İsim yasağına yeni kılıf bulundu:
Alfabeye uygunluk!
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kelimenin gerçek anlamıyla bir halklar
hapishanesi olduğu hep yeniden belgeleniyor! Cumhuriyet'in 80. yılının
kutlandığı, 80 yıllık süreçte ne kadar önemli ve büyük yol katettikleri,
demokratikleştikleri konusunda vaazların yoğunlaştığı bugünlerde,
Kürtçe isim yasağı yine gündemde...
Yine diyoruz çünkü, Kürtçe isim yasağı daha önce de vardı. Nüfus
memurları ya da isim değişikliği için başvurulan mahkemeler, duruma
göre, işlerine geldiği gibi karar vermekteydi... Örneğin 2000 yılının
başlarında Yargıtay Hukuk Genel Kurul'u (YHGK), önce: "Türk dilinde
bulunmayan, birbiri ile zıt anlamlar içeren, milli kültüre, ahlak
kurallarına, örf ve adetlere uygun düşmeyen isimlerin" kullanılamayacağı
gerekçesiyle Mızgin ismine izin verilmemesini onaylamış, daha sonra
da serbest bırakmıştı... Mızgin isminin kullanılmasına izin veren
YHGK Başkanı İsmet Aslan izin verme kararını açıklarken şunları
da söylemişti:
"O yörede o kadar Mızgin isminde kayıt varki, hangisini yasaklayacaksınız."
(10 Mart 2000 tarihli basından)
Bir sürü Mızgin'in ismini yasaklama yerine, bir Mızgin ismine izin
vermek anda işlerine gelmiş ve bu yönde karar vermişler...
Kürtçe isim koyma meselesi Mızgin'in isminden sonra da birçok kez
gündeme geldi. Türk devletinin bu konudaki keyfiyet siyaseti de
sürdürüldü. Bir yandan televizyon dizilerinde, başrolünü Sibel Can'ın
oynadığı Berivan isimli dizi ile milyonlarca insan televizyon karşısına
çekilirken, diğer yandan çocuğuna Berivan ismini vermek isteyen
aileler mahkemelere çıkarıldı! Mızgin'i Berivan, Berivan'ı Baran,
Welat, Rojin... burada sayamayacağımız kadar dava takip etti! Kısacası
son yıllarda bazen yoğunlaşan bazen azalan biçimde de olsa Kürtçe
isim koyma meselesi sürekli varlığını korudu.
TC'nin AB'ye, üyelik için Kopenhag Kriterleri'ne uyum yasalarını
çıkarma sürecinde isim yasağının kalkacağı umudu kamuoyunda oluştu...
AB'ye "uyum yasaları"nın 6. ve 7. paketinin meclisten geçmesiyle
kâğıt üzerinde isim koyma yasağı kalktı! Hakim sınıflar sorunu kamuoyuna
böyle sattı. Böyle olduğuna göre anne-babaların önünde, artık Türkçe
isimler dışındaki isimleri çocuklarına vermelerinin engeli yoktu!
Ama kazın ayağı öyle değildi! Bir yandan Türkçe dışında isimlerin
konacağı belirtilirken, yani yasak kaldırılırken, Türk devletinin
deneyimli, şovenistlikte birinciliği kimseye kaptırmayacak "yürütme"
memurlarının istediği gibi kullanacakları şu sınırlama konmuştu:
"Ancak ahlak kurallarına uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar
konulmaz." (6. pakette nüfus yasasının 16. maddesinin 4/2 fıkrasının
değiştirilmiş biçiminden)
Neymiş? Ahlak kuralına ters isim, kamuoyunu inciten adlar konulamazmış?
Peki bunu kim ve nasıl belirleyecek? Tabii ki Türk devletinin, görevini
bilen memurları...
Aktardığımız sınırlamaya rağmen yasaya göre artık kâğıt üzerinde
Kürtçe isim yasağı ortadan kalkmıştı! "Ahlak kurallarına uygun düşmeyen
veya kamuoyunu inciten adlar konulmaz" kuralı artık isimlerin reddi
veya yasaklamanın tek gerekçesi idi.
Ama bununla kalmadı iş... İçişleri Bakanı Aksu, 24 Eylül 2003 tarihinde,
81 ilin valiliklerine uygulama ile ilgili bir genelge gönderdi.
Buna göre, "genel ahlak kurallarına aykırı olmamak, kamuoyunu incitici
yanı bulunmamak ve Türk alfabesine uygun olma koşulu" ile istenen
isim konabilecekti!
İçişleri Bakanı'nın bu genelgesinde tabii ki göze çarpan esas nokta
"Türk alfabesine uygunluk" koşuludur. Çünkü diğer ikisi zaten yasanın
değişmiş halinde var. Bu genelgeye göre Türk alfabesinde yer almayan
harfleri içinde barındıran isimlere izin yoktur, yasaktır! Örneğin,
X, W, Q harfleri Türk alfabesinde yok diye Xezal, Welat, Bawer,
Ciwan, Xebat, Xelil, Feqi, Bedirxan... gibi isimleri çocuklarınıza
takamazsınız.
İsim yasağında, sözkonusu harflerin yer almadığı isimlerin kullanılması
bağlamında bir delik açılsa da, gerçekte yasak ortadan kalkmış değil.
GENELGE SONRASINDAKİ GELİŞME...
İnsanların en doğal ve temel haklarından biri olan isim meselesinde
bile burjuva demokrasisinin uygulanmaması doğal ve haklı olarak
tepkileri de beraberinde getirmektedir. Sözkonusu tepkilerden biri
de -ve bu konuda esas olarak gündemi belirleyen tepki- Kürtçe isim
kampanyası oldu.
