HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN
2004 Newroz'unu karşılarken
Türkiye'de yasaklı, son yıllarda ise içi boşaltılarak "Türk
bayramı" olarak gösterilip devlet tarafından da Nevruzlaştırılarak kutlanan Newroz yaklaşıyor.
Daha yakın zamana kadar kutlanması şiddetle bastırılan Newroz,
"Nevruz" olarak Türkiye'de devlet savunucularının -örneğin Hürriyet gazetesinin
takviminde- takvimlerinde yer almaya başladı-
Bu yılki Newroz Türkiye'de yerel seçimlerin yapılacağı bir zamana (28 Mart) rastlamaktadır. Bu, aynı zamanda Newroz'un seçim propagandaları için kullanılmasını da beraberinde getirecektir.
Newroz'u, seçim kampanyasında yalnızca egemen sınıf partileri kullanmayacak. Örneğin, şimdi
"sol güç birliği" olarak seçimlere girmeye hazırlananlar, bu güç birliği içinde de öncelikle DEHAP, Newroz'u seçim propagandası için kullanmaya çalışacaktır. Newroz'u bayram olarak ele alıp meydanlarda, şölenlerde seçimlerde kendileri için halktan oy
isteyecekler- Hem de "emekten, demokrasiden, barıştan özgürlükten
yana" olma, "Kürt sorununu çözme" adına- Onların savunduğu
"demokrasi" ve "özgürlüğün" sınırlarının nereye kadar olduğu SHP gibi bir parti ile kurdukları ittifaktan bile bellidir.
Türk hakim sınıfları ise, Newroz'u Nevruzlaştırmak için son yıllarda gösterdikleri çabalarına,
-fazla gürültü de etmeden- yenilerini ekleyecektir. Geçmiş yıllardaki yoğun yasaklama tavrını asgariye indirmeye çalışacaktır. Kuşkusuz bu, devletin hoşlanmadığı ya da işine geldiğinde Newroz kutlamalarını yasaklamayacağı anlamına gelmiyor. Fakat yasaklamanın geçen yıllardakinden daha alt düzeyde olacağını tespit etmek hiç de yanlış olmayacaktır.
Bunun maddi temeli ise şudur: İçinde bulunduğumuz koşullarda, gerek Kürt milletinin en temel demokratik haklarını savunma adına ortaya çıkanlar, kendilerini Kürt milletinin meselesini çözmeye adres gösterenler devletle barışma, devlete kendilerini ispatlama çabası içindeler.
Devlet ise özellikle Avrupa Birliği'ne üye olma çabasında Kopenhag Kriterlerine uyduğunu emperyalistlere göstermek için vitrin değişikliğine gitti, gidiyor. Özellikle müzakereler için tarih alınması bağlamında AB'li emperyalistlerin temsilcilerinin
"uygulamayı görmek istiyoruz" yönlü taleplerine cevap vermek, çıkardıkları yasaları uygulamada da
"ciddi" olduklarını göstermeye çalışıyor.
Türk hakim sınıfları önemli bir gelişme olmazsa Newroz'u Nevruzlaştırma çabalarını ilerletmeye, Newroz kutlamalarına yasağı da en aza indirmeye çalışacaklardır.
Kuşkusuz herhangi bir Newroz kutlamasının yasaklanmaması durumu da Türkiye'nin demokratikleştiğini ya da Türk hakim sınıflarının Türk ulusundan başka ulus ve ulusal azınlıkların varlığını kabul ettiği anlamına gelmez.
AB'ye uyum yasalarının gerçekte vitrin değişikliği, göz boyamak olduğunu Kürtçe isim, eğitim ve yayın meseleleri açıkça ortaya koymaktadır.
Örneğin Kürtçe veya başka dili öğrenmek AB'ye uyum yasalarının 6. paketine göre serbest bırakılmıştır. Buna rağmen ama kurs vermek isteyenlerin önüne hep engel çıkarılmaktadır.
"Şeytanı çağırıp kovamamak" diye bir deyim vardır. Bu konuda Türk devleti de benzeri bir durumdadır. AB'ye uyum yasaları vitrin değişikliği, uygulamanın görülmesini dayatırken, Kürtçe ya da başka dil kurslarına öyle ya da böyle
"izin" çıkmakta, iğnenin battığı kumaş, yavaş yavaş sökülmekte- yol genişlemektedir. Kuşkusuz bu, artık herkesin istediği dili öğrenme özgürlüğüne ve imkânına sahip olduğu anlamına gelmiyor ama yol
açılmıştır-
***
Newroz yaklaşırken "Türk alfabesine uygunluk" arzetmediği için Kürtçe isimlere yönelik yasaklamalar sürüyor. Newroz'da doğacak çocuğunuza Newroz ismini veremezsiniz. Dilekçeniz kabul edilip mahkemeye çıksanız da, ya
"biz bu işle uğraşmıyoruz" denerek davanız başka mercilere devredilerek uzatılır, ya hiç başlatılmaz ya da Van'da olduğu gibi,
söz konusu ismin kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin olarak Türk Dil Kurumu'na, Jandarma ve Emniyet'e sorulmasına karar
verilir- Yasaklı harfli isimlere izin verilmez.
