HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

Eğitim-Sen’i kapatma kararı verildi

25 Mayıs 2005 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha önce Ankara 2. İş Mahkemesi’nin aldığı Eğitim-Sen’i kapatma talebini reddeden kararı bozarak Eğitim-Sen’i kapatma yönünde karar verdi.

Eğitim-Sen’e yönelik kapatma davası Genelkurmay’ın istemi, Çalışma Bakanlığı’nın girişimi ve Ankara Valiliği’nin suç duyurusu ile başlatılmıştı. Kapatma davasının dayanağı ya da gerekçesi ise, Eğitim-Sen’in tüzüğünde yer alan “Bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur” biçimindeki anadilde eğitimi savunmasıdır. Derin devletin düğmeye bastığı gelişmelerin kısa tarihçesi ise basına yansıdığı kadarıyla şöyledir:

Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) açılan dava, DGM’nin kaldırılması nedeniyle de Ankara 2. İş Mahkemesi’nde görüldü. 13 Temmuz 2004 tarihindeki duruşmada mahkeme Eğitim-Sen’e 60 gün süre vererek Eğitim-Sen’in tüzüğündeki sözkonusu maddeyi kaldırmayı talep etti.

15 Eylül 2004’te görülen ikinci duruşmada Eğitim-Sen sözkonusu talebi yerine getirmediği halde, Eğitim-Sen’in kapatılma istemi mahkemece reddedildi. Mahkeme, gerekçeli kararını Eylül ayı sonuna doğru Cumhuriyet Başsavcılığına ve Eğitim-Sen’e tebliğ etti. Başsavcılık temyiz ettiği kararın dosyasını 11 Ekim 2004 tarihinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’ne gönderdi ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de 13 günlük kısa bir sürede alelacele alınan kararın bozulmasına karar verdi.

Bunun üzerine mahkeme davayı yeniden ele almak zorunda kaldı. 10 Aralık 2004 tarihinde Ankara 2. İş Mahkemesi’nde görülen davada, Eğitim-Sen’e tüzüğünü değiştirmesi için yine 60 günlük bir süre tanındı. 21 Şubat 2005 tarihinde ise görülen 4. duruşmada, yine Eğitim-Sen’in talep edilen değişikliği yapmamasına rağmen, önce alınan karardan vazgeçilmedi ve mahkeme yeniden Eğitim-Sen’i kapatmama yönünde karar verdi.

Sözkonusu kapatma talebini reddeden mahkemenin hakimi Kudret Kurt, bu kararın verilmesini “gerekçeli kararda” şöyle açıklıyordu:

“Ulus, azınlık statüsünü ya da dil ayrılığını aşan hukuksal bir bütünlük kavramıdır. Farklı lehçe ve dillerin resmi dil dışında özel olarak öğrenilmesi farklılık yaratmayacağı gibi, öğrenenlerin ayrı bir azınlık statüsünde olmayacağı da doğaldır. Dilin, bölücülük unsuru olmak yerine ulus bütünlüğü içinde değişiklik unsuru olması doğaldır. Davalı sendikanın tüzüğünde bulunan hükümler, mahkememizce Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne, ulus bütünlüğüne, devletin tekliğine, sınırların değişmezliğine karşı bir tehlike olarak görülmemiştir.” (Hürriyet, 18 Mart 2005)

Bu açıklamanın yanısıra hakim Kudret Kurt, sendikanın devletin temel niteliklerine aykırı davrandığına dair somut belge ve verinin bulunmadığını; Anayasa’nın 90. maddesindeki “Milletlerarası antlaşmalarla kanunların uyuşmazlığı halinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” düzenlemesinin de yoruma açık olmayacak kadar net olduğunu; kararın da esas olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olduğu yönünde tavır takındı.

Başsavcılık yeniden alınan kararı temyiz ederek dosyayı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’ne gönderdi. Hukuk dairesi de yeniden “yerel mahkeme”nin aldığı kararı bozdu.

Bunun sonucunda dava hakkında son kararı vermek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na (YHGK) kaldı… Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise 25 Mayıs 2005 tarihinde çoğunluk oyuyla Eğitim-Sen’i kapatma yönünde karar kıldı.

