6-7 Ey­lül 1955 olay­la­rı­nın
50. yıl­dö­nü­mün­de
ta­rih çar­pı­tı­cı­lı­ğı…

6-7 Ey­lül 1955 olay­la­rı­nın 50. yıl­dö­nü­mün­de “ta­rih­le yüz­leş­mek” adı­na olay­lar­la il­gi­li bir­çok ga­ze­te­de ya­zı­lar ya­yın­lan­dı, “ta­nık­lar” ko­nuş­tu­rul­du… Ko­nu hak­kın­da ta­vır ta­kı­nan ve anı­la­rı­nı okur­la­ra ak­ta­ran kö­şe ya­zar­la­rı da ge­nel­de olay­la­rın ne ka­dar “uta­nı­la­cak” olay­lar ol­du­ğu yön­lü ta­vır­lar ta­kın­dı­lar.
Ki­mi kö­şe ya­zar­la­rı böy­le­si olay­la­rın iyi ha­tır­lan­ma­sı ve bi­lin­me­si­nin ben­ze­ri olay­la­rın bir da­ha ya­şan­ma­ma­sı için ge­rek­li ol­du­ğu­nu da vur­gu­la­dı­lar.
Ege­men­le­rin ya­zı­lı med­ya­sın­da­ki ta­vır­la­ra ba­kıl­dı­ğın­da or­ta­ya esas ola­rak şu görüntü çık­mak­ta­dır. Medyada tavır takınanların bir ke­si­mi, olay­la­rın dev­let için­de olan bir ke­si­min, “de­rin dev­let’in oyu­nu ol­du­ğu­nu tes­pit ede­rek bu­gün­le ba­ğı­nı kur­mak­ta ve “de­rin dev­let”e kar­şı li­be­ral bur­ju­va­zi­nin si­ya­se­ti­ni sa­vun­mak­ta­dır.
Bu ko­nu­da ya­zı­lan­la­ra ba­kıl­dı­ğın­da, 50 yıl son­ra da ol­sa, söz­ko­nu­su olay­la­rın yan­lış­lı­ğı­nın, bu olay­la­rın ar­ka­sın­da­ki gü­cün “de­rin dev­let” ol­du­ğu­nun ki­mi­le­ri ta­ra­fın­dan or­ta­ya kon­ma­sı­nın olum­lu bir ge­liş­me ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir.
Tavır takınanların bir ke­simi ise böy­le­si olay­la­rın dev­le­tin ve mil­le­tin ana­ne­si­ne ters, ona za­rar ve­ren olay­lar ol­du­ğu­nu sa­vun­mak­ta­dır.

