HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

Bir “Rus usulü kurtarma
operasyonu” daha:
Beslan katliamı!

Beslan, Rusya’ya bağlı Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti’nde bir şehrin adı… Üç aylık yaz tatili sonrasında 1 Eylül’de öğrenciler yeniden okullarına gidecek ve ilkokul birinci sınıfa kayıt olanlar da okula başlayacaktı. İlkokulun açılış törenlerine katılmak için de öğrenciler ve velileri, öğretim üyeleri okulun bahçesinde toplanmışlardı. Olacaklardan habersiz bu insanlar –çoğunluğu çocuk– bir nevi “bayram gününe”, eğlenceye hazırlanmışlardı.

Okulun açılış töreni sırasında ilk başta sayısı 25 civarında olduğu söylenen eylemci, daha önce gaspettikleri bir askeri araçla okula gelerek, okul bahçesinde toplanan kitleyi silah zoruyla okula soktu. Bu ilk andaki gelişmede okul güvenlik görevlileriyle eylemciler arasında çıkan çatışmada 16 insan yaşamını yitirdi. Rehin alma eylemi de böylece başladı…

Rehin alma eylemi başladıktan bitene kadarki geçen sürede yaşananlar, Ekim 2002’de Moskova’da bir tiyatronun işgal edilmesinden sonraki gelişmelerle hemen hemen aynıydı. Değişen, yer, mekân, zamandı… Bu rehin alma eyleminde esas olarak farklı olan yan, rehin alınanların büyük çoğunluğunun çocuklar olmasıydı. Bu yanıyla eylemcilerin başvurduğu terör eylemi –esas olarak çocukların rehin alındığı ve eğer talepleri karşılanmazsa öldürülecekleri tehdidiyle yapılan eylem olma bağlamında– terörün, eylemcilerin islamcı olduğu gerçeğine de bakıldığında da islamcı terörün yeni bir boyutunu ortaya koymaktadır.

Eylemcilerin ilan ettikleri esas iki talep vardı: “Rus ordusunun Çeçenistan’dan çekilmesi” ve İnguş Cumhuriyeti’nde Haziran ayında yapılan bir baskından sonra “tutuklanan arkadaşlarının” serbest bırakılması.

Değişik uluslardan olduğu söylenen eylemcilerin kamuoyuna yansıyan bu talepleri, rehin alma eyleminin arkasında yatan nedenin Rus emperyalizminin Çeçenistan’daki işgali ve Çeçen halkına karşı yürüttüğü savaş olduğunu göstermektedir.

Moskova’daki tiyatro işgali eyleminde olduğu gibi, Beslan’daki okul baskınını gerçekleştiren ve çoğunluğu çocuk 1200 civarında –kimi verilere göre 1500– insanı rehin alan eylemciler, islamcı, gerici, şeriatçı güçlerdir. Bunların eylem biçimi, bu eylemde de çok açıkça ortaya çıktığı gibi, asker-sivil, sınıf vb. ayrımı yapmadan tüm insanları hedef alan eylem biçimidir. Bu eylem biçimi, özellikle de çocukların rehin alınması bütünüyle reddedilmesi gereken, evet sonuçta insanlık düşmanı bir eylem biçimidir. Bu bağlamda rehin alma eylemini gerçekleştirenlerin bu eylemi de reddedilmesi gereken bir eylemdir.

Rus emperyalizminin katliam için emir veren yetkilileri, eylemcilerin yanlış hedef seçmeleri olgusunu, Rus emperyalizminin Çeçenistan’da yürüttüğü savaşın üzerini örtmek için kullandı.

Rus emperyalizminin yetkililerinin rehin alma eylemine karşı ilk başvurdukları önlem, eylemcilerin seslerini dünya kamuoyuna duyurmasını engellemeye yönelik sansür oldu. Eylemciler ne kadar resmi üst düzey yetkililerle görüşmek istedilerse de, karşılık verilmedi. Rus emperyalizmi eylemcilerle pazarlık yapmama yönlü tavrını sürdürdü. Çeçenistan’a bağımsızlık isteyenleri katletme siyasetini de gerçekleştirdiği katliamla bir kez daha gösterdi.

