Halkların Kardeşliği İçin:

Maç ulu­sal, so­run ulus­la­ra­ra­sı…

Ge­nel­de spor, özel­de de ta­kım­la­rın maç­la­rı hak­kın­da ko­nu­şul­du­ğun­da, spo­run de­ği­şik halk­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri sağ­la­yan bir araç ol­du­ğu ya da ol­ma­sı ge­rek­ti­ği dü­şün­ce­si di­le ge­ti­ri­lir. Bu, sa­de­ce ger­çek­ten spo­ru halklar arası iliş­ki­le­ri ge­liş­tir­me­nin ara­cı ola­rak gö­ren­ler ta­ra­fın­dan de­ğil, mil­li­yet­çi yak­la­şım­la­ra sa­hip ki­şi­ler ta­ra­fın­dan da laf dü­ze­yin­de sa­vu­nul­mak­ta­dır.
Ger­çek du­rum ise bu sa­vu­nu­nun ter­si­ni or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Spor halklar arası iliş­ki­le­ri sağ­la­ma­nın bir ara­cı ola­rak de­ğil, de­ği­şik ulus­la­rın kar­şı­lık­lı re­ka­be­ti­nin, bu re­ka­bet­te mil­li­yet­çi­li­ğin, şo­ve­niz­min yay­gın­laş­tı­rıl­dı­ğı bir araç ola­rak ele alın­mak­ta­dır.
Spor­da mil­li­yet­çi­li­ğin, şo­ve­niz­min yay­gın­laş­tı­rıl­dı­ğı dal­la­rın ba­şın­da fut­bol da­lı ge­li­yor. Tri­bün­le­r­de ami­go­la­rın kış­kırt­tı­ğı ve se­yir­ci­le­rin eş­lik et­ti­ği ırk­çı ta­vır­lar, söz­ko­nu­su ma­ça ba­kan­la­rın çıp­lak göz­le gö­re­bi­le­ce­ği ta­vır­lar­dır. Maç ön­ce­si, sı­ra­sı ve­ya son­ra­sın­da­ki ho­li­gan­la­rın ça­tış­ma­la­rı da per­de ar­ka­sın­da ya­tan mil­li­yet­çi fa­na­tiz­min bi­rer yan­sı­ma­sı.
Irk­çı­lık, şo­ve­nizm ve­ya mil­li­yet­çi­lik ama tri­bün­ler­de­ki fa­na­tik se­yir­ci­nin, ho­li­gan­la­rın tav­rıy­la sı­nır­lı de­ğil. Bu ta­vır ku­lüp yö­ne­ti­ci­le­rin­den, ant­re­nör­le­re ka­dar, var­sa o ül­ke­de­ki spor ba­kan­lı­ğı­na ka­dar uzan­mak­ta­dır. Ya­ni spor, so­mut­ta da fut­bol halk­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­rin ge­liş­ti­ril­me­si­nin bir ara­cı ola­rak de­ğil, re­ka­be­tin, şo­ve­niz­min yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı­nın bir ara­cı ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­dır.
Her şe­yin me­ta ola­rak gö­rül­dü­ğü, alı­nır-sa­tı­lır ol­du­ğu dü­şü­nül­dü­ğü ve iliş­ki­le­rin aza­mi kâr üze­ri­ne ku­ru­lu ol­du­ğu ka­pi­ta­list-em­per­ya­list sis­tem­de, spo­run böy­le kul­la­nıl­ma­sı “nor­mal” bir so­nuç­tur.
Bu “nor­mal” so­nuç­lar­dan bi­ri de spo­run bir eğ­len­ce, dost­ça ya­rış ola­rak al­gı­lan­ma­sı de­ğil de pa­ra, ge­lir, kâr kay­na­ğı ola­rak gö­rül­me­si­dir. Spor ala­nı, spe­kü­la­tif ka­zanç­la­rın en yük­sek ol­du­ğu, ka­ra pa­ra­la­rın en çok ak­lan­dı­ğı alan­lar­dan bi­ri ol­ma du­ru­mun­da­dır. Fut­bol ise bu alan­lar için­de öne çı­kan dal­lar­dan bi­ri­dir. Öy­le bir du­ru­ma gel­miş ki fut­bol, ar­tık he­men he­men her ku­lü­bün ar­ka­sın­da bir maf­ya bu­lu­nu­yor. Bir ba­kı­ma ta­kım­la­rın mü­ca­de­le­si de söz­ko­nu­su maf­ya­lar ara­sı mü­ca­de­le olu­yor…
Fut­bol da­lın­da sa­de­ce se­yir­ci­le­rin ırk­çı ol­ma­dı­ğı­nı, ırk­çı­lı­ğın, şo­ve­niz­min yö­ne­ti­ci­le­re, ant­rö­ner­le­re ve med­ya­ya ka­dar uzan­dı­ğı­nı so­nun­da Bir­leş­miş Mil­let­ler Ör­gü­tü (BMÖ) de keş­fet­ti.
