AFGANİSTAN
Yeni Anayasa onaylandı...
2001 yılı Kasım ayının sonunda Birleşmiş Milletler gözetiminde
Almanya'nın Bonn şehrindeki Petersberg'de yapılan "Birinci Afganistan
Konferansı"nda, Taliban rejiminin yıkılması sonrasında Afganistan'da
neler yapılacağı konusunda genel hat belirlenmişti.
Başına Hamid Karzai'nin tayin edildiği hükümet 22 Aralık 2001 tarihinde
işbaşı yaptı. Geçici hükümetin görev süresi altı aydı. Haziran 2002
başında "Kurucu Meclis" (Loya Jirga) toplandı ve Karzai'yi başkanlığa
seçerek yeni geçici hükümeti kurdu. Petersberg'deki plana göre sırada
üçüncü adım olarak gösterilen yeni Anayasa'nın 2003 yılı sonuna
doğru kabul edilmesi vardı...
Sözkonusu bu üçüncü adım, biraz gecikmeli de olsa atıldı, yaklaşık
üç haftalık tartışmalar sonrasında 4 Ocak 2004 tarihinde Afganistan'ın
yeni Anayasa'sı kabul edildi. Petersberg planı bağlamında işin kâğıt
üzerinde ortaya konan plana ve yapılanlara bakıldığında birkaç aylık
gecikmeyle planın uygulandığı, dördüncü adım olarak gösterilen seçimlerin
2004 yılının ilk yarısında gerçekleşmesi durumunda ise, bu planın
istendiği gibi tamamlancağı söylenebilir. Anayasa'nın biraz gecikmeli
kabul edilmesi gibi seçimlerin de gecikmesi büyük bir olasılıktır.
Ama gecikse de seçimler de yapılacak... Gidişat bunu gösteriyor.
Evet, 2001 Kasım ayı sonunda belirlenen hatta göre "işler yolunda"
görünüyor. Sorunun özü şu ki, emperyalist işgalci güçlerin Afganistan
için öngördüğü "yeniden yapılanma", gerçekte Afganistanlı halkların,
emekçilerin, yoksul köylülerin sorunlarını çözme amacına ve yeteneğine
sahip değildir. Bırakın Afganistan için öngörülen anayasayı, en
demokratik burjuva anayasası bile, işçilerin, emekçilerin, ezilen
halkların temel sorunlarını çözme amacına ve yeteneğine sahip değildir,
olamaz da!
Burjuvazinin egemen olduğu tüm ülkelerde -aralarındaki farklılıklara
rağmen- Anayasa'da ortaya konanlarla gerçek yaşam arasında büyük
farklılıklar vardır. Genelde anayasalarda ortaya konanlar, gerçek
yaşamdan daha iyidir. Bu da aslında doğaldır. Çünkü burjuvazi Anayasa
ile kitlelerin gözünü boyamaya, ne kadar "eşitlikçi" olduğunu "insan
haklarından", "hukuktan" vs. yana olduğunu göstermeye çalışmaktadır.
Anayasa ile gerçek yaşam arasındaki farklılığın en yüksek olduğu
ülkelerden biri de Afganistan'dır. Afganistan'ın bundan önceki anayasası
1964 tarihlidir. Taliban rejimi kurulduğunda bu anayasa esas olarak
geçersiz kılındı. Ama Taliban rejimi öncesi hükümetlerin uygulamaları
da 1964 Anayasası'nda ortaya konanlarla büyük farklılıklara sahipti.
Afganistan'da -özellikle yakın süreç için- yeni anayasa ile gerçek
yaşam arasındaki farklılığın çıplak gözle görülebilecek düzeyde
farklılıklara sahip olacağını tespit etmek için kâhin olmaya gerek
yok.
Sorunun bu yanına dikkat çektikten sonra, yeni anayasanın kabul
edilmesi sürecinde yaşananlara ve basına yansıdığı kadarıyla anayasanın
kendisine bakabiliriz.
ANAYASA HAZIRLIĞI VE LOYA JİRGA'YA SEÇİLMEK...
Afganistan'ın yeni anayasası için tartışmalar, esas olarak "Birinci"
ve "İkinci Afganistan Konferansı"nda tartışılmış ve üzerinde anlaşılan
36 kişilik komisyon, anayasa taslağını 2003 Eylül ayına kadar hazırlamakla
görevlendirilmişti.
