı­nı sa­vu­nan­lar da, Türk mil­le­ti dı­şın­da­ki mil­let ve mil­li azın­lık­la­rın var­lı­ğı­nı red­det­me, in­kâr et­me ko­nu­mun­da­dır. En iyi hal­de, et­nik kö­ken­le­ri­ni di­le ge­ti­re­bil­me­le­ri is­te­ni­yor.
Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın “Kürt so­ru­nu var” de­me­si­ne pa­ra­lel, bu so­ru­nun “Tek mil­let, tek bay­rak, tek va­tan” pren­si­bi te­me­lin­de çö­zü­le­ce­ği­ni sa­vun­ma­sı yak­la­şı­mı ile, “üst kim­lik” “Türk­lük­tür” di­yen­le­rin yak­la­şı­mı ara­sın­da öz­de bir fark yok­tur.
Er­do­ğan’ın da sa­vun­du­ğu “üst kim­lik” “TC va­tan­daş­lı­ğı” ol­ma­lı dü­şün­ce­si, “üst kim­lik” “Türk­lük­tür” dü­şün­ce­sin­den da­ha az kö­tü olan bir dü­şün­ce­dir. Fa­kat sı­nıf bi­linç­li iş­çi ve emek­çi­le­rin kö­tü­ler ara­sın­da da­ha az kö­tü ola­nı seç­me zo­run­lu­lu­ğu ve­ya gö­re­vi yok­tur.
Tüm tar­tış­ma­lar, bir kez da­ha bur­ju­va­zi­nin de­ği­şik ka­nat­la­rı­nın ve tem­sil­ci­le­ri­nin Tür­ki­ye’de ulu­sal so­ru­na yak­la­şım­la­rı­nı ser­gi­li­yor.
Bu tar­tış­ma­nın da özel­lik­le “Kürt so­ru­nu” tar­tış­ma­la­rı te­me­lin­de yük­se­ldi­ği açık­tır. Türk­ler, ken­di ara­la­rın­da özel­de Kürt­le­re, ge­nel­de de tüm mil­li azın­lık­la­ra han­gi kim­li­ği bah­şe­de­cek­le­ri üze­ri­ne tar­tı­şı­yor.
Kürt­le­rin ya da mil­li azın­lık­la­rın ken­di­le­ri­nin ne is­te­di­ği­ni ise so­ran yok! On­la­ra eğer bir kim­lik ve­ri­le­cek­se, onu da 82 yıl­dır ege­men olan ezen mil­le­tin, Türk mil­le­ti­nin ege­men­le­ri ve­re­cek­ti… Tür­ki­ye ta­ri­hin­de “Bu ül­ke­ye ko­mü­nizm ge­le­cek­se, onu da biz ge­ti­re­ce­ğiz” den­me­miş miy­di? Şim­di de ben­ze­ri yak­la­şım­la “alt”ta­ki­le­re kim­lik ve­ril­me­ye ça­lı­şı­lı­yor.
“Alt”ta­ki­le­re de sa­de­ce ve sa­de­ce “üst”te­ki­le­rin on­la­ra re­va gör­dü­ğü kim­lik­le ya­şa­ma se­çe­ne­ği bı­ra­kı­lı­yor…
Bu yak­la­şı­ma gö­re de yi­ne Kürt­ler, Laz­lar, Gür­cü­ler, Arap­lar, Ro­man­lar…vd. alt’ta kal­ıyor.
Bu yak­la­şı­mın, bur­ju­va de­mok­ra­si­si çer­çe­ve­sin­de ele alın­sa bi­le eşit­siz­li­ği sa­vu­nan bir yak­la­şım ol­du­ğu en ba­şın­dan açık­tır.
Bi­ri­le­ri “üst”te, bi­ri­le­ri “alt”ta… Sö­mü­rü sis­te­mi­nin ka­çı­nıl­maz do­ğal bir so­nu­cu bu… Ne fa­şiz­min yö­ne­tim bi­çi­mi ol­du­ğu ül­ke­ler­de, ne de bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin yö­ne­tim bi­çi­mi ol­du­ğu ül­ke­ler­de, ezen­ler­le-ezi­len­ler ara­sın­da, sö­mü­ren­ler­le-sö­mü­rü­len­ler ara­sın­da, ezen ulus-ezi­len ulus ve mil­li­yet­ler ara­sın­da eşit­lik müm­kün de­ğil­dir.
Mil­li­yet­çi­lik, şo­ve­nizm, ırk­çı­lık da ka­pi­ta­list sis­te­min yol ar­ka­daş­la­rı­dır. Mil­li­yet­çi­li­ğe, şo­ve­niz­me, ırk­çı­lı­ğa kar­şı olan­la­rın, sö­mü­rü sis­te­mi­ne kar­şı dev­rim için mü­ca­de­le et­me­sin­den baş­ka bir se­çe­ne­ği yok­tur.
Bu mü­ca­de­le­de, “alt-üst” de­ğil, her­ke­se ken­di kim­li­ği! Her­ke­sin ken­di ana­di­lin­de eği­tim ve öğ­re­tim hak­kı! Tüm mil­let ve mil­li azın­lık­la­rın ulu­sal var­lı­ğı­nın ka­bu­lü! Tam hak eşit­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı vb. ta­lep­ler, sı­nıf bi­linç­li iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin sa­vun­ma­sı ge­re­ken ki­mi ta­lep­ler­dir.
Kah­rol­sun Türk şo­ve­niz­mi! Halk­la­rın kar­deş­liği için tek yol dev­rim! Yaşasın proletar­ya en­ter­nas­yonaliz­mi!

13 Aralık 2005