BM İn­san Hak­la­rı Ko­mis­yo­nu’nun BM Ge­nel Ku­ru­lu için ha­zır­la­dı­ğı “ya­ban­cı düş­man­lı­ğı” üze­ri­ne ra­po­run­da, ge­nel­de spor­da, ama özel­de de fut­bol da­lın­da ırk­çı­lı­ğın yük­se­liş gös­ter­di­ği, ırk­çı­lık te­me­lin­de­ki ça­tış­ma­la­rın, şid­de­tin art­tı­ğı ve ırk­çı te­mel­de­ki sal­dı­rı­la­rı kü­çüm­se­yen med­ya­nın da ırk­çı­lık­tan na­si­bi­ni al­dı­ğı ifa­de edi­li­yor.
Irk­çı­lı­ğın var­lı­ğı­na ör­nek ola­rak gös­te­ri­len mil­li ta­kım Fran­sız mil­li ta­kı­mı­dır. 1998’de dün­ya şam­pi­yo­nu, 2000 yı­lın­da da Av­ru­pa şam­pi­yo­nu olan Fran­sız mil­li ta­kı­mın­da yer alan oyun­cu­la­rın önem­li bö­lü­mü­nün göç­men kö­ken­li ol­ma­sı du­ru­mu, Fran­sa’nın “çok­kül­tür­lü en­teg­ras­yon” si­ya­se­ti­nin ba­şa­rı­sı ola­rak gös­te­ril­di. Ama ger­çek­te Fran­sa’da ya­şa­nan­la­rın bu gö­rün­tü­ye uy­gun ol­ma­dı­ğı; ör­ne­ğin söz­ko­nu­su göç­men kö­ken­li fut­bol­cu­la­ra “Fran­sız­ca bil­me­yen ve ulu­sal mar­şı bi­le söy­le­ye­me­yen ya­ban­cı pa­ra­lı as­ker­ler” ola­rak kü­für edil­di­ği or­ta­ya kon­mak­ta­dır.
Bu tür so­run­la­ra kar­şı ta­vır ta­kın­ma­ya ça­lı­şan BM, Ekim ayın­da al­dı­ğı bir ka­rar­la spo­ru “kal­kın­ma­nın ve ba­rı­şın bir ara­cı” ola­rak kul­lan­ma çağ­rı­sın­da bu­lun­du. Bu­na pa­ra­lel ola­rak ya­pı­lan bir çağ­rı da, Al­man­ya’da ya­pı­la­cak olan 2006 yı­lı Dün­ya Şam­pi­yo­na­sı’nda “Irk ay­rım­cı­lı­ğın­dan, ırk­çı­lık­tan arı bir spor dün­ya­sı oluş­tur­ma” yö­nün­de­dir.
Evet bu­ra­ya ka­dar ak­tar­dık­la­rı­mız­dan çı­kan so­nuç as­lın­da baş­lık­ta ifa­de edi­len dü­şün­ce­dir. Maç­lar ulu­sal ama so­run ulus­la­ra­ra­sı­dır. Özel­lik­le fut­bol da­lın­da ırk­çı­lık, ay­rım­cı­lık, şo­ve­niz­min var­lı­ğı, yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı ulus­la­ra­ra­sı bir so­run­dur.
Bu so­ru­na bi­raz ya­kın­dan ba­kar­sak, Tür­ki­ye’de de fut­bol­da­ki şo­ve­niz­min bo­yut­la­rı­nı bi­raz da ol­sun gö­re­bi­li­riz. Bu­nun için Tür­ki­ye’nin ge­nel fut­bol ta­ri­hi­ne bak­ma­mı­za ge­rek yok­tur. Sa­de­ce 2006 Dün­ya Ku­pa­sı’na ka­tıl­mak için İs­viç­re ile oy­na­nan iki ma­ça bak­mak ye­ti­yor.