Radyo, TV yayınına da hep engeller çıkarılmaktadır. Yönetmelik uygulamaya geçmeden birkaç kez değişti bile. Bu değişiklikler sonucu yayına başlansa da işin özü değişmemektedir. Türk devletinin tavrı TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz'ün Zaman gazetesinde 18 Ocak'ta yayınlanan röportajında şöyle dile getirildi:
"Şahsi görüşüm, illa Kürtçe yayın yapacaksanız, bunu çok akıllıca kullanabilirsiniz. Belirli bölgelere zaten Kürtçe yayın yapılıyor. Bu, Türkiye için tehlike olarak değerlendiriliyor. Doğrudur. Peki size yöneltilen bu silahı, siz ne diye tersine çevirmiyorsunuz? Çok geniş bir alana Kürtçe yayın tevcih ederim ve bununla Türk devletinin politikalarını, tezlerini anlatırım. Bunu siyasal bir güç olarak kullanırım. Bu yayın, Irak, İran içlerine
vs.ye kadar da gidebilir. Alın bu silahı tersine çevirin ve Türkiye'nin lehine kullanın." (agg.)
Türkiye'nin AB'ye uyum yasalarının konumuzla ilgili olanları açısında durum
böyle- Bu tavır Kürtçe ya da başka dilde yayına izin verilmesinin gerçekte demokratikleşmeyle ilgisi olmadığını çok açık göstermektedir. Kuşkusuz ki yasal hakları kullanmak için sonuna kadar çaba gösterilmelidir. Fakat burada aktarılan alıntıdaki tavrın da bilincinde olmak gerekiyor.
TRT Genel Müdürü Demiröz'ün "bu ülkede komünist parti olacaksa onu da biz
kurarız" tavrını hatırlatan bu tavrı, Kürt meselesinin çözümünü Türkiye'nin AB'ye üye olmasına havale edenler tarafından tekrar tekrar okunmalıdır. Türk hakim sınıflarının temsilcileri bazen açık
konuşuyor- Onlar kendi çıkarlarının savunuculuğunu yapıyor.
***
Sorun, "demokratik cumhuriyet" savunusu, Kürt milli meselesini çözme adına bu gerçeğin üzerinin örtülmeye çalışılmasındadır. Sorun, kırıntıların büyük başarılar, değişiklikler olarak halka sunulmasında, halkın aldatılmasındadır, kitlelerin bilincinin karartılmasındadır.
2004 Newroz'unda ezilen ulus ve ulusal azınlıkların kurtuluşu, özgürlüğü için devletin baskılarına karşı mücadeleyi, böylesi yaklaşımlara karşı mücadeleyle birleştirmek sınıf bilinçli işçi ve emekçilerin görevidir.
Newroz'un devlet tarafından Nevruzlaştırılması çabalarına, Newroz'un mücadele gününden, devletle barışma-buluşma gününe çevrilmesiyle de katkı yapılmaktadır.
Reformizme karşı mücadele edilmeden, sisteme karşı mücadele edilemeyeceği her seferinde yeniden ispatlanmaktadır.
IRAK-GÜNEY KÜRDİSTAN'DA DURUM-
Irak'ın "yeniden yapılandırılmasının" Saddam rejiminin yıkılması gibi kolay olmadığı kısa sürede ortaya çıktı.
Bu süreçte işgalcilere karşı yürütülen mücadele hakkında değişik kesimler, değişik tavırlar takındılar. Kimi açıkça işgalcilerden yana, kimi işgale karşı mücadeleden değil de, mücadeleyi verenlerden yana vb. tavırlar takındı takınıyor. Kimileri de Saddam'ı ve taraftarlarını
"antiemperyalist" olarak değerlendirmeye kadar vardırdı tavrını. Tüm bu karmaşa içinde doğal olarak
"atla itin izi" birbirine karışıyor-
Bu durumu da göz önüne alarak bazı noktalara dikkat çekmek gerekiyor.
Her şeyden önce bilince çıkarılması gereken olgu, Irak-Güney Kürdistan'ın ABD emperyalizmi önderliğindeki müttefik güçler tarafından işgal edildiğidir. Bu işgale karşı mücadele, kim tarafından verilirse verilsin işgale karşı olma bağlamında haklıdır.
İşgale karşı mücadele, sadece doğrudan işgalci güçlere karşı değil, onların yerli işbirlikçilerine karşı da yürütülmesi gerekiyor.
Güney Kürdistan bağlamında ise, bilince çıkarılması gereken olgu Barzani ve Talabani önderliğindeki KDP ve KYB'nin emperyalistlerle işbirlikçilik yaptığıdır. Bu nedenle de bunlar da
"yerli işbirlikçiler" ve işgale karşı mücadelenin yöneldiği güçler içindedirler.
Bu temelde soruna yaklaşıldığında işgale karşı, emperyalistlerin ülkeyi terketmesi için yürütülen mücadele haklı bir mücadeledir. İşgale karşı mücadelenin, bu işgali destekleyen işbirlikçi güçlere de karşı yönelmesi doğrudur ve gelişmeler direniş eylemlerinin giderek işbirlikçi güçlere yöneldiğini göstermektedir.
