BREZİLYA

VW tekelinde grev ve işgal var!

Alman emperyalizminin güçlü tekeli Volkswagen (VW), Brezilya'daki fabrikasında geçtiğimiz ay son "kaplumbağa" arabasını üretti. Fabrika menajerleri üretim bantından inen "son kaplumbağa"yı medyaya yönelik bir şovla "kutlama"ya çabalarlarken, fabrikanın kısmen kapatılmasıyla kapıdışarı edilmeyi bekleyen işçiler zorlamayla da olsa kameralara gülemiyorlardı... Onlar da emperyalistlerin "küreselleşme" kazığına kurban gidiyorlardı...
VW tekelinin üretimini büyük ölçüde durdurması Brezilyalı işçiler açısından işsizliğe ve yoksulluğa terkedilmek anlamına geliyor... Bu nedenle işten atılma tehdidiyle yüzyüze olan işçiler grevde...
Buna paralel olarak 18 Temmuz'dan beri Sao Bernando do Campo'da VW tekeline ait 42 hektarlık bir alan işçiler ve evsizler tarafından işgal altında. Başlangıçta 100 kadar işçinin başlattığı işgal giderek büyümüş ve burası 2000'i çocuk toplam 7000 civarında insanın barındığı bir çadırkente dönüşmüş durumda.
İşçilerin ve evsizlerin şimdi işgal ettiği alan 50'li yıllarda Brezilya hükümeti tarafından bu topraklarda "Brezilya yoksullarına iş alanı açacakları için" VW tekeline hibe edilmiş.
VW tekeli şimdi bir yandan işçileri işten atıyor, diğer yandan ise işgal edilen alanı boşaltmak için mahkemeden karar çıkartıyor... Fakat işçiler işgali sürdürmeye ve direnmeye kararlılar.
Brezilya'da sözümona "sol liberal" Lula hükümeti ülkenin yoksullarının bağladığı umutları da toprağa gömmüş durumda... Son gelişmeler işçilere ve evsizler hareketine bu hükümetin de koruduğunun özde emperyalist tekellerin çıkarları olduğunu açıkça göstermektedir.
Brezilya VW'de işçi kıyımına son! Fabrikalar işçilerindir. Evsizler hareketinin işgalleri haklıdır, konut insan hakkıdır!

17 Ağustos 2003

 

ABD

Bush Afrika'da ne arıyor?