TÜR­Kİ­YE-İS­VİÇ­RE MAÇ­LA­RI­NIN YO­RUM­LA­RIN­DAN…

Tür­ki­ye fut­bol mil­li ta­kı­mı, 2006 yı­lın­da Al­man­ya’da ya­pı­la­cak Dün­ya Ku­pa­sı’na ka­tıl­mak için grup maç­la­rı­nı bi­tir­di ve ikin­ci ol­du. Bu so­nuç­la bir baş­ka grup­ta ikin­ci olan bir ta­kım­la oy­na­ma­sı, ka­zan­dı­ğın­da ise dün­ya ku­pa­sı­na ka­tıl­ma im­kâ­nı doğ­du. Söz­ko­nu­su ta­kım çe­ki­len ku­ra so­nu­cu İs­viç­re mil­li ta­kı­mıy­dı.
İlk maç İs­viç­re’nin Bern ken­tin­de oy­nan­dı. Tür­ki­ye mil­li ta­kı­mı 2-0 ye­nil­di. Göz­ler İs­tan­bul’da ya­pı­la­cak rö­vanş ma­çı­na çev­ril­di. Rö­vanş ma­çı­nı Tür­ki­ye 4-2 ka­zan­dı ama bu sonuç onun Dün­ya Ku­pa­sı’na ka­tıl­ma­sına yetmedi. Dünya Kupası’na İs­viç­re katılacak…
Tüm bun­la­rı ta­bii ki bi­li­yor­su­nuz­dur. Ama­cı­mız da za­ten “90+1”, “Üçüncü Devre” türünden pro­gra­mlar yapmak de­ğil. Fut­bol ma­çı ye­ri­ne sa­va­şa gi­der gi­bi dav­ra­nan­la­ra getireceğiz sözü…
İs­viç­re’de­ki ma­çın sko­ru açık­tı. Yet­ki­li­ler, ye­nil­gi­yi, “kö­tü oy­na­dık, ye­nil­dik” di­ye ka­bul et­me ye­ri­ne, fa­tu­rayı hakeme çı­kar­dılar (zaten her yenilgide hakem yenilen takım için biraz “taraflı davranmıştır”!) ve rö­vanş için hem fut­bol­cu­la­rı, hem de se­yir­ci­le­ri in­ti­kam duy­gu­la­rıy­la yük­le­mek için el­le­rin­den geleni ard­la­rı­na koy­ma­dı­lar.
Efen­dim, bi­zim kut­sal ulu­sal mar­şı­mı­zı söy­le­di­ği­miz­de tri­bün­ler­de­ki ıs­lık­la­ma­lar da ney­di? Bir ulu­sa böy­le ha­ka­ret edi­lir miy­di? Fut­bol­cu­la­rı­mı­zın ge­ce uy­ku­la­rı kaç­tı­ğın­da uyu­ya­ma­ma­sı­nın so­rum­lusu ve suç­lu­su İs­viç­re­li­ler de­ğil miy­di ya­ni? Bir gel­sin­ler de Tür­ki­ye’nin kaç bu­cak ol­du­ğu­nu on­la­ra gös­te­re­lim… vb. vb. Tüm bun­la­rı fut­bol­cu­la­ra em­po­ze et­mek için de ta­kım ça­lış­ma­la­rı­na bir psi­ko­log gö­tü­rül­dü ve ga­ze­te­le­rin ak­tar­dı­ğı­na gö­re sözkonusu psikolog “eki­bi­mi­zin ma­ça tam ola­rak ha­zır du­ru­ma gel­me­si için se­fer­ber” ol­du…
Ta­raf­sız Türk kö­ken­li göz­lem­ci­le­rin yaz­dık­la­rı­na gö­re, İs­viç­re’de “olum­suz” ola­rak gö­rü­len tek ta­vır, ulu­sal mar­şın söy­len­me­si anın­da ki­mi se­yir­ci­le­rin ıs­lık çal­ma ola­yı ol­muş­tur. Ama ulu­sal gu­ru­ru ze­de­le­nen ve ge­ce­le­ri uy­ku­su ka­çan­la­rın se­yir­ci­le­ri kış­kırt­mak için ha­va­yı ze­hir­le­me­si ge­re­ki­yor­du, ze­hir­le­di­ler de. Mil­li­yet­çi­lik içlerine iş­le­miş­ti iyi­ce…
Türk ta­ra­fı/medyası bu­nu ya­par­ken İs­viç ­re ba­sı­nı da işin gır­gı­rın­da, Av­ru­pa mer­kez­ci ba­kış­la Tür­ki­ye ile alay ediyor­du. Blick ga­ze­te­si ilk maç ön­ce­sin­de ya­yın­la­dı­ğı bir ha­ber­de Türk­le­ri sev­me­nin 33 ne­de­ni­ni okur­la­rı­na sun­du… Bun­lar­dan bir­ka­çı şöy­le: Çün­kü: “Tür­ki­ye bu ak­şam oy­na­na­cak kar­şı­laş­ma­yı kay­be­de­rek Dün­ya Ku­pa­sı fi­nal­le­ri­nin ka­pı­sı­nı İs­viç­re’ye aça­cak.” “TC, Lo­zan’da­ki an­laş­may­la ku­rul­du; dün­ya­ya gö­bek dan­sı­nı, la­le­yi, Türk kah­ve­si­ni, bak­la­va­yı he­di­ye et­ti­ler.” “Or­han Pa­muk gi­bi ya­zar­la­rı var; bay­rak­la­rı bi­zim gi­bi kır­mı­zı-be­yaz; bi­zim gi­bi faz­la bi­lin­me­yen bir baş­kent­le­ri var; bi­ze Ku­bi­lay ve Ya­kın kar­deş­le­ri ka­zan­dır­dı­lar; yo­ğur­du bul­du­lar; As­ya’ya köp­rü kur­du­lar…” vb.