İşgalci güçlere ve işbirlikçilerine karşı yönelen eylemler emperyalistler ve onların Irak'taki işbirlikçileri tarafından terörizm olarak damgalanıyor. Böylece işgale karşı direnişi bastırmak için başvurdukları askeri eylemler, saldırılar
"terörizme karşı mücadele" olarak gösteriliyor. Kuşkusuz bu, açık bir sahtekârlıktır.
Emperyalistlerin askeri saldırısına uğramış ve bu güçler tarafından işgal edilmiş bir ülkede işgale karşı başkaldırmak doğru ve haklıdır.
Kuşkusuz işgale karşı mücadeleyi doğru ve haklı bulmak, anda işgale karşı mücadele eden güçleri desteklemek anlamına gelmez. Devrimcilerin vereceği ve vermesi gereken destek, sadece işgale karşı olmakla sınırlı bir destektir. Kuşkusuz ki, anda işgale karşı mücadele eden güçler içindeki BAAS yanlısı ya da dinci gerici faşist güçlerin işgal sonrası iktidara gelmesi de Irak-Güney Kürdistan halklarının gerçek kurtuluşunu getirmeyecektir. İşgale karşı mücadeleyi desteklerken bütün gerici, karşıdevrimci güçlerin de teşhir edilmesi, bunlara karşı da kitlelerin bilinçlendirilmesi tüm devrimcilerin, sınıf bilinçli işçilerin görevidir.
EYLEM BİÇİMİ VE HEWLER KATLİAMI
İşgale karşı mücadelede başvurulan eylemler içinde yer yer intihar eylemleri de gerçekleştirilmektedir. Bu eylemler hakkında şunları bilince çıkarmak gerekiyor:
Sınıf bilinçli işçilerin, devrimcilerin doğru bir amaç için, her türlü aracın mübah olmadığını bilince çıkarması önemlidir.
Hiç bir amaç, şu ya da bu eylemin yapıldığı alanda tesadüfen bulunan insanları hedefleyen, askeri-sivil hedef ayrımı yapmayan eylemleri haklı çıkaramaz. Böylesi eylemlere devrimcilik, ya da antiemperyalist mücadele adına sahip çıkılması da yanlıştır.
Kurban Bayramı bayramlaşmaları sırasında, Hewler'de intihar eylemleri gerçekleştirildi. KDP ve KYB bürolarında gerçekleştirilen bu eylemlerde 100'den fazla insan öldü, 100'lercesi yaralandı.
Hewler'de gerçekleştirilen bu intihar eylemleri, eylem alanında olan herkesi hedefleyen, mümkün olan en fazla insan öldürmek için de bayramlaşma anını seçen eylemlerdir. Bu eylemler, ne adına, kim tarafından gerçekleştirilmiş olursa olsun, yapılan bir katliamdır ve mahkûm edilmesi gerekir.
Basına yansıyan haber ve yorumlarda değişik spekülasyonlar yapıldı, yapılıyor. Bunların içinde, olayın perde arkasında Türk devletinin olduğu yönündeki varsayım da var. Bu varsayım kuşkusuz ki genel olarak TC'nin Kürtlere karşı tavrından, özellikle de Güneyli Kürtlere yönelik tehditlerinden
kaynaklanıyor-
Kimi haberlere göre ise eylemi islamcı Kürt örgütü El Ensari
üstlenmiştir- Ama gerçekte eylemi kimin yaptığı belli değil.
Kim yaparsa yapsın böylesi bir eylem yanlıştır.
KYB ve KDP bugün Irak'ta somut olarak işgalci güçlerle işbirlikçilik yapmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak da işgale karşı mücadelede karşı durulan hedefler içindedirler. Buna rağmen eylemin askeri-sivil hedef gözetilmeden yapılması yanlıştır.
Bu tip eylemler sonuçta halkları birbirine düşman etmeye hizmet eder. İşgale karşı mücadele ise böylesi eylemlerle güçlenmez.
Güney Kürdistan'ın özgürlüğü için mücadele, Irak'ın işgaline karşı, emperyalist güçlere karşı mücadeleyle kopmaz biçimde içiçe geçmiştir.
2004 Newroz'unda Güneyli Kürt işçileri, emekçileri işgale, işgalcilere, sömürgecilere ve yerli işbirlikçilere karşı mücadele göreviyle karşı karşıyadır.
Devrimci güçlerin dayanışması Irak-Güney Kürdistan halklarının işgale, işgalcilere, işbirlikçilere karşı verdiği mücadeleyedir.
Irak'ın çeşitli milliyetlerden halkları için gerçek çözüm, ancak bütün ulusların ayrılma hakkına sahip olduğu, tüm milliyetlerin tam eşit haklara sahip olarak yanyana yaşadığı, demokratik federatif bir Irak'tır.
Böyle bir iktidara da ancak işçi sınıfı önderliğinde -sosyalizm
perspektifli- antiemperyalist demokratik devrimle varılır.