Türk devletinin AB'ye üyelik yolunda "demokratikleşmede büyük
yol katettiği" yönlü vaazların gerçek yaşamdan uzak olduğunu
göstermek için bile olsa, kampanyaya damgasını vuran düşünce sistem
içi, reformist bir düşünce de olsa, bu kampanya haklı bir kampanyadır.
En basit ve doğal bir demokratik hak için yürütülmek zorunda kalınan
bir kampanyadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti devleti isimli bu halklar
hapishanesinde, kendi anadillerinde isim edinebilmek için bile mücadele
edilmek zorunda kalınıyor!
Kürtçe isim almak için mahkemelere başvuranların davaları görülmeye
başlandı ve şimdiye kadar verilen kararlar, yetkisizlik yönünde
oldu. Kimi yerlerde başvurular, "Başvuruyu samimi bulmuyorum,
bunu kendi iradenizle yapmıyorsunuz" denilerek reddediliyor;
kimi yerde daha başvurular yapılmadan polis engeliyle karşılanıyor,
başvuru yapmak isteyenler tutuklanıyor...
Bu süreçte Türk hakim sınıflarının temsilcileri ve medyası, sorunu,
Q, X, W harflerinin Türk alfabesinde olmadığı, bu yüzden de bu harfleri
içeren isimlerin yazılmasının mümkün olmadığı; Türk alfabesinin
ise 3 Kasım 1928'de çıkarılan 1353 sayılı "Yeni Türk Harflerinin
Tatbiki Hakkında Kanun" tarafından belirlendiği ve bunun değişemeyeceği
tartışmasına yönlendirdi.
Tartışmayı Türk alfabesinin değiştirilip değiştirilmeyeceği meselesine
çekmek, açık bir sahtekârlıktır. Kuşkusuz, Kürtçe isimlere veya
Türk alfabesinde yer almayan harfli diğer isimlere [Burada sözkonusu
olan kuşkusuz Georg W. Bush, Roxanna vb. isimler değil, Türkiye
Cumhuriyeti devletinin resmi sınırları içinde yaşayan, Türk milletinden
olmayan ulus veya milliyetlerden insanların isim meselesidir.] sadece
Türk alfabesinde varolan harfler çerçevesinde yaklaşmak, Türk şovenizminin
bir göstergesidir. Ama buna rağmen tartışmanın özü, Türk alfabesinin
değiştirilmesi ya da değiştirilmemesi değildir.
Türkçe alfabe dışında herhangi bir alfabenin kabul edilmesi meselesi
tartışılacağına, Türk alfabesinin değiştirilemezliği tartışılarak
bu konuda bile demokratikleşilmediğinin üzeri örtülmek isteniyor.
Türk alfabesinde W, Q, X harfleri yokmuş da, onun için bu harfleri
içeren isimler yazılamıyormuş?
Koca bir yalan!
Örneğin; "İbo ShoW", "Afşar ShoW", "Türüt
ShoW"... ve diğer tüm ShoW'lar neyle yazılıyorsa; internet
kullanımında WWW nasıl yazılıyorsa, WC nasıl yazılıyorsa, ya da
ne kadar cereyan harcandığı hesaplanırken Watt'ın kısaltılmışı W.
nasıl yazılıyorsa, Welat, Ciwan vb. isimler de öyle yazılabilir.
Yine Matematik hesaplarında X, çarpı işareti olarak kullanılmaktadır.
Bu niye Xezal vb. isimler için kullanılmasın? "Kahraman Türk
ordusunun" sigorta şirketinin adı AXA OYAK'tır. X harfi burada
gayet güzel kullanılabiliyor ama herhangi bir Kürtçe isim gündeme
geldiğinde X yasak!!! Matematik, fizik, kimya vb. derslerde Türk
alfabesinde olmayan daha ne harfler kullanılıyor ama iş Kürtçe isme
gelince durum değişiyor!
Sorun teknik imkânsızlıklar sorunu değil, siyasi yasaklar sorunudur...
ulusal baskının, zulmün sürdürülmesi sorunudur.
Türk şovenizmi o kadar yerleşmiş ki, AB ilerleme raporunda Kürtçe
isimlere, tabii ki X, Q, W'li isimlere de izin verilmesi istenince,
misillemede bulunuldu! Milliyet gazetesinin aktarımına göre: "AB
İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin alfabesinde bulunmayan q, w, x harflerine
izin vermesi istenen ifadelerin ardından Avrupa'da Ôalfabe savaşları'
başladı." (8 Kasım 2003)
Hollanda'da ya da Avrupa'nın diğer ülkelerinde "misilleme"
olarak gündeme getirilen Türkçe isimlerin orijinal yazılması yönlü
tavırlar da, sorunu "alfabe savaşları" olarak göstermek
de gerçeklerin üzerini örtmenin araçlarıdır.
Bir devlette, -o devlet ki Atatürk'le yatıp kalkan bir devlet- "Yurtta
Sulh, Cihanda Sulh" sözlerinin bile Kürtçesi yasaklanıyorsa,
o devlette, burjuva anlamda da olsa demokrasiden bahsedilemeyeceği
açıktır.
Baskılara, yasaklara karşı mücadele haklıdır ve meşrudur! Demokrasi
ve özgürlük burjuvaziden dilenerek elde edilemez! İşçilere ve emekçilere
gerekli olan kendi demokrasileridir. Ve bu da işçi ve emekçilerin
toplumsal kurtuluş mücadelesiyle, devrim için mücadeleyle kazanılacaktır!
Bımre koleti, bıji azadi!
13 Kasım 2003