İs­viç­re ile oy­na­nan ilk maç son­ra­sın­da Türk yet­ki­li­le­rin kış­kır­tı­cı ta­vır­la­rı­na dik­kat çe­ken Mil­li­yet ga­ze­te­si spor yo­rum­cu­la­rın­dan Meh­met De­mir­kol ikin­ci maç ön­ce­sin­de şun­la­rı da yaz­dı:
“Ta­kım top oy­na­ma­mış, he­de­fi sap­tır, ra­ki­bi düş­man yap, or­ta­lı­ğı ger. Oh ne ra­hat! Bu ül­ke za­ten 10 yıl­lar­dır böy­le yö­ne­til­mi­yor mu? Eko­no­mi, si­ya­set, kül­tür, sa­nat ve spor. İşi be­ce­re­me­yin­ce, ya­rat bir düş­man, hal­kı ger, çıl­dırt, sür düş­ma­nın üs­tü­ne. Oh ne gü­zel. Yıl­lar­ca Eu­ro­viz­yon’dan, Av­ru­pa İn­san Hak­la­rı Mah­ke­me­si ka­rar­la­rı­na ka­dar her alan­da ay­nı tak­tik­le ger­me­di­ler mi bi­zi?” (Mil­li­yet, 15 Ka­sım 2005)
Ay­ne böy­le! Ül­ke için­de bir­şey­ler ters yü­rü­yor­sa so­rum­lu­su suç­lu­su “dı­şar­dan” ara­nır… Dev­le­te-mil­le­te uy­ma­yan her şe­yin kö­kü dı­şar­da­dır… Böy­le­ce bir yan­dan ger­çek so­run­la­rın gö­rül­me­si­nin en­gel­len­me­si­ne, dik­kat­le­rin baş­ka yön­le­re çe­kil­me­si­ne ça­lı­şı­lır­ken, Türk ol­ma­yan mil­let­le­re kar­şı da düş­man­lık ya­pıl­mak­ta, Türk şo­ve­niz­mi yay­gın­laş­tı­rıl­mak­ta­dır.
Mil­li­yet ga­ze­te­si adı­na ya­pı­lan açık­la­ma­da da hem İs­viç­re­li­le­re kar­şı pro­pa­gan­da ya­pıl­mak­ta hem de ama Tür­ki­ye’nin ko­nu­mu­nu zo­ra sok­ma­mak için “sü­ku­ne­te” çağ­rı ya­pıl­mak­ta­dır. “Öf­ke, şid­det ve in­ti­kam duy­gu­la­rı bi­ze sa­de­ce utanç ge­ti­rir, unut­ma­ya­lım…” bi­çi­min­de bi­ti­ri­len çağ­rı­da, öf­ke­nin ya da in­ti­kam duy­gu­la­rı­nın var­lı­ğı tes­lim edil­mek­te­dir. Bi­raz da ol­sa in­cel­til­miş mil­li­yet­çi­lik gös­te­ri­si ya­pıl­mak­ta­dır.