Sözkonusu komisyon çalışmalarını esas olarak ABD emperyalizminin,
Avrupa Birliği'nin ve BM'nin denetiminde sürdürdü. Kısaca tespit
etmek gerekirse, yeni anayasa taslağı, Afganistan'ın andaki durumunu
da gözönüne alan, ama işgalci, emperyalist güçlerin ortaya koyduğu
bir anayasa taslağıydı.
Afganistan'daki değişik güçleri birleştirmenin, ya da başka türlü
ifade edilecekse, bir araya getirmenin ve anayasayı kabul ettirmenin
hesapları, anayasa taslağına damgasını vurdu. Bunun da bir sonucu
olarak anayasa taslağı ancak 3 Kasım'a kadar -64 gün gecikmeli-
bitirilebildi.
12 bölümden ve 182 maddeden oluşan anayasa taslağı Karzai'ye sunulduğunda,
bazı basın mensupları, anayasada öngörülen başkanlık sistemine atfen,
haklı olarak Afganistan'ın "Amerikanlaştırılması"ndan bahsettiler.
Sonuçta, güçlü bir başkanlık (ABD'nin tavrı) ile zayıf bir parlamentonun
(parlamento AB'nin tavrı) öngörüldüğü bir anayasa taslağı ortaya
kondu. Anayasa taslağı aynı zamanda emperyalistler arası dalaşta
kimin esas belirleyici güç olduğunu da ortaya koydu. ABD emperyalizmi
bir kez daha, andaki esas belirleyici güç olduğunu, Afganistan'a
başkanlık sistemi getirmekle de ortaya koydu.
Anayasa taslağı bitirildikten sonra sıra, anayasa taslağını tartışıp
sonuçlandıracak "Kurucu Meclis" (Loya Jirga) delegelerini seçmeye
geldi... 2002 Haziran ayında toplanan "Kurucu Meclis"e delege adayı
olan 5000'in 452'si Aralık ayında yapılan seçimlerle delege olarak
seçildi. 50 delege ise doğrudan Karzai tarafından atandı. Böylece
"Kurucu Meclis"te toplam 502 delege yer aldı. Basına yansıdığı kadarıyla
bunların yaklaşık 100'ü kadın delegeydi.
Karzai tarafından atanan delegeler dışında, delege seçiminde yaşanan
esas sorun, tehdit, manipülasyon ve oy satın alma biçiminde yaşandı.
Oyları satın almada, oy sahiplerine kendilerine verilecek her oy
için 100 ile 110 Euro para teklif edildiği basına yansıdı.
Bu durumu değerlendiren kimi Afganistanlı gazeteciler, sözkonusu
olanın seçim değil, parası olan komutanlar arasındaki yarış olduğu
yönünde tespitlerde bulundular.
İş bununla da kalmadı: BM temsilcilerinin açıklamalarına göre seçilen
452 delegenin %70'i eski mücahitlerin komutanlarıydı... Bu hesaba
göre toplam 502 delegenin büyük çoğunluğu (316) mücahitlerden oluşuyordu.
Bu sayıya mücahit olmayan savaş ağaları, kral yanlıları, aşiret
reisleri, mollalar vb. eklenince -kadın hakları savunucuları ve
liberalleşme yanlıları dışında- anayasanın hangi güçler tarafından
onaylanacağı da ortaya çıkıyordu. Kısacası, bu bileşimle burjuva
anlamda da olsa, laik, demokratik bir anayasanın kabul ettirilmesi
-emperyalistlerin tüm baskılarına rağmen- mümkün değildi, değil.
ANAYASA TARTIŞMALARI...
14 Aralık 2003'te başlayan ve 30 Aralık'ta bitirilmek istenen tartışmalar,
anayasa taslağı hakkındaki görüş farklılıkları nedeniyle 4 Ocak
2004 tarihine kadar uzadı.
Tartışmalarda öne çıkan konular esas olarak başkanlık sistemi ve
başkanın yetkilerinin sınırları, ulusal sorun -bu konuda öne çıkan
dil sorunu ve azınlıkların korunması sorunu oldu-, kadın hakları
ve anayasada devletin adının "İslam Cumhuriyeti" olarak adlandırılıp
adlandırılmaması konularıydı.
