HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN:

AİHM ve Öcalan’ın “adil yargılanması”…

 12 Mayıs’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Öcalan davası ile ilgili kararını açıkladı. Sözkonusu karara göre Öcalan “adil yargılanmamış”; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3., 5. ve 6. maddeleri ihlal edilmiştir. Buna göre Öcalan’a (tabii ki avukatlarına da) savunması için “yeterli zaman tanınmaması, kısa sürede yargıç önüne çıkarılmaması, gözaltı süresinin uzun olması” ve “adil ve bağımsız nitelikte olmayan bir mahkeme tarafından verilen ölüm cezası”nın “insanlıktan uzak” ve AİHS’nin işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3. maddesini ihlal olarak görülmesi, Öcalan’ın “adil yargılanmadığı” kararının nedenleri. Öcalan’ın davasının özellikle DGM tarafından görülmesi ve bundan da önemlisi mahkemede bir askeri yargıcın bulunması “adil yargılanmamaya” karar verilmesinin temeli olmuştur.

AİHM Büyük Dairesi’nin aldığı kararda, Öcalan’ın yeniden yargılanması gerekir diye bir talep bulunmuyor. Yeniden yargılanabilir veya dosyası yeniden açılabilir diye iki olasılığı ortaya koymaktadır. Bununla birlikte ilk kez “özel konum”dan bahsedilmekte ve uygulama bağlamında asıl kararı verecek olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne verecekleri kararda bu “özel konumu” gözönünde tutmaları yönünde “uyarıda” bulunulmaktadır.

Sonuçta AİHM Öcalan’ın kaçırılmasını, tutuklanmasını, tecrit edilmesini ve verilen cezasını dolaylı olarak onaylamış, davanın esasıyla ilgili hiçbir karar vermemiştir. Öcalan’ın bu yönlü talepleri reddedilmiş, sorun Kürt ulusal sorunundan bağımsız bir sorunmuş gibi ele alınmıştır.

Sözkonusu karar yargılamanın “adil” olup olmadığıyla, yani işin özünde davanın teknik yanıyla ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, hukukuna uygun mu değil mi sorusu sorulmuş ve uygun olmadığı kararı verilmiştir.

Sözkonusu karar şu aşamada Türkiye için uyulması gereken bir zorunluluk içermiyor. Çünkü, kararın alınmasından sonra, uygulamanın nasıl olacağı yönünde karar vermek ve sorunu takip etmek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) işi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK) 46 ülkenin temsilcilerinin yer aldığı bir komite. Öcalan hakkında alınan kararı gündemine ne zaman alacağı belli değil. Normal koşullarda bu konuda karar vermesi bir sene sürebilir. AKBK Öcalan’ın yeniden yargılanması yönünde karar verebileceği gibi, dosyanın açılması talebiyle de yetinebilir. Öyle ya da böyle Öcalan’ın “yeniden yargılanması” işi bugünün değil, önümüzdeki altı ay ya da birkaç yıla yayılabilecek bir iş konumunda.

Sonuç itibariyle ele alındığında AİHM’nin aldığı karar Kürt ulusal sorununu dışlayan ve Türk devletinin çıkarına olan bir karardır. Bu tespitimiz okuyucuya belki de ilk anda ters gelebilir. Fakat sakin sakin düşünüp, varılacak sonucun ne olduğuna bakıldığında, tespitimizin doğruluğu görülebilir.

Peki ama bu karar Türk devletinin çıkarına olan bir karar ise, Öcalan hakkında alınan karara bu kadar tepki niye? Neden bu kadar tartışılmakta, Türk şovenizmi neden azdırılmaktadır? vb. sorular da doğal olarak gündeme gelmektedir.

Kuşkusuz bunun perde arkasını ortaya koyabilmek için konumuzu terkedip birçok sorunu açıklamamız gerekiyor. Ama konumuzu terketmemek için çok kısaca işin perde arkasında hakim sınıfların kendi aralarındaki iktidar dalaşının yattığını, iktidarının giderek zayıfladığını gören “derin devlet”in AKP hükümetini zayıflatmak için Türk şovenizmini azdırdığını; Öcalan meselesini de bu iktidar dalaşında bir araç olarak kullandığını tespit etmek gerekir.

Hakim sınıfların kendi aralarındaki bu dalaşta Öcalan hakkında takınılan tavırlar da esas olarak ikiye ayrılmış durumda. “Sonuç nasıl olsa değişmez, Öcalan yeniden yargılanmalıdır. Bu Türkiye’nin çıkarınadır.” diyenlerle, “Öcalan’ın yeniden yargılanmasına hayır” diyen kesim karşı karşıya gelmiş durumda. “Türkiye Öcalan’a mezar olacak” sloganlarıyla ölüme susamış faşistler de Öcalan’ın yeniden yargılanmasına kesin karşı olan cepheden…

Her iki cephe de kendi içinde birçok kesimi barındırmaktadır. Fakat tartışmanın temel ekseni “yeniden yargılama” ya da “yeniden yargılamama”dır.