İş­te sü­ku­ne­te çağ­rı ya­pı­lan ya­zı­nın bir pa­rag­ra­fı:
“İs­viç­re uy­gar gö­rün­tü­sü­nün al­tın­da tıp­kı ban­ka­la­rın­da sak­la­dı­ğı ‘ka­ra pa­ra­lar’ gi­bi komp­leks­le­ri­ni, ay­rım­cı­lı­ğı­nı, or­ta çağ­dan kal­ma il­kel­lik­le­ri­ni ta­şı­yor. Bu­na şa­şır­ma­mak ge­rek­li. Er­me­ni kı­yı­mı id­di­ala­rı ile il­gi­li ya­sa­lar ve Tür­ki­ye kar­şı­sın­da­ki ne­ga­tif ta­vır­la­rı da ak­lı­mız­da…” (ay­nı yer­den)
Eh, on­la­rın Tür­ki­ye’ye kar­şı ne­ga­tif tav­rı olur ve bu­nu ak­lı­mız­da tu­tu­yor­sak, kim­se bi­ze la­des di­ye­mez! Biz sa­de­ce ve sa­de­ce Tür­ki­ye’nin yü­zü-gö­zü ça­mu­ra bu­laş­ma­sın di­ye oyun­cu­la­rı ve se­yir­ci­le­ri sü­ku­ne­te da­vet edi­yo­ruz. Yok­sa… gös­te­ri­riz on­la­ra “bir Türk’ün kaç İs­viç­re’ye be­del” ol­du­ğu­nu…
Fut­bol­cu­la­rın psi­ko­lo­jik yük­len­mey­le ikin­ci ma­ça ha­zır­lan­dı­ğı dö­nem­de, özel ola­rak ami­go­la­rın ör­güt­len­di­ği bil­gi­si de ba­sı­na yan­sı­dı. Tür­ki­ye çok yön­lü bir ha­zır­lık için­dey­di.
İs­viç­re ta­kı­mı İs­tan­bul’a ge­lip Ata­türk Ha­va­li­ma­nı’na in­di­ğin­de, ilk zor­luk pa­sa­port kont­ro­lün­de çı­ka­rıl­dı ve Tür­ki­ye’nin mi­sa­fir­per­ver­li­ği­nin ne de­mek ol­du­ğu­nu gös­ter­di­ler. Baş­ka ta­kım­la­ra uy­gu­la­nan özel pa­sa­port kont­rol nok­ta­sın­da ge­çiş prosedürü, İs­viç­re­li­le­re uy­gu­lan­ma­dı. Bi­linç­li ola­rak 100 ki­şi­den faz­la olan sı­ra­ya ek­len­di­ler… İki sa­ate ya­kın bir sü­re pa­sa­port kont­ro­lü ve eş­ya kont­ro­lü ya­pıl­dı.
Bu­nu ya­pan­lar stad­yum­lar­da­ki ami­go­lar ya da ho­li­gan­lar de­ğil­di. Ha­yır, dev­le­tin res­mi me­mur­la­rıy­dı bu­nu ya­pan­lar.
Ha­va­ala­nın­da­ki sürp­riz sa­de­ce bu de­ğil­di. Ki­mi ha­va­ala­nı ça­lı­şa­nı –bun­la­rın sa­yı­sı 100 ci­va­rın­da–, İs­viç­re ta­kı­mı­nı “Ce­hen­ne­me hoş­gel­di­niz 5-0” gi­bi pan­kart­lar­la kar­şı­la­yıp pro­tes­to et­ti. İs­tik­lal mar­şı eş­li­ğin­de “Bu­ra­dan çı­kış yok” slo­ga­nı da atıl­dı. Hem suç­lu hem güç­lü de­yi­mi­ne uy­gun ola­rak “öf­ke­le­nen ta­raf­tar­lar” ta­kı­mı ote­le gö­tü­ren oto­bü­se yu­mur­ta ve pet şi­şe at­tı­lar. İs­viç­re­li­ler da­ha Tür­ki­ye’ye ayak bas­ma­dan kor­ku­tul­mak, sin­di­ril­mek is­ten­miş­ti. On­la­ra, ulu­sal mar­şı­mı­zın söy­len­di­ği sı­ra­da ıs­lık­la­ma­nın ne ol­du­ğu­nu gös­ter­me­ye baş­la­mış­lar­dı ve ar­dı ar­ka­sı da ge­le­cek­ti…
Ma­çın so­nu­cu­nu bi­li­yo­ruz: 4-2. Maç sı­ra­sın­da se­yir­ci­nin mem­le­ket aş­kı, fut­bol fe­de­ras­yo­nu so­rum­lu­la­rı­nın her san­dal­ye­ye/kol­tu­ğa bı­rak­tı­ğı bir Türk bay­ra­ğı­nın el­ler­de sal­lan­ma­sıy­la do­ru­ğu­na ulaş­mış­tı. 40 bin ci­va­rın­da bay­rak sal­lan­dı o gün Şük­rü Sa­ra­çoğ­lu Stadı’nda… Bu da ney­di ki… İs­viç­re­li­le­re on­la­rın ulu­sal mar­şı söy­len­di­ğin­de ıs­lık ça­la­rak, “ana-av­rat” kü­für ede­rek bir kez ders­le­ri ve­ril­di. Sa­haya “ya­ban­cı mad­de” atıl­dı vb.