Herşeyden önce vurgulanması gereken şey, Kafkasya’nın kelimenin gerçek anlamında bir “barut fıçısı” olduğudur. Çeçenistan, Güney Osetya, İnguş Cumhuriyeti, Kuzey Osetya, Dağıstan gibi bölgelerdeki gelişmeler, çatışmalar, Rusya ve Gürcistan arasındaki çelişkilerin yer yer dolaylı çatışmalara varması vb. olgular Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgeyi – anda sürekli ve şiddetli çatışmalar yaşanmasa da– bir savaş alanı yapma potansiyelini içinde barındırmaktadır. Bu çelişki ve çatışmalara bakıldığında, hemen hemen tüm çatışmaların kaynağında ulusal meselenin yattığı ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeler, olgular, bölgede yaşananların kavranması için de Kafkaslardaki gelişmelerin daha yakından takip edilmesini gerekli kılmaktadır.

Çeçenistan’a gelince… Bilindiği gibi daha önce yapılan “Rus usulü referandumla” Çeçenistan’ın Rusya’ya bağlı kalmasına karar verilmiş(!) ve Çeçenistan Başkanı olarak da Rus emperyalizminin tayin ettiği Ahmet Kadirov “seçilmişti”.

Ahmet Kadirov ve oğlu tarafından yönetilen “askeri güç” Rus işgal askerini aratmaz biçimde, hatta kimi basın haberlerine göre Rus askerinden daha da kötü biçimde Çeçen halkına karşı yaptırımlara başvurdu. Rus emperyalizmiyle işbirliğini reddeden radikal islamcı kesim, Kadirov’a karşı da mücadelesini sürdürdü. 9 Mayıs’ta Hitler faşizminin yenilgiye uğratılmasının yıldönümü kutlamaları sırasında, konuşma tribününe konan bombanın patlatılmasıyla Ahmet Kadirov’la birlikte 32 kişi öldürüldü.

Başkanlık koltuğu boşalan Çeçenistan’ın bu boşluğu dolduracak kişinin kim olacağına da yine “Rus usulü seçimle” karar verildi.

29 Ağustos 2004 tarihinde Çeçenistan’da başkanlık seçimleri yapıldı. Kimin başkan seçileceği seçimler öncesinde kesinleştirilmişti aslında. Çeçenistan İçişleri Bakanlığı görevini yapan Ali Alkanov Kremlin’in atadığı yeni başkan oldu. Katılım oranının %80 olduğu söylenen seçimlerde Alkanov’un oyların yaklaşık %75’ini alarak seçildiği belirtilmektedir. Alkanov’a karşı kazanma ihtimali olabilecek en güçlü aday Malik Saidullayev’in seçimlere katılmasına ise Seçim Komisyonu tarafından izin verilmedi. Ali Alkanov Çeçenistan Başkanı olarak Ahmet Kadirov’un ve son birkaç Çeçenistan Başkanı’nın öldürüldüğü gibi bir sona aday görünüyor!

Rus işgaline karşı mücadele eden Çeçenler ve destekleyicileri, sözkonusu başkanlık seçimleri öncesinde Rus devletine yönelik terör eylemlerini yeniden sıklaştırdı.

Otobüs durağına, tren istasyonuna yönelik gerçekleştirilen bombalı eylemler gibi, 90 civarında insanın yaşamına mal olan 25 Ağustos’ta aynı anda iki yolcu uçağının düşmesi de Çeçen eylemcilerin hanesine yazılmaktadır. Uçakların kaçırılıp kaçırılmadığı, eğer kaçırıldıysa kimin kaçırdığı, uçakların nasıl olup da düştüğü, ya da düşürüldüğü vb. konularda kesin bir veri hâlâ kamuoyuna yansıtılmış değil. Ama olsun! “Kara kutular” boş çıkıp herhangi bir kaçırma eylemini ortaya koymasa da, uçaklarda olduğu varsayılan birer “Kara Dul”, uçakların Çeçenler tarafından kaçırılıp düşürüldüğü yönlü tezin ispatı olarak sunuldu kamuoyuna.

Uçakların düşme nedenleri üzerine muamma ve değişik senaryoların ileri sürülmesi durumu sürerken çoktandır sesini pek duyurmayan “İslambuli Tugayları” adına yapılan bir açıklamayla kamuoyuna uçakların kaçırılıp düşürülmesi olayının “İslambuli Tugayları” tarafından gerçekleştirildiği duyuruldu.

“İslambuli Tugayları” Mısır kökenli ve Enver Sedat’ı öldürme eylemiyle adını duyuran bir örgüt. Bu açıklamayla Rus emperyalizmi için sadece “Çeçen teröristlerine” karşı değil, “uluslararası terörizme” karşı mücadele etme demagojisinin de köşe taşları yeniden dizildi.