"Kurucu Meclis" başkanlığına kitleler üzerinde en çok etkisi olan
mücahitler arasında sayılan Sebgatullah Mocadedi seçildi. Tartışmalarda,
mücahitlere karşı konuşan bir kadın delege ile, anayasada "islam
cumhuriyeti" tanımına karşı çıkanlar hedef tahtasına oturtuldu...
Kadın delege Malalay Coya ölüm tehditleri eşliğinde Loya Jirga Başkanı
tarafından geçici olarak toplantıdan uzaklaştırıldı. Anayasada "islam
cumhuriyeti" tanımının ve islama göre kurumların öngörülmesine karşı
çıkanlar ise "kafir", "ateist" ve "komünist" olarak damgalandılar.
Sonuçta anayasa taslağı bazı değişikliklerle kabul edilse de, karar
verici olanlar -perde arkasındaki emperyalistler hesaplanmazsa-,
islamcı dinciler, erkek egemen sistemin dinci, feodal, gerici erkekleri,
Afganistan'daki ulus ve milliyetlerden egemen olan çoğunluk, Paştunlar
ve emperyalistlerle doğrudan işbirliği yapanlardı. Çelişkilerin
çıktığı noktalarda taraflar, ABD'nin Afganistan özel görevlisi Halilzad,
BM'nin Afganistan özel temsilcisi Brahimi ve AB'nin temsilcisi Vendrell
tarafından uzlaştırıldı... Siz bunu uzlaşmaya zorlandılar diye de
okuyabilirsiniz.
Emperyalist işgalci güçler, Anayasa'nın kabul edilip edilmemesini
Afganistan'daki siyasetlerinin iflas edip etmediğinin de bir ölçüsü
olarak gördüklerinden, anayasanın kabul edilmesi için ellerinden
geleni yaptılar. Yerli, gerici güçler açısından da anayasanın kabul
edilip edilmemesi, "Kurucu Meclis"in (Loya Jirga) varlığını sürdürüp
sürdürmemesinin ölçüsü olarak görüldüğünden, Loya Jirga'yı kurtarmak
için de olsa bir sonuca varmak gerekiyordu. Varıldı da:
Azınlıkların korunması meselesinde öngörülen ve üzerinde uzlaşma
sağlanan karar taslağının gözönüne alınmadığı gerekçesiyle azınlıkların
temsilcileri olan ve bunları destekleyen 226 delegenin boykotu sonucu,
1 Ocak'la 3 Ocak arasında Loya Jirga'nın anayasayı oylama oturumlarına
ara verildi. ABD, AB ve BM temsilcilerinin yönetiminde kapalı kapılar
ardındaki görüşmelerle taraflar uzlaştırıldı.
4 Ocak'a gelindiğinde Loya Jirga Başkanı delegelere kapalı kapılar
ardındaki görüşmeler sonrasında uzlaşmaya vardıklarını açıkladı.
Nasıl bir uzlaşmaya varıldığı konusunda içerik olarak bilgi vermeye
gerek bile duymadı. Bunun da ötesinde, aslında sözkonusu anlaşmazlık
noktalarında, anayasa maddelerinin oylanması gerekiyordu. Bu da
yapılmadı! Yani anayasanın belli maddeleri Loya Jirga tarafından
oylanmadan, onaylanmadan kabul edilmiş -daha doğrusu ettirilmiş-
oldu. Loya Jirga Başkanı açıklaması ertesinde söz almak isteyen
delegelere söz hakkı bile tanımadan, Halilzad, Brahimi ve son olarak
da Karzai'ye söz hakkı verdi...
ANAYASA'DA NELER VAR?
Anayasa, yukarıda da belirttiğimiz gibi 12 bölümden ve 182 maddeden
oluşuyor. Basına yansıdığı kadarıyla bir değerlendirme yapmak gerekiyorsa,
anayasanın laik, demokratik bir anayasa olmadığı tespit edilebilir.
Anayasanın birinci maddesine göre Afganistan bir "İslam Cumhuriyeti"dir.