İs­viç­re­li­ler ise ön­ce­den söz­leş­miş gi­bi –ta­bii ki kar­şı­laş­tık­la­rı at­mos­fer on­la­rı bu­na zor­la­mış­tır, kim­bi­lir?– ha­ke­min ma­çı bi­ti­ren dü­dü­ğü çal­ma­sıy­la so­yun­ma oda­sı­na koş­tu.
Ne ol­duy­sa bun­dan son­ra ol­du! Ki­min baş­lat­tı­ğı tam bel­li ol­ma­yan bir tek­me to­kat, bir­bi­ri­ne gi­riş­me­ler… Sa­ha­da­ki maç bit­miş, sı­ra sa­ha­dı­şı mü­ca­de­le­ye gel­miş­ti. İs­viç­re­li­le­rin de Türk­ler­den aşa­ğı ka­lır ya­nı yok­tu ya­ni.
İs­viç­re­li FI­FA baş­ka­nı Sepp Blat­ter’in Tür­ki­ye’ye yö­ne­lik sert açık­la­ma­sı ise Tür­ki­ye’nin ağır ce­za­la­ra ma­ruz ka­la­bi­le­ce­ği yön­lü tar­tış­ma­la­ra yol aç­tı. Söz­ko­nu­su tar­tış­ma­lar bir yan­dan Blat­ter’e kar­şı onun, da­ha ra­por­lar eli­ne geç­me­den, ta­raf­la­rı din­le­me­den Tür­ki­ye’ye teh­dit sa­vur­ma­sı yönlü tavrı hak­lı ola­rak eleş­ti­ri­lir­ken, so­run yi­ne Türk­lük, Tür­ki­ye’nin res­mi­nin “dı­şar­dan” kir­len­me­me­si te­me­lin­de ele alın­dı. Av­ru­pa ba­sı­nı Av­ru­pa mer­kez­ci ta­vır­lar­la Tür­ki­ye’ye kar­şı ta­vır ta­kı­nır­ken, Türk ta­ra­fı da “kö­kü dı­şar­da” yak­la­şı­mı­na uy­gun ola­rak her­ke­si düş­man ilan et­me­ye ça­lış­tı. Hat­ta ki­mi­le­ri ha­kem­le­rin Al­man­ya’da ya­pı­la­cak Dün­ya Ku­pa­sı maç­la­rın­da ha­kem­lik gö­re­vi ala­bil­mek için Tür­ki­ye’yi sat­tık­la­rı yön­lü komp­lo te­ori­le­ri de üre­til­di.
Tar­tış­ma­lar sa­de­ce spor say­fa­la­rın­da ya­pı­lan yo­rum­lar­la sı­nır­lı kal­ma­dı. Ne de ol­sa ulu­sal me­se­le de­ğil mi? O za­man tüm Tür­ki­ye’nin me­se­le­si ola­rak so­run ele alın­ma­lıy­dı… Bu ara­da Şem­din­li’de pat­la­yan bom­ba, ya­ka­la­nan te­tik­çi­ler, Yük­se­ko­va’da pro­tes­to­cu­la­rın kur­şun­lan­ma­sı ve ben­ze­ri so­run­la­rın üs­tü­nün ör­tül­me­si için de bu maç bi­re­bir­di…
Hür­ri­yet ga­ze­te­si­ne mek­tup ya­zan Ko­ray C. isimli bir okur şun­la­rı söy­le­mek­te­dir:
“Fut­bol, fut­bol, fut­bol. Yet­ti be!! Mil­li ta­kım da ku­lüp ta­kım­la­rı da sağ­lam bir ce­za al­sın da Tür­ki­ye’nin ger­çek so­run­la­rıy­la il­gi­le­nil­sin ar­tık. Tür­ki­ye’de gü­ven­lik so­ru­nu var. Hır­sı­zı, ka­ti­li kol ge­zi­yor.” (Hür­ri­yet, 21 Ka­sım 2005)
Tür­ki­ye’nin fut­bol ma­çı ne­de­niy­le ala­ca­ğı ce­za­nın AB’ye üye­lik gö­rüş­me­le­rin­de olum­suz rol oy­na­ya­ca­ğı, fut­bo­lun po­pü­ler kül­tü­rün bir par­ça­sı ola­rak AB ana­ya­sa­sı­nı oy­la­ma­da re­fe­ran­du­mu et­ki­le­ye­bi­le­ce­ği vb. dü­şün­ce­ler de di­le ge­ti­ril­di.