AKP hükümeti “yeniden yargılanmayı” dıştalamayan, ama kendisini “dosyanın açılmasına” endeksleyen bir görünüm sunmaktadır. Liberal burjuvazinin temsilcileri, AB’ci kesim ve bunların basındaki kalemşorları da Türkiye’nin AİHM kararına uymasının Türkiye’nin çıkarına olduğu gibi, Türkiye’nin AİHS’yi imzalamış olması ve AB’ye uyum yasalarındaki değişikliklerle AİHM’nin aldığı kararların da ulusal hukuktan üstün olduğunu yasalaştırmış olması nedeniyle alınan karara uyulması gerektiğini savunmaktadırlar.

Bunların tümünün de ortak yanı, Öcalan’ın yeniden yargılanmasının da sorunun özünü ve sonucunu değiştirmeyeceği, Öcalan’ın ömür boyu hapis cezasına yeniden çarptırılacağı (idam cezası kalktığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gündeme geliyor) kesindir! Bunu da yargımız bağımsızdır, yargımıza güveniyoruz vb. teraneleriyle halka anlatmaktadırlar.

Öcalan’ın “yeniden yargılanmasına” karşı çıkan kesim, başta MHP ve CHP olmak üzere, genelde saldırgan ırkçı, faşist kesimle, AB’ye karşı olan kesimin karışımı. Esas olarak AKP’yi zayıflatmaya çalışan ve Türk şovenizmini kışkırtmakla oylarını çoğaltma hesabı yapanlardır. Kuşkusuz bu kesimin bir bölümü açıkça Kürt düşmanlığını körüklemekte, şovenizmi azdırmakta, “etnik çatışma” tehdidinde de bulunmaktadır.

Öcalan yanlısı kesim içinde de traji-komik denebilecek bir durum yaşanıyor aslında! Gerek Kongra-Gel temsilcileri, gerekse de Kürt sorunu ekseninde siyaset yapan DEHAP vb. örgüt ve partiler Öcalan’ın “yeniden yargılanması” için eylemler, etkinlikler yapmaktadırlar. Öcalan’ın “yeniden yargılanmasının” “Türkiye’de Kürt sorununu barışçıl temelde çözmeye hizmet edeceğini”, “Türk devletinin de soruna bu temelde yaklaşması gerektiğini” anlatıyorlar halklara…

Böylece aslında yargılanması gerekenin, suçlunun kim olduğu sorusuna verilen yanıt hemen hemen herkesin ortak paydası durumunda. Hem Öcalan “yeniden yargılansın” diyenler, hem “yeniden yargılanmasına hayır” diyenler ve hem de “Öcalan’ın yeniden yargılanması Kürt sorununun çözümüne hizmet eder” diye “yargılanmasından” yana olanlar, gerçekte suçlu ve yargılanması gerekenin faşist Türk devleti olduğu gerçeğinin üzerini örtmektedirler.

Öcalan, yakalandıktan sonra savunduğu görüşler nedeniyle değil —ki sözkonusu görüşler de önceki görüşler üzerinde yükselmiştir— ezilen bir ulusun ezilmesine karşı haklı bir mücadelede yer aldığı, Türk devletine karşı —yanlış siyasete rağmen— mücadele ettiği için cezalandırılmıştır. Yani işin özü, Kürt ulusunun ulusal baskıya karşı mücadelesi cezalandırılmıştır. Bu temelde yargılanan da Kürt ulusunun mücadelesi olmuştur.

Sınıf bilinçli işçiler, emekçiler Öcalan’ın Türk devleti tarafından yargılanmasına karşı tavırlarını bu bilinç temelinde takınmalı, seslerini Türk şovenizmine karşı daha da yükseltmelidirler.

İşçiler, emekçiler egemenlerin ve onların temsilcileri tarafından yürütülen “yeniden yargılanmalı” “yeniden yargılanmaya hayır” tartışmaları çerçevesine sıkışmak zorunda değil. Şu ya da bu kesimin arkasında yürümek zorunda da değil.

Azdırılan Türk şovenizmine karşı proleter enternasyonalizmi bayrağını yükseklere çekmek, “Türk devletinin Öcalan’ı yargılama hakkı yoktur” düşüncesini, “demokrasicilik oyununa hayır” düşüncesiyle birlikte yaygınlaştırmak gerçek demokratların, devrimcilerin, sınıf bilinçli işçilerin görevidir.

24 Mayıs 2005