ABD Başkanı Bush, 5-12 Temmuz 2003 tarihlerinde Afrika'nın beş ülkesine -Senegal, Güney Afrika Cumhuriyeti, Botswana, Uganda, Nijerya- bir gezi yaptı.
Sözkonusu gezide Bush'un öne çıkardığı, ya da diğer bir deyimle resmi gündeminde AIDS'le mücadele vardı... Bu yılın Ocak ayında yaptığı açıklamayla Bush, AIDS'le mücadele için beş yıllık süreç için 15 milyar dolar yardımda bulunulacağını ilan etmiş; başta Afrika ülkelerinde kendilerinin ne kadar "yardımsever" olduğu izlenimini yaratmaya çalışmıştı. Bu gezinin gündeminin AIDS'le mücadele olması da bu izlenimin daha da sağlamlaştırılması, ABD emperyalizminin "kurtarıcı melek" olarak görülmesi amacını güdüyordu.
Gezisinin resmi programının AIDS'le mücadele olması, Bush'un gezisinin gerçek amacının nüfusunun % 30'unun AIDS'li olduğu kıtaya yardım etmek olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Açlık, yoksulluk, kıtlık, hastalık, etnik çatışmalar vb. vb. nedenlerle milyonlarca insanın yaşamını yitirmesi hiç bir emperyalist gücün umurunda olmadı, umurunda değil. ABD emperyalizminin de umurunda değildi, değil.
O zaman Bush'un Afrika gezisinin esas nedeni, perde arkasındaki gerçek nedir?
ABD emperyalizmini asıl ilgilendiren Afrika'daki petrol kaynakları, yeraltı zenginlikleridir. Son yıllarda Batı Afrika kıyılarında zengin petrol yataklarının varlığı keşfedildi. Bunun ortaya çıktığı günden beri özellikle Avrupalı tekellerle ABD'li tekeller arasına rekabet daha da yoğunlaştı ve Afrika kıtası yeniden emperyalistlerin ilgisi alanına girmeye başladı.
Kuşkusuz rekabet sadece petrol yatakları üzerinde yürümüyor. Elmas, altın, coltan vb. maden veya yeraltı zenginliklerinin talanı için de rekabet sürüyor. Avrupa Birliği'nin Kongo'ya asker yollaması, Bush'un gezisi, Liberya'ya askeri müdahale çabaları vb. vb. tüm gelişmeler, gerçekte emperyalist güçler arasındaki rekabetin yansımalarıdır.
Bush'un, ABD emperyalizminin diplomatik ilişkiler sıralamasında en alt sıralarda bulunan Afrika ülkelerine yaptığı gezinin gerçek amacı, petrol, "terörle mücadele" ve gelecek başkanlık seçimlerinde ABD'deki siyahların oylarını alabilmek için, Kara Afrika'ya yardım eder görüntüsünü vermektir.
ABD'nin Afrika'dan satın aldığı petrol oranı, dış petrol alımının % 16'sıdır. ABD Enerji Bakanlığı'nın hesap veya planına göre bu miktar 2015 yılına kadar % 25'e çıkarılmak istenmektedir. Bunun için de özellikle Nijerya ile sıkı ilişkiler büyük önem taşıyor. Kimi verilere göre Nijerya, petrol üretiminde dünya çapında altıncı sıradadır. Ayrıca Afrika'da, sözkonusu petrol yataklarının bulunduğu Batı Afrika ülkelerinde Nijerya'nın oynacağı rol, ABD için "anahtar rol" olarak görülmektedir. Yeraltı zenginliklerinden elmas, altın vb. gibi kaynaklara egemen olmak da bu hesaplar içindedir.
1998'de Kenya ve Tanzanya'daki ABD elçiliklerine yapılan bombalı saldırılar ABD'nin dikkatini Afrika'ya çevirse de, esas olarak 11 Eylül 2001 sonrası dönemde ABD emperyalizminin "şer ekseni" çerçevesinde Sudan, Somali gibi ülkeler de hedef olarak gösterildi. Afganistan ve Irak'tan sonra Sudan'dan Moritanya'ya kadarki Afrika kıtası, El Kaide'nin ve diğer "terörist" grupların üslendiği alan olarak görülüp gösteriliyor... Malavi'de El Kaide üyesi oldukları iddiasıyla bazı kişilerin yakalanması sonrasında, Afrika'nın "terörle mücadelede kilit savaş alanı" olarak gösterilmesi, ABD emperyalizminin Afrika'ya gittikçe daha fazla yerleşmeye çalışacağının işaretidir.
ABD askeri gücünün Avrupa Komutası Başkanı General James L. Jones'in "Daha önce de gördüğümüz gibi Afrika gittikçe büyüyen bir problem haline geliyor. Teröristler neredeyse oraya gitmeliyiz." (Evrensel, 7 Temmuz 2003) yönlü açıklaması da bu yönlü amacın açık ilanıdır.
Kısacası "terörizme karşı mücadele" adına ABD emperyalizmi Afrika'ya da yerleşmeye çalışıyor. Bunu hem ekonomik çıkar amaçlı, hem de askeri üslerini yerleştirme amaçlı yapmaktadır. Özellikle Irak'a saldırı savaşı sürecinde ABD ile sözkonusu askeri üslerin olduğu bazı ülkelerle yaşanan görüş ayrılıkları, ABD'nin Ortadoğu'ya yakın ülkelerdeki askeri üslerini Afrika'ya kaydırma planlarını gündeme getirdi.
Böylece Bush'un Afrika'da ne aradığı da esas olarak ortaya çıkmış oluyor. Bush'u ilgilendiren milyonlarca insanın açlıktan, hastalıktan, etnik çatışmalardan yaşamını yitirmesi değildir. Bush'u ilgilendiren, petrol ve diğer yeraltı zenginliklerinin kontrol altına alınması, askeri işgalin önkoşullarının -hem de yardım adına, felaketi önleme adına- oluşturulmasıdır...