Va­tan ga­ze­te­sin­den Ne­ca­ti Doğ­ru’nun tav­rı ise, bi­ze “1 Türk’ün dün­ya­ya be­del” ol­ma­dı­ğı­nı, “1 İs­viç­re­li­nin 14 Türk” et­ti­ği­ni öğ­ret­ti. He­sa­bı şöy­le ya­pı­yor: “14 Türk bi­ra­ra­ya ge­li­yor, ça­lı­şı­yor ça­ba­lı­yor; işi­ni bü­yü­tü­yor an­cak 1 İs­viç­re­li ka­dar mal hiz­met üre­te­bi­li­yor­du. 14 Türk… 1 İs­viç­re­li edi­yor­du.”
Fut­bol ma­çı­na, spo­ra de­ğil de sa­va­şa ha­zır­la­nır gi­bi ha­zır­la­nan fut­bol­cu­lar ve ta­raf­tar­la­rın bu “mü­ca­de­le­ci” ya­nı­nı or­ta­ya ko­yan ki­mi yo­rum­lar ise şöy­le­dir:
“Ama sa­ha­da oy­na­yan her fut­bol­cu diş­le­riy­le mü­ca­de­le et­ti. Her dam­la akıt­tık­la­rı ter he­lal ter­di. Bir fut­bol sa­va­şı, an­cak bu ka­dar olur. Mo­haç mı de­sek, Ma­laz­girt mi de­sek, Ça­nak­ka­le mi de­sek. İş­te öy­le bir şey.” (Mil­li­yet, 18 Ka­sım, Ha­lil Özer)
“Se­yir­ci­miz, Ka­dı­köy’ü İs­viç­re için ade­ta ce­hen­ne­me çe­vi­rip, mil­li ta­kı­ma müt­hiş bir des­tek ver­di. (ay­nı ga­ze­te­den)
“Ha­kan’ın maç­tan son­ra­ki ‘he­lal­leş­tik’ söz­le­rin­den de an­la­şı­lı­yor ki, sa­va­şa gi­der­ce­si­ne sa­haya çık­mış fut­bol­cu­lar.” (ay­nı ga­ze­te­den, Der­ya Sa­zak)
“Bu maç­tan son­ra ar­tık ger­çek­ler­le kar­şı kar­şı­ya­yız. Al­man­ya’da biz yo­kuz. Psi­ko­lo­jik sa­va­şı ka­za­na­ma­dık.” (Os­man Şen­her, Pos­ta)
Bu ka­dar ye­ter! Ma­çı sa­vaş ola­rak gö­ren zih­ni­ye­tin, di­ğer ta­kı­mı düş­man gör­me­me­si ve bu­na uy­gun dav­ran­ma­ma­sı bek­le­ne­mez. Bun­la­rın yük­len­di­ği psi­ko­lo­ji, sa­va­şa gö­re­dir. Bu fa­na­tizm o ka­dar ile­ri gi­di­yor ki, ki­mi ılım­lı Türk mil­li­yet­çi­le­ri­ni bi­le ra­hat­sız edi­yor. Ör­ne­ğin Mil­li­yet ga­ze­te­si spor ya­zar­la­rın­dan Atil­la Gök­çe, “Türk mil­li ta­kı­mı he­pi­mi­zin­dir, he­pi­miz sa­hip çı­ka­lım”, “ya­pı­lan­lar bi­ze za­rar ve­ri­yor” dü­şün­ce­siy­le şu çağ­rı­yı ya­pı­yor:
“Ve ne olur de­ği­şe­lim. Fut­bol­da ge­cik­ti­ği­miz kül­tür dev­ri­mi­ni ya­pa­lım. Ne olur sa­de­ce fut­bol oy­na­ya­lım. İn­san­la­rın ulu­sal duy­gu­la­rıy­la de­ğil, po­pü­lizm­le, de­ma­go­jiy­le, duy­gu sö­mü­rü­süy­le de­ğil…” (Mil­li­yet, 18 Ka­sım 2005, Atil­la Gök­çe)
Olur­sa iyi olur ta­bii ki. Ama Türk şo­ve­niz­miy­le yük­lü yö­ne­ti­ci­le­rin, fut­bol­cu­la­rın ve ta­raf­tar­la­rı­nın, kısacası bilimum “erkek takımının” bu “kül­tür dev­ri­mi”ni ko­lay ko­lay ya­pa­ma­ya­ca­ğı­nı söy­le­mek için ka­hin ol­ma­ya ge­rek yok­tur.