Bu konudaki tavırlara bir de 6-7 Eylül ile ilgili resim sergisine MHP ve İP taraftarları olduğu söylenen bir kesimin saldırıları ve bu saldırıları kınama yönlü tavırlar eklendi.
Sonuç olarak öne çıkan esas şey, yapılanların, yaşananların Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk toplumunun geleneğine ters olaylar olduğu düşüncesiydi. Böylece tarih çarpıtıcılığı yapılıp Türk devleti, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nun kirli sayfaları temize çıkarılmaya çalışıldı, çalışılıyor.
Tarih çarpıtıcılığının en açık görüldüğü tavırlardan biri özel­lik­le son yıl­lar­da Türk dev­le­ti­nin “ta­rih da­nış­man­la­rın­dan” bi­ri olan İl­ber Or­tay­lı’nın 4 Ey­lül ta­rih­li Mil­li­yet ga­ze­te­sin­de­ki ya­zı­sıdır. Ta­kı­nı­lan ta­vır şöy­le­dir:
“…1955 yı­lı 6-7 Ey­lül olay­la­rı Tür­ki­ye’nin dı­şa­rı­da­ki adı­na çok za­ra­rı do­ku­nan, aleyh­te abar­tı­lan bir pro­pa­gan­da­yı da­ima bes­le­yen yüz ka­ra­sı bir ter­tip ve kont­rol­süz­lük de­mek­tir. Ana­do­lu’da­ki ve Ru­me­li’de­ki bin yıl­lık Türk ha­ki­mi­ye­ti­nin ta­nı­ma­dı­ğı, bil­me­di­ği bu saç­ma ter­tip; im­pa­ra­tor­lu­ğun bı­rak­tı­ğı mi­ras üs­tün­de bir le­ke­dir. II. Dün­ya Sa­va­şı sı­ra­sın­da ko­nu­lan Var­lık Ver­gi­si gi­bi an­lam­sız ve is­tis­ma­ra açık uy­gu­la­may­la bir­lik­te ye­ni ne­sil­le­rin ba­şı­na bir be­la ola­rak kal­mış­tır. (…) Bu top­lu­mun bu gi­bi olay­la­rı tek­rar ede­ce­ği­ni hiç san­mı­yo­ruz ama olay­la­rı da unut­mak de­ğil, iyi öğ­ren­mek ge­re­kir. 6-7 Ey­lül olay­la­rı ba­zı­la­rı­nın de­di­ği gi­bi 1938 Ka­sım’ın Al­man­ya ve Avus­tur­ya’sın­da­ki Kris­tal Ge­ce­si gi­bi de­ğil­di; 1950’le­rin ka­buk de­ğiş­tir­me­ye baş­la­yan ve de­ne­ti­min el­den çık­tı­ğı ve mut­la­ka kö­tü yö­ne­ti­len İs­tan­bul’un­da dev­let ve top­lum ana­ne­mi­zi ze­de­le­yen bir çıl­gın­lık­tı.” (Mil­li­yet, 4 Ey­lül 2005)
İl­ber Or­tay­lı so­ru­nu böy­le or­ta­ya ko­yu­yor. So­ru­nu Türk dev­le­ti­nin ve top­lu­mu­nun ana­ne­si­ni ze­de­le­yen bir çıl­gın­lık ve “bin yıl­lık Türk ha­ki­mi­ye­ti­nin ta­nı­ma­dı­ğı, bil­me­di­ği” bir ter­tip ola­rak gös­te­ri­yor. En iyi hal­de bu olay­lar “im­pa­ra­tor­lu­ğun bı­rak­tı­ğı mi­ras üs­tün­de bir le­ke” ola­rak de­ğer­len­di­ri­li­yor.
Tam da bu nok­ta­da “ta­rih­le yüz­leş­mek” adı­na ta­rih çar­pı­tıl­mak­ta­dır. “Ye­ni ta­nık­lık­lar” adı­na ki­mi olay­lar or­ta­ya çı­ka­rı­lır­ken, bu olay­lar ta­ri­hin çar­pı­tı­la­rak ye­ni­den ya­zıl­ma­sı için kul­la­nıl­mak­ta­dır. İl­ber Or­tay­lı’ya göre böylesi olaylar Türk devletinin ananesini zedeliyormuş!
Türk devletinin ve toplumunun ananesinin 6-7 Eylül olayları gibi olayları tanımadığı yönlü düşüncenin gerçekleri çarpıttığını göstermek için geçmişe kısaca bakmak yetmektedir.

ANANE VE MİRASTA NE VAR?

6-7 Ey­lül 1955 sal­dı­rı­la­rın­da za­rar gö­ren­ler esas ola­rak Rum ulu­sal azın­lı­ğı ol­sa da, Er­me­ni­ler ve kıs­men Ya­hu­di’ler de za­rar gör­müş­tür. Bu bağ­lam­da he­defin gay­ri­müs­lim azın­lık­lar ol­du­ğu açık­tır.
İl­ber Or­tay­lı’nın bah­set­ti­ği Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun bı­rak­tı­ğı mi­ras­ta, sa­de­ce 1890’lı yıl­lar­dan 1922’ye ka­dar­ki ke­si­mi­ne bak­tı­ğı­mız­da bi­le kar­şı­mı­za çok da­ha bü­yük “ka­ra le­ke­ler” çık­mak­ta­dır. Evet “ter­tip” bi­çi­min­de­ki­le­ri de! Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu­nun ta­ri­hin­de de, Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ta­ri­hin­de de böy­le­si oyun­lar, ter­tip­ler bu­ra­da sa­yı­la­ma­ya­cak ka­dar çok­tur. “Os­man­lı­da oyun çok” de­yi­mi boş ye­re söy­len­me­miş­tir…

