HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

Anadilde eğitim ve yayın üzerine birkez daha...

Dergimizin önceki sayılarında "Anadilde konuşmak ve anadilde eğitim insan hakkıdır!"(sayı 53), "Anadilde eğitim insan hakkıdır!" (sayı 59) başlıklı yazılarımızda sözkonusu dönemdeki gelişmelere tavır takınmıştık.
AB'ye uyum yasaları çerçevesinde yapılan değişikliklerle, çıkarılan paketlerle en azından kâğıt üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Buna göre artık özel kurslarla başta Kürtçe olmak üzere diğer dil ve lehçeler öğrenilebilir, sözkonusu dillerde televizyon ve radyo yayını yapılabilirdi... Türkçe resmi dil ve eğitim dili olarak korunuyor ve "farklı dil, lehçe ve ağızların" kullanımına da sınırlama getiriliyordu.
Kısaca özetlenirse, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi dili ve eğitim dili Türkçeydi ve yapılan değişiklikler sonrasında da bu konum aynen korundu. Bunun da ötesinde, zaten yapılan değişiklikler anadilde eğitimin yapılmasını içermiyordu, içermiyor.
Seçmeli ders olarak Kürtçe talebi bile devletin baskılarıyla karşılaştı... Sözkonusu talebi ileri süren öğrenciler takibata uğradı, okullardan uzaklaştırıldı, tutuklandı vb. vb. Anadilde eğitim talebinden de geri olan seçmeli ders olarak Kürtçe ya da başka bir dilin talep edilmesi üzerine tartışmak zorunda kalmak bile, burjuva demokrasisi, insan hakları çerçevesinde yaklaşıldığında Türkiye'de durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır.
Evet, Türkiye'de, bir insanın anadilde konuşmasının ve anadilde eğitim görmesinin en basit insan hakkı olduğu gerçeğini söylemek, anlatmak zorunda kalıyor insan!
Bu tartışma bağlamında AB'ye uyum yasaları gerçekte geri düzeydeki değişiklikleri yapan yasalardır. İşin önemli, ya da tam da "Burası Türkiye!" dedirtecek yanı ise, bu geri düzeydeki değişikliklerin bile bugüne kadar uygulanmamasıdır.
Meclis, ya da bir başka deyimle yasama kâğıt üzerinde yeni yasalar karara bağlıyor ama yürütme, eski uygulamaya devam ediyor... Özel kurslarla anadilini öğrenmeye çalışanlara, yönetmeliklerden, eğitim kurallarına kadar birçok değişik zorluk çıkarılmaktadır.
İçişleri Bakanı Aksu, isim yasağının kalkmasıyla ilgili 24 Eylül 2003 tarihinde, 81 ilin valiliklerine genelge gönderdi. Bu genelgeyle "Türk alfabesine uygunluk" koşuluna bağlı olarak yeni bir yasağın getirilmesine karşı, Kürtçe isim kampanyası başladı.
Kasım ayı ortalarından itibaren de, Anadilde eğitim için birçok il ve ilçede sorumlu ya da yetkili kademelere başvuru yapıldı, yapılıyor. Bir kampanya biçimini alan bu başvurular, daha önce "seçmeli ders olarak Kürtçe" talebinden ileri ve haklı bir taleptir. Kuşkusuz bu talep sadece Kürtçe eğitim talebiyle sınırlandırılmamalı, tüm ulus ve ulusal azınlıkların dillerinde eğitim talebi olarak genişletilmelidir. Türkçenin resmi devlet ve eğitim dili olduğu yerde, tüm dillere (basına yansıdığı kadarıyla Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de 52 ayrı dil ve lehçe vardır) tam hak eşitliğini savunmak ve Türkçenin egemen dil olma imtiyazına karşı mücadele etmek doğru olandır.
Kitlesel olarak yapılan başvurulara karşı devletin tavrı bilinen tavır oldu. Kimi yerde polis başvuru yapanlara saldırdı, tutukladı... kimi yerde başvurular kabul edilmedi ve kimi yerde de başvurular kabul edilip işleme kondu ve "biz yetkili değiliz" diye hayır cevabı verildi, veriliyor. Kimi yerde de öğretmenler, çocukların annesi-babası başvuru yaptı diye talebeleri tehdit edip dayaktan geçiriyor...
Kürtçe kurslara ise her seferinde bir bahane bulunuyor, kursların resmen başlamasına izin verilmiyor. Kimi zaman dershane kapısı 5 santim dar deniliyor, kimi zaman -gerçekte olduğu halde- yangın merdiveni yok deniliyor; kimi zaman da basına "izin verdik" açıklaması yapılıp, kursun başlaması için gerekli olan resmi (yazılı) tebligat gönderilmiyor...
Tüm bunların sık sık yaşandığı bir ortamda, AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılması için Avrupalı emperyalistlerin siyasi temsilcilerinin "uygulamaları görelim" diye dayatmalarda bulunması, yeni bir yönetmeliği gündeme getirdi...
20 Eylül 2002 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan, ama uygulanmayan "Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik" yenilenerek 5 Aralık 2003 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı.
Hürriyet gazetesinin aktarımına göre sözkonusu yönetmelikte şunlar var:
"- Bu kurslar da yabancı dil kurslarının tabi olduğu şartlara bağlı olacak.
- Kurslar, ÔCumhuriyet'in Anayasa'daki temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı' amaç taşımayacak.
- Mevcut yabancı dil kursları da program ilavesi yaparak bu tür kurslar açabilecek.
- Kurslarda görev yapacak kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması koşulu kaldırıldı. Bu personelin Talim ve Terbiye Kurulu'nun belirlediği nitelik ve koşullara sahip olması koşulu da aranmayacak.
- Kurslara, Türk vatandaşı olmayanlar da alınabilecek.
- İlk ve orta öğretim öğrencileri de sınırlama olmaksızın kurslara katılabilecek. Önceki yönetmelik, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerin yalnızca hafta sonu ve yaz tatillerinde kurslara katılmalarını öngörüyordu.
- İlköğretim çağında olduğu halde okula devam etmeyenler kursa alınmayacak." (6 Aralık 2003)
Bu yönetmelikte yapılan değişikliklerle örneğin Kürtçe ya da bir başka dildeki kursların yapılabilmesi biraz daha kolaylaştırılıyor. Örneğin, Kürtçe ders verebilecek öğretmen sorunu, hem "Türk vatandaşı olması" koşulunun kaldırılmasıyla, hem de bunların "Talim ve Terbiye Kurulu'nun belirlediği nitelik ve koşullara sahip olması" koşulunun kaldırılmasıyla kolaylaştırılmıştır. Böylece örneğin İsveç vatandaşı Kürt kökenli biri, ya da herhangi bir Kürt Enstitüsü'nde Kürtçe öğreten biri "öğretmenlik" yapabilecektir.
AB'ye uyum yasalarından birinin uygulanmasına yönelik bu yönetmelik, Kürtçe ya da başka dillerde kursların önündeki engelleri biraz daha kaldırsa da; sonuçta yapılan değişikliğin pratikte de uygulanması gerçekleşse de Ñbu bağlamda bir ilerlemeyi ifade etse deÑ, tüm bu değişiklikler gerçek anlamda anadile eşitliği, özgürlüğü getirmemektedir.
Türkçenin imtiyaz ve egemenliği ve Türkçe dışındaki dillerde, anadilde eğitim yasağı sürüyor. Anadilde konuşma ve eğitim, öğrenim hakkı insan hakkıdır! Herkese anadilde eğitim hakkı! Resmi dile ve her türlü imtiyaza son!