GEZİDEN BİRKAÇ
GÖRÜNTÜ...


Bush, Senegal'e ziyareti sırasında sadece Senegal Başkanı ile değil, aynı zamanda Benin, Gana, Gambia, Mali, Nijer, Cap Verde ve Sierra Leone'nin başkanlarıyla da görüştü.
Fakat Bush'un Senegal ziyaretinde kimi burjuva yorumcuların esas beklentisi, Bush'un Goree Adası'nda yapacağı konuşmada Afrikalılardan "özür" dileyeceği yönündeydi.
Goree Adası, Senegal kıyısına 15 kilometre uzaklıkta olan, 16 ve 19 yüzyılları arasında yaklaşık 11 milyon Batı Afrikalının esir alınıp gemilerle Amerika'da köle pazarında açık artırıma sunulmak için taşındığı adadır.
İşte bundan dolayı Bush'tan kölecilik siyasetinden dolayı "özür" dilemesi bekleniyordu. Bush, Goree Adası'na gitti. "Özgürlük" nutku attı ama kendine uygun tavır takınarak "özür" dilemedi... Ha, özür dilese bir jest dışında ne olurdu? Hiç bir şey!
Diğer göze batan bazı noktalar ise kısaca şöyledir. Senegal'de Bush'un gezisi sırasında geçtiği sokaklarda, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Senegalliler iki gün okullarına, işyerlerine, hastahanelere gidemedi. Hatta, Bush'un geçtiği yol üzerindeki ağaçlar -çoğunun 100 yıllık olduğu söyleniyor- kesildi. Dakar ve Goree Adası arasındaki feribot seferleri iptal edildi. Goree Adası'nda oturanların evleri arandı. Bu da yetmiyormuş olacak ki, Bush'un güvenliğini 700 kadar ABD'li güvenlik görevlisi sağladı. Senegalli güvenlik güçlerinin Bush'un yanına bile yaklaşamadığı aktarılan bilgiler içinde. Bu da yetmiyor! Bush'un gezisini takip etmek, haber yapmak da Senegalli gazetecilere nasip olmadı... Senegalli gazeteciler, havaalanı dahil Bush'un bulunduğu hiçbir mekana giremediler.
Nijerya'da ise yoksulların yaşadığı semtlerde "temizlik" adına onlarca gecekondu, baraka yıkıldı. Bush'un ziyareti bile Afrika halklarına baskı, zulüm olarak yansıyor.
Tüm bu baskı ve teröre rağmen Bush'a karşı protesto eylemleri de gerçekleştirildi. Özellikle Senegal'de, Nijerya'da, Uganda'da kitleler Bush'u protesto etti. Kimi Irak'a karşı siyaseti protesto etti, kimi AIDS'e karşı mücadele için verilen sözlerin yalan olduğunu, verilen sözlerin tutulması gerektiğini dile getirdi.
Ama gerçekte ABD emperyalizmine karşı, emperyalizme karşı göze batar düzeyde herhangi önemli bir eylem, protesto yoktu.
Görev, Afrika'da da emperyalizmin egemenliğini, sömürgeciliğini tarihin çöplüğüne gömmek için mücadeledir.

Ağustos 2003

 