Oyun­lar ter­tip­ler bir ya­na, Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun bı­rak­tı­ğı mi­ras­ta, ya­şa­nan kat­li­am­lar ve soy­kı­rı­mın iz­le­ri gü­nü­mü­ze ka­dar gel­miş­tir. Er­me­ni­le­re yö­ne­lik ya­şa­nan soy­kı­rım­da Rum­lar da, Sür­ya­ni­ler-Kel­da­ni­ler (Asur­lar) de pa­yı­nı al­mış­lar­dır. Yüz­bin­ler­ce­si ye­rin­den yur­dun­dan edil­miş, bü­yük bö­lü­mü kat­le­dil­miş­tir. Or­tay­lı gi­bi­le­ri­nin ta­vır­la­rı en baş­ta bu ta­ri­hi ger­çek­lik­le­rin üze­ri­ni ört­me­ye ça­lı­şan ve “im­pa­ra­tor­lu­ğun mi­ra­sı”nı te­mi­ze çı­kar­ma ve ta­ri­hi çar­pıt­ma ta­vır­la­rı­dır.
Bu ve ben­ze­ri ta­vır­lar as­lın­da Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ta­ri­hin­de Kürt ulu­su­na ve ulu­sal azın­lık­la­ra yö­ne­lik bas­kı­la­rın, ulu­sal zul­mün üze­ri­ni de ör­ten ta­vır­lar­dır.
Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti dev­le­ti Lo­zan An­laş­ma­sı’yla var­lı­ğı­nı ka­bul et­ti­ği di­ni azın­lık­la­rın bu an­laş­ma­ya gö­re sa­hip ol­ma­la­rı ge­re­ken hak­la­rı bi­le ver­me­miş ve sü­rek­li bir bas­kı uy­gu­la­mış­tır. Rum, Er­me­ni ve Ya­hu­di­ler (Mu­se­vi­ler) di­ni azın­lık ola­rak ka­bul edi­lir­ken gay­ri­müs­lim ol­du­ğu hal­de Sür­ya­ni­ler-Kel­da­ni­ler di­ni azın­lık ola­rak bi­le ka­bul edil­me­miş­tir. Bun­la­rın ulu­sal azın­lık ola­rak var­lı­ğı ise hâ­lâ ka­bul edil­miş de­ğil­dir.

Gay­ri­müs­lim azın­lık­la­ra kar­şı sal­dı­rı­lar, bas­kı­lar Lo­zan An­laş­ma­sı son­ra­sın­da ku­ru­lan Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de sü­rek­li va­ro­la­gel­miş­tir. Bu bas­kı­lar doğ­ru­dan dev­let ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ril­miş­tir.
Özel­lik­le Er­me­ni ve Rum azın­lı­ğı si­ya­si ve be­lir­le­yi­ci eko­no­mik alan­lar­dan ke­li­me­nin ger­çek an­la­mın­da te­miz­len­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır.
1942 yı­lın­da ka­rar al­tı­na alı­nan Var­lık Ver­gi­si esas ola­rak azın­lık­la­ra kar­şı alı­nan bir ön­lem­di. Kamuoyuna bu kararın gerekçesi ve amacı başka türlü yansıtılsa da, gerçek amaç “Ticareti Türklere vermek”ti. Ticaret işindeki gayrimüslimleri safdışı etmek de bunun doğal bir sonucuydu. Böylece ekonomik alandaki saldırı, özellikle Rum ve Er­me­ni azın­lı­ğı­na men­sup bin­ler­ce in­sa­nın sür­gün edil­me­si ve sür­gün edi­len­le­rin önem­li bö­lü­mü­nün kat­le­dil­me­si­ni de be­ra­be­rin­de ge­tir­miş­tir.
1955’te­ki ta­lan gi­ri­şim­le­ri, sal­dı­rı­la­rı da eko­no­mik alan­da Var­lık Ver­gi­si’nin bir de­va­mı ni­te­li­ğin­de­dir. Var­lık Ver­gi­si, İl­ber Or­tay­lı’nın an­lat­ma­ya ça­lış­tı­ğı gi­bi “an­lam­sız ve is­tis­ma­ra açık uy­gu­la­ma” de­ğil, bi­linç­li ola­rak ka­rar­laş­tı­rı­lan ve is­ten­di­ği gi­bi uy­gu­la­nan bir ka­rar ve uy­gu­la­ma­dır. Bu uy­gu­la­may­la ve 1955 yı­lı 6-7 Ey­lül sal­dı­rı­la­rıy­la Türk dev­le­ti el­de et­mek is­te­di­ği­ni esas ola­rak el­de et­miş­tir.
Rum azın­lı­ğı­nın Tür­ki­ye’yi ter­ket­me­si ama­cı da Rum­la­ra yö­ne­lik bas­kı­la­rın per­de ar­ka­sın­da­ki ol­gu­lar­dan bi­ri­dir.
Tüm bas­kı­la­ra rağ­men Tür­ki­ye’yi ter­ket­me­yen Rum­lar ise da­ha son­ra çı­ka­rı­lan ya­sa(lar) ile Tür­ki­ye’yi ter­ket­meye zor­lan­mış­lar­dır, ke­li­me­nin ger­çek an­la­mın­da sür­gün edil­miş­ler­dir. 1964 yı­lın­da Türk dev­le­ti açık­ça Rum­la­rı “sı­nır­dı­şı et­me” ka­ra­rı çı­ka­rıp uy­gu­la­mış­tır.
Tüm bu uy­gu­la­ma­lar so­nu­cun­da Tür­ki­ye’de ya­şa­yan Rum­la­rın sa­yı­sı sı­fır­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Az sa­yı­da Rum in­sa­nının anda Tür­ki­ye’de ya­şı­yor ol­ma­sı bu ger­çe­ği de­ğiş­tir­me­mek­te­dir. Bu, Lo­zan An­laş­ma­sı son­ra­sın­da Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti sı­nır­la­rı için­de ya­şa­yan Rum­la­rın sa­yı­sıy­la kar­şı­laş­tı­rı­la­rak gös­te­ri­le­bi­lir bir ger­çek­lik­tir.
Ve­ri­le­re gö­re Lo­zan An­laş­ma­sı dö­ne­min­de 370 bin Rum var­dır. Türk dev­le­ti­nin ki­mi ent­ri­ka­la­rıy­la bu sa­yı 200 bi­ne dü­şü­rül­müş­tür. Da­ha son­ra­ki yıl­lar­da da Rum azın­lı­ğın nü­fu­su gi­de­rek azal­mak­ta­dır. Ki­mi ve­ri­le­re gö­re 1955-1962 yıl­la­rı dö­ne­min­de Tür­ki­ye’yi terk eden Rum­la­rın sa­yı­sı 70 bin ci­va­rın­da­dır. 1964’te­ki “sı­nır­dı­şı et­me” ka­ra­rı son­ra­sın­da ne ka­da­rı­nın sı­nır­dı­şı, sür­gün edil­di­ği ise be­lir­siz…