TV VE RADYO YAYINI...

Bu konudaki gelişmeler de yaklaşık anadili öğrenme, kurslar konusundakine benziyor. AB'ye uyum yasalarına bağlı olarak RTÜK kanununun değiştirilmesi, RTÜK yönetmeliği derken, bugüne kadar pratik uygulamaya geçilmedi.
İlk başta RTÜK "Türkçe dışındaki dillerde yayın" yapmayı TRT'ye bıraktı. Buna göre başka televizyon ve radyo yayın yapamazdı. Yayın süresi için ise radyo yayınına haftada 4 saat, televizyon için ise 2 saat sınırı getirildi. TRT daha yayına başlamadan Danıştay 10. Dairesi Kürtçe yayın yapmaya ilişkin yönetmeliğin durdurulmasına karar verdi. Yerel radyo ve televizyonların yayın denemeleri ise her seferinde RTÜK'ün balyozuyla karşılaştı.
Radyo ve televizyon yayını konusunda da AB'nin uygulamaları görmesi gerekiyor! RTÜK de yeni bir yönetmelikle Kürtçe ve diğer dillerde yayın koşullarını ortaya koydu.
Kasım ayı ortalarında basına yansıyan yönetmeliğe göre, sadece TRT değil, Türkiye çapında olan ve digital ve kablo ile yayın yapan kanalların hepsi (bunlar "ulusal kanallar" olarak adlandırılıyor) Türkçe dışında başka dillerde yayın yapabilecek...
Bu yönetmelikte yayın süresi de biraz yükseltilmiş. Buna göre televizyonlar 45 dakikayı aşmamak üzere haftada toplam 4 saat, radyolar ise 60 dakikayı aşmamak üzere haftada 5 saat yayın yapabilecek. Diğer noktalardaki yaklaşımlar özü itibariyle aynen sürüyor.
Yerel radyo ve televizyonlara yayın hakkı yine verilmiyor. Yine Kürtçe yayın yapıldığında televizyonda alt yazıyla tercüme edilecek, radyolarda ise Kürtçe programdan hemen sonra Türkçesi yayınlanacak...
Yeni yönetmelikle uygulamayı kolaylaştırmaya yönelik değişiklikler yapılırken, aynı zamanda yasaklar sürdürülüyor.
Radyo ve televizyonda yapılacak yayınların içeriği bağlamındaki yasaklar olduğu gibi sürüyor. Aralık ayı başlarında belli olan içeriğe göre örneğin "Kürtçe yapılacak müzik, haber ve geleneksel kültürün tanıtılmasına ilişkin programların eğitim amaçlı olmaması koşulu" (6 Aralık 2003, Hürriyet) getirildi. Anadilde eğitimi radyo ve televizyon yayınıyla yapmanın önünü de kesen RTÜK, bunun da ötesinde sözkonusu programların, yayınların "sadece yetişkinlere yönelik" olmasına izin veriyor. Buna göre çocuklara yönelik yayın, program yapmak yasaktır.
Radyo ve televizyon yayını bağlamında da bazı değişiklikler yapılsa da, gerçekte demokratik, özgür bir yayın sözkonusu değildir. RTÜK'ün yeni yönetmeliğinin de temel düşüncesi "...devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" düşüncesidir. Bu düşünce ise Türk ulusu dışındaki ulus ve ulusal azınlıkların varlığını inkâr etme temelinde yükselmektedir.
Yapılan değişiklikler gerçek anlamda burjuva demokratik bir hakkın verildiği değişiklikler değildir. Bazı kırıntılar meydana serpilerek "demokratikleşme" şovları yapılmakta ve Türk olmayanların "demokratik" yollarla asimile edilmesinin köşetaşları döşenmektedir.

12 Aralık 2003