Sözkonusu kararın yasal dayanağı, Anayasa’nın 3. Maddesinde yer alan “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir”, Anayasa’nın 42. maddesinin 6. paragrafında yer alan “Türkçe’den başka hiç bir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” ve “Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi, Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğretilmesi Hakkında Kanun”un 2. maddesinin a) fıkrasındaki “eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına Türkçeden başka hiçbir dil ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” biçimindeki düzenlemedir.

Bu yasalara, maddelere dayanarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Eğitim-Sen’in anadilde eğitim talebini savunmasını, Eğitim-Sen’i kapatma nedeni, gerekçesi olarak kabul etmiştir. Ankara 2. İş Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre Eğitim-Sen’in kapatılamayacağı yönlü yaklaşımı ise bir kenara atılmıştır.

Eğitim-Sen’e yönelik kapatma kararı, Türkiye’de düşünme, örgütlenme ve eğitim haklarının nasıl ayaklar altına alındığının somut göstergelerinden, ispatlarından birini oluşturuyor.

1990’da kurulan Eğitim-Sen’in yöneticileri ve üyeleri hakkında bugüne kadar 100 bini aşkın adli ve idari soruşturma açıldığı; son yıllarda Eğitim-Sen’e üye olduğu nedeniyle yüzlerce öğretmenin sürgün edildiği, binlerce eğitimcinin yargılandığı bir durum yaşanmakta.

200 binden fazla üyesi, 100 şubesi ve 400 temsilciliği olan Eğitim-Sen’e yönelik bu kapatma kararının perde arkasındaki gerçeklik, kapatma kararına yol açan şey anadilde eğitimin savunulmasıdır.

Anadilde eğitim en temel demokratik insan haklarından biridir. Bu talep aslında burjuva demokrasisi çerçevesinde davranıldığında bile, savunulması gereken bir taleptir. Türkiye’nin üye olmak istediği Avrupa Birliği’nin de sahip çıktığı, çoğu Avrupa Birliği ülkelerinde belli çerçevede uygulanan bir haktır anadilde eğitim hakkı.

Ama buna rağmen, Ankara 2. İş Mahkemesi Hakimi Kudret Kurt’un açıklamasına göre de “toprak bütünlüğüne, devletin tekliğine, sınırların değişmezliğine karşı bir tehlike” olmadığı halde, neden, anadilde eğitim, öğretimi savunduğu için bir sendika kapatılıyor?

Bu sorunun cevabı, kapatma nedenine bakıldığında aslında açıktır. Anadilde eğitim talebi Türkiye’de yaşayan –Türk ulusu dışındaki– ulus ve milliyetlerin en temel demokratik haklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi sınırları içinde Kürt ulusu ve onlarca ulusal azınlık yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti ise kurulduğundan beri bir halklar hapishanesi durumunda…

Bu halklar hapishanesinde Türk ulusu dışındaki ulus ve ulusal azınlıklara düşen esas şey ulusal baskıdır, zulümdür! Türkiye’de çok az sayıdaki “gayri-müslim” dışındaki “herkes Türktür”, etnik kökeni farklı olanlar ise en iyi halde “Türk ulusu mozayiğinin parçalarıdır”…

Bu mozayik içindeki kimileri için, örneğin Kürtler için anadilde eğitim talep etmek, mozayiğin parçalanmasını beraberinde getirebilir ve bu “bölücülüktür”, hatta ve hatta “devletin bölünmez bütünlüğüne tehdit” oluşturmaktadır… Bugün Kürtlere verilirse bu hak, yarın Lazlar, Araplar, Çerkezler… bilimum etnik kökenliler sıraya girmez mi? Bunlara anadillerinde eğitim hakkı verilirse ardından başka haklar talep edilmez mi? vb. yaklaşımı ve mantığı çerçevesinde derin devlet önlemini almaktadır… Eğitim-Sen devletin bütünlüğüne karşı “bölücülük” yapmasa da, bu anlama gelebilecek olası veya muhtemel gelişmelere izin verilemez tabii ki!

Yani derin devlete göre –Hakim Kurt’un anlattığının tersine– anadilde eğitim talebi, “devletin temel niteliklerine aykırı”dır. Bu “aykırılık” Eğitim-Sen’in kapatılmasını gerektirmektedir ve devletin esas söz sahipleri de buna uygun davranmaktadır vb. vs.