Tam olarak yazıldığında Afganistan'ın adı: Afganistan İslam Cumhuriyeti'dir.
Ulusal marşı ise "Allahu Ekber"le başlayacak!
Taliban rejimi dönemiyle esas farklılığı şeriat yasalarının resmen
geçerli yasalar olarak kabul edilmemesidir. Ama buna da çare bulunmuş!
Anayasanın üçüncü maddesine göre, "Hiçbir yasa İslam dininin temelleriyle
çelişemez." Neyin İslamın temelleriyle nasıl çeliştiğine ise her
seferinde İslamı ve sözkonusu yasayı yorumlayanlar karar verecek!
Böylece gerçekte yürürlükte kalan, hem anayasa maddesi olarak hem
de pratikteki uygulaması olarak İslam yasalarıdır.
Kadın hakları ayrı bir başlık altında, ya da özel olarak ele alınmıyor.
Genel olarak vatandaş hakları çerçevesinde ele alınıyor. Buna da
"medeni hukuk" geçerlidir diyorlar! Öyle bir hukuk sistemi ki, İslam'ın
yasalarına aykırı olmayacak? Örneğin kadın hakları bağlamında anayasanın
bu üçüncü maddesi belirleyici rol oynamaktadır. Buna göre kadın
hakları ancak ve ancak İslam yasalarının izin verdiği çerçevede
mümkün olacaktır. Yani, erkek egemen sistem, Afganistan'da dinci,
feodal biçimde varlığını sürdürmeye devam ederken, kadınların köleliği
de aynen sürecektir...
İşte bu gerçeğe rağmen Anayasa'da kadın-erkek eşitliğinin yer aldığından
bahsedilmektedir. Oysa, islamcı kesim, kadın haklarına oy vermelerinin
formel olduğunun bilincinde hareket etmiş, bunun karşılığında ülkede
alkolün yasaklanmasını anayasaya yerleştirmişlerdir.
Ulusal sorunda ise, tartışmalar sonrasında Paştun ve Dari dili ülkenin
resmi dili olacak ve Özbek, Türkmen dilleri ise konuşulan bölgede
resmi dil olarak kabul edilecek... Dil sorununda varılan bu uzlaşma,
genel olarak ülkedeki ulusal sorunun çözümünü içermediği gibi, dil
sorununda da gerçek çözümü içermiyor. Değişik diller arasında tam
hak eşitliği sağlanmıyor, Paştu ve Dari dillerinin imtiyazları korunuyor...
Afganistan'da birçok ulusal azınlık yaşamaktadır. Paştu, Dari, Özbek
ve Türkmen dilleri dışındaki dillere ise özel bir hak tanınmamaktadır.
Anayasanın belirleyici olan temellerinden biri, başkanlık sistemidir.
Yeni Anayasa'ya göre Afganistan ilk kez "demokratik bir başkanlık
sistemine" kavuşmuş oldu... Öyle bir demokratiklik ki, başkanın elinde
sınırsız yetkiler bulunuyor. Başkanlığın yanısıra Genelkurmay Başkanı
olarak da orduya komuta edecek, ülkenin temel politikalarını belirlemede
esas rolü oynayacak ve dışişleri siyaseti bağlamında ise başkanın
onayı olmadan önemli bir iş yapılamayacak... Paştunlar buna ülkenin
yönetiminde daha güçlü olabilmenin hesaplarıyla oy verirken, açık
islamcılar ise böylece islamcı bir başkan seçildiğinde "islamcı"
bir "allah devleti"ni kurmanın önemli bir adımı olduğu hesabıyla
oy verdiler. Herkesin kendisine göre hesabı var!
Bu hesapların hangi yönde gelişeceğini, kimin hesabının tutacağını
önümüzdeki süreçte göreceğiz. Şimdiden açık olan şey, emperyalist
işgalci güçlerin işinin hiç de kolay olmadığıdır.
Her ihtimalde bugün Afganistan'da Taliban rejimi döneminden daha
ılımlı, ama burjuva demokrasisine göre çok geri düzeyde olan, laik
ve demokratik olmayan bir anayasa kabul edilmiş, emperyalistlerle
islamcı gerici güçler bu noktada buluşmuşlardır.
15 Ocak 2004