Türk dev­le­ti­nin Rum azın­lı­ğı üze­rin­de­ki bas­kı­la­rı ve Rum düş­man­lı­ğı de­ği­şik bi­çim­ler­de de ol­sa gü­nü­müz­de de sür­mek­te­dir. Bu­nun en açık gö­rül­dü­ğü alan Fe­ner Rum Pat­rik­ha­ne­si’ne, Pat­rik Bart­ho­lo­me­os’a ve Rum Ruh­ban Oku­lu’nun açıl­ma­sı ta­le­bi­ne kar­şı ta­vır­lar­dır. Bi­lin­di­ği gi­bi Hey­be­li Ada­sı’nda­ki Rum Ruh­ban Oku­lu, dev­le­tin Rum­la­ra yö­nelik bas­kılarının bir par­çası olarak kapatıl­mış­tı.
Kısaca ak­tar­dığımız bu ol­gular Os­man­lı İm­parator­luğu’nun bırak­tığı mirasın da, Tür­kiye Cum­huriyeti tarihinin de kara lekeler­le dolu ol­duğunu; bu kara lekelerin “dev­let ve top­lum ananemizi zedeleyen bir çıl­gın­lık” ol­manın ötesin­de, dev­letin ananesi ol­duğunu or­taya koy­mak­tadır. Hiç­bir çar­pıt­ma bu ger­çek­lerin üzerini ör­temez.
1955 6-7 Ey­lül sal­dırılarının ar­kasın­daki gücün dev­letin ken­disi ol­duğu ger­çeğinin üzeri de ör­tül­meye çalışıl­mak­tadır.
“Yeni tanık­lık­lar” adına detay­lara boğarak üzeri ör­tül­meye çalışılan ger­çek, Türk dev­letinin ulusal azın­lık­lara yönelik siyasetinin sis­tem­li bir ulusal bas­kı ve zulüm siyaseti ol­duğu ger­çeğidir.
50. yıl­dönümü vesilesiy­le yayın­lanan yazılar­da bu ger­çeği or­taya koy­mak ve dev­letin siyasetini teş­hir et­mek için de epey mal­zeme, veri var­dır.
Tüm sınıf bilinç­li iş­çilerin görevi, bu ger­çeği kit­lelerin bilin­cine yer­leş­tir­meye çalış­ması, Türk şoveniz­mine kar­şı aman­sız bir mücadele ver­mesidir.

Ey­lül 2005