Kısacası, Eğitim-Sen’in kapatılması kararının perde arkasında yatan gerçeklik, Türk devletinin şoven, ırkçı geleneği, yapısı, Türk ulusu dışındaki ulus ve ulusal azınlıkların varlığının reddi, faşizmin hâlâ egemenliğini sürdürmesi gerçeğidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aldığı kararla Ankara 2. İş Mahkemesi’nin aldığı karar arasındaki fark nasıl ortaya çıkıyor? Kuşkusuz ki, “burası Türkiye! Herşey mümkün” deyip işin içinden çıkılabilir. Gerçekten de Türkiye’de –kuşkusuz ki sadece Türkiye’de değil– yasalar değişik biçimlerde yorumlanabilmekte ve buna uygun olarak da ayrı kararlar verilebilmektedir.

Fakat sorunu bu temelde ele almak, somut durum bağlamında eksik ve yanlış olacaktır. Ankara 2. İş Mahkemesi, Hakim Kurt’un açıklaması somutunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) önem ve ağırlık vermiş, kararını bu uluslararası antlaşmaya göre almıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise Türkiye’nin yasalarını temel almış, AİHS’yi dışlayan bir tavır temelinde Eğitim-Sen’i kapatma kararı vermiştir.

İki kesim de “Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü, devletin tekliğini, sınırların değişmezliğini” savunmada birleşmektedirler. Ayrıldıkları esas nokta, anadilde eğitimi savunmanın bu temel yaklaşıma ters olup olmadığı, “devletin bütünlüğünü” tehdit edip etmediği, yasaklamayı gerektirip gerektirmediği konusudur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin 82 yıllık geleneğinin savunucusu ve iktidarı elinde tutan kesim, şoven, ırkçı, faşist yaklaşımına uygun olarak anadilde eğitim talebine izin verilemeyeceğini, bu talebin gerçekleşmesi durumunda “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü”ne halel geleceğini düşünerek buna göre davranmaktadır.

Diğer kesim ise bilinçli ya da bilinçsiz, liberal burjuvazinin siyasi yaklaşımının adli kurumlardaki temsilciliğini yapmaktadır. Buna göre anadilde eğitim talebi savunulabilir. Bu talebi savunmak otomatik olarak “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü” tehdit etme durumunda değildir. Girmek için çok uğraşılan Avrupa Birliği’nin de savunma durumunda olduğu en temel demokratik haklardan biridir. Ne kadar hak verilirse, “devletin bölünmez bütünlüğü” de o kadar sağlamlaştırılır vs…

Yani özde bir olanların arasındaki farklılık, bunlar arasındaki farklılıklar. Buna rağmen ama bu farklılıklar önemli… Somut olarak Eğitim-Sen’e karşı takınılan tavır, liberal burjuvazinin –AB konusunda Türkiye’de büyük burjuvazinin kimi kesimleri de belli ölçülerde liberal burjuvazinin siyasetini savunma durumundadır– burjuva demokrasisini savunma siyasetiyle, iktidarının temeli giderek oyulan derin devletin iktidarını koruma siyaseti arasındaki çelişkiden kaynaklı farklılıkların, iki kesim arasındaki iktidar dalaşının da bir göstergesidir.

Demokratik haklar için, demokratik hakların alınması için mücadelede ama, işçiler, emekçiler, ezilen halklar için belirleyici olan şey, hakim sınıfların bu her iki kesimine karşı da mücadele etmek, kendi kurtuluşu için mücadeleyi kendi eline almaktır.

Eğitim-Sen’de örgütlü olan emekçilerin baskılara karşı demokratik haklar mücadelesi tüm ezilenlerin mücadelesi olarak kabul edilip Eğitim-Sen’i kapatma kararına karşı mücadele etmek de tüm ulus ve milliyetlerden işçi ve emekçilerin görevidir.

 

“Başka halkları ezen bir halk özgür olamaz!”

Anadilde eğitim hakkı insan hakkıdır!

Herkese kendi anadilinde eğitim, öğretim hakkı!

 

15-16 Haziran 2005