Uçakların düş(ürül)mesi, bombalama eylemleri ve Çeçenistan’daki başkanlık seçimleri gündemi sıcak tutarken Beslan’daki okul açılışı sırasında gerçekleşen rehin alma eylemi yakıcı gündem oluverdi.

Eylemcilerin taleplerine, görüşme isteklerine yanıt vermeyen Rus devlet yetkilileri –Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti yetkilileri de dahil–, özellikle rehineler arasında çocukların çoğunlukta olmasına da işaret ederek 2002 Ekim ayında Moskova’daki tiyatroda yaşandığı gibi bir operasyona başvurmayacakları yönünde açıklamalar yapıp rehinelerin yakınlarına teminat vermeye başladılar.

Oset milis güçlerinden kimi görevliler, “Çocuklarımızın bulunduğu okula karşı hiç kimse operasyon emri veremez. Moskova’dan böyle bir emir gelse bile biz yerli güvenlik birimleri operasyona izin vermeyiz. Operasyona kalkışanı vururuz.” (Hürriyet, 3 Eylül) yönlü açıklamalar yapıyordu.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, Ürdün Kralı Abdullah ile yaptığı görüşmeden sonra basına yönelik yaptığı açıklamada, “Okuldaki rehine krizinde Rusya yönetiminin bir numaralı hedefi çocukların sağ salim kurtulmasıdır. Operasyon düzenlenmesi şu an sözkonusu değil.” (aynı yerden) yönlü açıklama yaptı.

Gelişmeler, hem de çok kısa sürede yapılan bu açıklamaların tersini ortaya koydu. Çocukların sağ salim kurtulmasının hiç de Rusya yönetiminin birincil hedefi olmadığı yapılan katliamla açıkça ortaya çıktı.

Eylemcilerin taleplerine suskunlukla yanıt verilirken okulun etrafına özel askeri güçler yığdırıldı. Eylemciler eylemin ikinci gününde 26 rehineyi serbest bıraktılar. Rehine yakınlarından kimileri, eylemcilerin taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda çocuklarının Moskova’daki tiyatro işgali sırasında olduğu gibi bir polis saldırısında öldürüleceklerini açıklıyor ve Rus hükümetinden taleplerin yerine getirilmesini istiyordu. Bu talepte bulunmayan rehine yakınları da, herhangi bir operasyonun gerçekleşmemesi için okulun çevresinde toplandılar. Eylemcilerle kolluk güçleri arasında set oluşturmaya çalıştılar.

Fakat ne eylemcilerin görüşme talepleri, ne de rehine yakınlarının operasyona engel olma istekleri Rus askeri güçlerinin operasyonuna engel olamadı.

Operasyon öncesinde rehinelerin sayısı 354 olarak veriliyordu. Bu veriye göre 26 kişinin serbest bırakılmasıyla bu sayının 328’e indiği varsayılıyordu. Ama operasyonun gerçekleştirilmesiyle birlikte, verilen bu sayının yaklaşık dört katı kadar insanın rehin tutulduğu ortaya çıktı. Bu katliam hazırlığı sırasında ve sürecinde kamuoyuna yanlış bilgi verme siyaseti, Rus emperyalizminin temel siyasetlerinden biriydi.

Hastahane morguna götürülen ölü sayısı hastahane yetkilileri tarafından 394 olarak açıklandı. Bu sayı daha sonra resmi devlet yetkilileri tarafından 326 olarak gösterildi. Gerçekte ise ölülerin sayısının daha fazla olduğu varsayılıyor. Şimdilik kayıpların sayısı 200 civarında hesaplanıyor. Yaralıların sayısı ise 700 civarında. Bu verilere göre rehin alınanların sayısının –ölü, kayıp ve yaralıların sayısına yaralanmadan kurtulanların olduğu da eklenirse– yaklaşık 1500 kişi olduğu yönlü bilgilerin gerçeğe yakın bilgiler olduğu görülmektedir.

Şu ya da bu konuda verilen bilgilerin yanlışlığı, dikkatleri başka yönlere çekme taktiği vb. tüm tavırlara rağmen açık olan şey, Rus emperyalizminin “Rus usulü kurtarma operasyonu” ile bir katliam daha gerçekleştirdiğidir.