İs­viç­re­li­le­ri gön­de­rir­ken, Tür­ki­ye’ye ve­ri­le­bi­le­cek ce­za­la­rı in­dir­mek he­sa­bıy­la ol­sa ge­rek, bu kez özel po­lis kor­do­nun­dan olu­şan kon­voy­la ha­va­ala­nı­na gö­tü­rüp özel açı­lan ban­ko­dan pa­sa­port kon­rol­le­ri ya­pı­lıp bek­le­til­me­den gön­de­ril­di­ler. Ki­bar­lık gös­te­ri­si ge­cik­miş­ti…
“Ya­ban­cı” ba­sın­dan seç­me ha­ber­ler­den bi­ri şöy­le­dir:
“Tek­nik di­rek­tör Te­rim ise fut­bol­cu­la­rı­nı ‘Mil­le­ti­miz siz­den on­la­ra he­sap sor­ma­nı­zı is­ti­yor. Tür­ki­ye’nin şe­re­fi için oy­na­yın’ di­ye mo­ti­ve edi­yor. Türk­le­rin aşı­rı mil­li gu­ru­ru­nun al­tın­da as­lın­da aşa­ğı­lık komp­lek­si ya­tı­yor.” (akt. Hür­ri­yet, 19 Ka­sım 2005, Süd­de­utsc­he Ze­itung)
“Kö­kü dı­şar­da” bir doğ­ru ana­liz yap­mış ga­ze­te…
Tar­tış­ma­lar, maç­lar­da na­sıl ta­vır ta­kı­nıl­ma­sı ge­rek­ti­ğin­den çok Tür­ki­ye’nin na­sıl bir ce­za ala­bi­le­ce­ği ve bu ce­za­nın Türk ta­ra­fın­ca na­sıl en aza in­di­ri­le­bi­le­ce­ği te­me­lin­de yü­rü­yor. Maç sonunda soyunma odalarına giderken İsviçreli futbolculara çelme taktığı fotoğraflarla belgeli milli takım antrenörlerinden Meh­met Öz­di­lek is­ti­fa et­ti. Fe­de­ras­yon­da ki­mi yet­ki­li­ler de is­ti­fa et­tik­le­ri­ni açık­la­dı. Hatta kimileri federasyon yönetiminin tümden istifa etmesi gerektiğini filan da söyledi. Bütün bunlarla “Türk tarafının daha az ceza alması” amaçlanıyor…
Son ola­rak Sepp Blat­ter’in mil­li maç­lar­da, mil­li mar­şın ça­lın­ma­ma­sı yö­nün­de­ki öne­ri­si­nin ka­bul edi­lir bir öne­ri ol­du­ğu­nu söy­le­ye­lim. FI­FA Sepp’in bu öne­ri­si­ni gö­rüş­me­li ve tüm za­man­lar için maç­lar­dan ön­ce mil­li marş ça­lın­ma­sı ku­ra­lı­nı ya­sak­la­ma­lı­dır. Bu, hem ıs­lık­lan­dı­ğın­da “ulu­sal gu­ru­ru” ze­de­le­nen fa­na­tik­le­rin az­ma­sı­nı ön­le­mek için, hem de “ulu­sal” marş eş­li­ğin­de mil­li­yet­çi­li­ğin yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı­na kar­şı olan­la­rın si­nir­le­ri­nin bo­zul­ma­ma­sı için işe ya­rar bir ka­rar ola­cak­tır.
Ancak bu tür şeyler yapılsa bile futbol bir bütün olarak ırkçılıktan, şovenizmden, milliyetçilikten, holiganizmden, maçoluktan… arınmış olmayacaktır. Hayır; ırk­çı­lı­ğın, şo­ve­niz­min kay­na­ğı­nın sö­mürü sis­temi ol­duğu bilin­diğin­de, bu sis­tem var­lığını sür­dür­dük­çe de sporun ırk­çılık­tan, şovenizm­den arın­ması müm­kün değil­dir. Halk­ların spor alanın­da da kar­deş­liğini sağ­lamak, sömürü sis­temine kar­şı mücadeley­le müm­kün­dür.

23 Kasım 2005