Rehineleri kurtarma adına yapıldığı söylenen ve başarılı değerlendirilen operasyonun gerçekte rehineleri katletme operasyonu olduğu çok açık. Bu katliamı, rehin alma eylemini gerçekleştirenlerin insanlık düşmanı tavırları da haklı çıkaramaz. Sonuçta Rus emperyalizminin Çeçenistan’daki barbarlığı –başka özerk cumhuriyetlerde ya da bölgede Rus emperyalizmine karşı mücadele yükseldikçe, o bölgelerde de bu barbarlık sözkonusu olacak– bir başka barbarlık doğurmuştur. Büyük güç barbarlığı yine galip gelmiştir!

Sorun şu ya da bu barbarlıktan yana tavır takınma sorunu değildir. Ne Rus emperyalizminin barbarlığı, ne de Çeçenistan’ın özgürlüğü adına islamcı, gerici barbarlık! İşçiler emekçiler için sorun, tüm zamanlar için barbarlığa son verme sorunudur.

Yeni Rus çarlarının Rusyası’nda da ulusal sorunun çözümü, bu barbarlık sistemine son verecek olan Yeni Ekimlerle mümkün olacaktır.

Uluslararası burjuvazinin özellikle son birkaç yıldır yoğun olarak başvurduğu “terörizme karşı mücadele” adına sahtekârlığa, Beslan katliamı somutunda takınılan tavırlarda da tanık olduk. Emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çelişkilere bağlı olarak takındıkları değişik tavırlara rağmen, temel yaklaşımda hepsi de aynı noktada buluşmaktadır: Kendilerine yönelen her hareketi, örgütü “terörist” ilan etmek ve sözkonusu örgüt ve hareketleri ezmek, yok etmek!

Bu arada en büyük teröristlerin kendileri olduğu gerçeğinin üzerini de örtmeye, gerçekleri kamuoyundan gizlemeye çalışmaktadırlar.

Onlara göre, devlet her türlü baskıyı, zulmü, evet devlet terörünü uygulama hakkına sahip ve ne yaparsa meşru(!)dur. Ama ulusal baskıya, ezilmişliğe karşı kendi haklarını elde etmek için mücadele edenler ise “teröristtir”. Devlet “terörizme” karşı mücadele etmektedir… Son olarak Beslan’da görüldüğü gibi devlet, “terörizme karşı mücadele” adına katliam yapmayı da “meşru” saymaktadır.

Akıtılan timsah gözyaşları ise esas olarak “masum insanların zarar görmesi”ne yönelik açıklamalar eşliğinde akıtılmaktadır. Genel olarak uluslararası sahtekârlığın bu yönlerine uygun takınılan tavırların yanısıra öne çıkan kimi tavırlara baktığımızda karşımıza şunlar çıkmaktadır:

Rehin alma eyleminin gerçekleşmesinin hemen ertesinde Rusya’nın çağrısı sonucu toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, rehin alma eylemini sert bir şekilde kınayıp mahkum ederek rehinelerin bir an önce serbest bırakılması tavrını takındı, Rus emperyalizmine açık desteğini ilan etti. Tavır takınan diğerlerinin temel tavrı “her tür terörizmi reddetme” yönlüydü. Türk devlet yetkilileri de benzeri açıklamalarda bulundu.

Katliam ertesinde ise egemen olan yaklaşım, sivillerin ölümünün istenmediği, ama Rusya’yı da anladıkları yönündeydi. Bu tavır özellikle AB temsilcileri tarafından takınıldı. AB temsilcileri sanki Çeçenistan’ın bağımsızlığından yanaymış gibi, eylemcilerin, bu rehin alma eylemiyle Çeçenistan’ın bağımsızlık davasına zarar verdiklerini açıklamaktan bile geri kalmadı… Ne sahtekârlık!

ABD emperyalizminin temsilcileri de “terörizme karşı mücadelede” Rusya’nın yanında olduklarını, ama Çeçenistan meselesinin diyalogla çözülmesi, soruna siyasi çözüm bulunması gerektiğini açıklayarak, taraflara şiddet aracına başvurmamalarını “tavsiye” etti! Yine sahtekârlık!

Bu yönlü tavırlara Putin’in cevabı açık ve kesindi: “Biz çocuk katilleriyle görüşmeyiz”(!) Sanki çocukları 1000 kişilik Rus özel askeri güçleri, savaş helikopterleri ve tankları öldürmemiş de, onları “kurtarmış” gibi sahtekârlık yapan Putin, Batılı emperyalistlerin ikili tavırlarına yönelik de “Siz niye Bin Ladin’le görüşüp isteklerini yerine getirmiyorsunuz?” yönlü soruyla cevap verdi.

Putin batılı meslektaşlarına kendilerinin yaklaşımını açıkça ortaya koyarken, bundan sonraki süreçte Rusya’da çok daha sıkı bir yönetimin, yani baskıların daha yoğunlaştırıldığı bir yönetimin oluşturulacağının da işaretlerini verdi.

Öne çıkan önemli bir nokta ise şu oldu: Daha önceki dönemde Rus devlet yetkilileri şu ya da bu bombalama, saldırı eyleminin arkasında ister ispatlansın, ister ispatlanmasın hep Çeçen eylemcilerin olduğunu öne sürerlerdi. Çeçenistan sorununu Rus emperyalizminin sıkı denetimindeki bir özerklikle çözme siyasetine yönelmesi sonrasında ise Rus devlet yetkilileri yeni bir “düşman” buldu: “Uluslararası terörizm”! Böylece Rus emperyalizminin Çeçenistan’da ya da başka yerde yürüttüğü, yürüteceği haksız, gerici savaşın, Çeçenlere ya da başka halklara karşı değil, “uluslararası terörizme karşı” verilen bir mücadele olduğu görüntüsü yaratılmaya çalışılmaktadır.

Beslan eylemi bağlamında takınılan tavırlarda Putin 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik saldırılar sonrasında Bush’un yaptığı açıklamalara benzer açıklamalar yaptı.

Putin, eylemi “uluslararası teröristlerin Rusya’ya topyekün savaş ilan” ettiklerini açıklayarak “Terörist saldırılar tüm Rusya’nın meselesidir. Ruslar birlik olmalı ve düşmanı yenmelidir.” (Hürriyet, 5 Eylül) tavrının yanısıra, Bush’un “ya bizdensiniz, ya da düşmanımızsınız” tavrına benzer şu tavrı da takındı:

“Okul trajedisinden sonra milliyetler arası etnik kavga çıkarmak isteyen, teröristlere kucak açan herkes, tarafımızca terörist sayılacaktır.” (aynı yerden)

Katliam sonrası alınan önlemleri ise Putin şöyle açıkladı:

“Kuzey Osetya sınırlarının tümüyle kapatılması emrini verdim. Beslan kasabası çembere alındı. Gerekirse ev ev kimlik tespiti yapılacak. Şehirde terörist veya yandaşları kaldıysa hepsi ortaya çıkartılacak. Söz veriyorum.” (aynı yerden)

Putin’in bu açıklaması, “terörizme karşı daha güçlü mücadele”nin ne anlama geldiğini gösteren, Beslan halkının üzerinde “teröristlerin yandaşlarını bulma” adına terör estirileceğinin ilanı olan bir açıklamadır aslında. Rus emperyalizminin yaptıkları, yapacaklarının da garantisi durumunda…

Katliam sonrası gelişmelerde Beslan halkının başta Putin olmak üzere Rusya merkezi devlet yetkililerine ve Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyet yetkililerine karşı protesto tavırlarını dindirmenin bir aracı olarak önce Kuzey Osetya İçişleri Bakanı istifa etti. Ardında Kuzey Osetya Başkanı Aleksander Dzasokhov hükümeti azletti ve yeni başbakan olarak da eski Ulaştırma Bakanı Alan Boradzov’u önerdi. Parlamento Boradzov’un başbakanlığını çoğunlukla onayladı. Çiçeği burnunda başbakan hükümet kurmakla uğraşıyor…

Rusya Devlet Başkanı Putin ise yönetimi daha da merkezileştirme kararı vermiş durumda. “yönetimin yeniden yapılandırılması” adına yapılan toplantıya, bölge valileri, askeri ve polis üst yetkilileri katıldı. Basına yansıdığı kadarıyla Putin, yürütme erkinin tek bir kurum tarafından gerçekleştirilmesi, bölge valilerinin Kremlin tarafından belirlenmesi gerektiğini savundu ve bu yönde karar kılındı. Karar kılınan bir başka şey de Duma’nın bölge ve siyasi parti temsilcilerinden oluşmaması, tersine partili adaylardan oluşmasıdır.  Batılı burjuva siyasetçilerin “demokrasiyi” savunma adına alçak sesle eleştirdikleri ve Hürriyet gazetesinin de sosyalizm düşmanlığını “Putin sovyetleri” diye adlandırarak gösterdiği bu planlar Rusya Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri İgor İvanov’un “Rusya terörizmle savaş halindedir” yönlü açıklamasıyla birleştirildiğinde, Rusya’da değişik halklara yönelik baskıların da yoğunlaşacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur.

15 Eylül 2004