HİNDİSTAN


25 Mayıs - Şanlı Naxalbari
Mücadelesinin 36. Yıldönümü

Naxalbari gerçekten bir Bahar Fırtınası idi. O, Kongre Partisinin antiemperyalist mücadeleden miras kalan şeylerin pekçoğuna elveda demiş olduğu o kritik yıllarda, Kongre Partisinin önemli ölçüde zayıfladığı yıllarda meydana geldi. Hindistan KP (M) liderliğinin, 1964'te sosyal-demokrasiden kopuşun yarattığı coşkunun ardından mükemmel nesnel koşullardan ülke çapında demokratik bir programa sahip bir sol alternatif örgütlemek için yararlanmak yerine, bizzat kendisinin sınıfsal uzlaşma yoluna sarılmaya başladığı bir zamanda meydana geldi. Geleneksel sağcı kesimlerin bu durumdan yararlanarak Hint siyasi sahnesine hakim olmaya başladığı sırada meydana geldi. Naxalbari kasırgası, bu siyasi oluşumlara meydan okudu. Hindistan proletaryasının ve tüm ezilen kesimlerin en önemli gündem maddesi olarak Halk Demokrasisini öne çıkardı. O, iktidar kalelerini ve burjuva demokrasisinin güvenliğine ve rahatlığına bel bağlayan dönekleri sarsan gerçek bir fırtınaydı. 36 yıl önce Darjeeling bölgesinin küçücük kömlerinde olup bitenler, nicel olarak küçük olmasına rağmen, ardından gelen birçok kuşağı uyandırıp onlara burjuva-demokratik hayallerle ve sosyal-demokrat döneklikle mücadele etmenin, Halk Demokrasisinin, Yeni Demokrasinin yolunu izleme ilhamı verdiği için gerçekten tarihi olaylar haline geldi.
Hindistan'da Komünist hareketin gerçekten alacalı bir tarihi var. 1947'deki iktidar devir tesliminden önceki neredeyse 20 yıllık sürede, işçi sınıfını ve diğer ezilen kesimleri harekete geçirme yönünde yapılan büyük ilerlemelere ve önemli anti-emperyalist anti-feodal mücadelelere rağmen, Komünist hareket Marksist-Leninist öğretileri ve Komintern'in yönergelerini Hindistan'ın somut koşullarına uygulamayı ve özgürlük mücadelesinde işçi sınıfının inisiyatifini ve önderliğini gerçekleştirmeyi başaramadı. Sonuçta, iktidar devir teslimi emperyalist planlar uyarınca ve komünal kıyımlar arasında gerçekleşirken, Komünist hareket basit bir seyirci derekesine indirgendi.
Şanlı Telengana hareketi, derin mevziler kazanmış sağcı pozisyonlarla ve "sol" sekter pozisyonlar yönündeki sapmalarla mücadele etme ve Komünist Partisini Halk Demokrasisi ve onun ekseni olarak tarım devrimi yolunda yönelimlendirme yönünde müthiş bir çabaydı. Fakat çok geçmeden sağcı rüzgâr onu altetti. 1964'teki kopma bile onu yeniden alevlendirmeyi başaramadı. Naxalbari, Hindistan ufkunu işte tam bu kritik dönemeçte sarstı.
İlk yıllarda koparılan fırtınaya rağmen Naxalbari ve HKP(ML)'nin uzun vadede Hindistan siyasi sahnesinde beklenen etkiyi yaratamamış ve çeşitli ideolojik, siyasi, örgütsel zorluklar ve zorlamalardan ötürü çeşitli hiziplere bölünüp dağılmış olması tarihtir. Sonuçta, Naxalbari günlerinin en kötü korkuları bugün bir realite haline gelmiştir. Merkezde, geleneksel veya aşırı sağ kesimler iktidara gelmiştir. Onlar emperyalist küreselleşme ve komünal faşizm yolunda ilerleyerek, ülkeyi köleleştiriyor, yakıp yıkıyor ve faşistleştiriyorlar. Kongre Partisi ve tüm diğer hakim sınıf partileri bunlarla mücadele etmek yerine aynı ekonomik gündemi paylaşıyorlar ve onların yerine geçmek veya iktidarı paylaşmak için komünalizasyonla ve kast sistemiyle uzlaşıyorlar. Komünalizm hakkında hançeresi yırtılıncaya kadar atıp tutan sosyal-demokratlar, iktidarda oldukları her yerde küreselleşmeyi uyguluyorlar. Ülkede nesnel koşullar olağanüstü vahim hale geldi, Naxalbari günlerindekinden çok daha vahim hale geldi.
Bu durumda, ancak Naxalbari'nin kızıl bayrağını yüksekte tutan ve sosyal-demokrasiyi ve sekterizmi uzlaşmaz bir şekilde reddeden Komünist Devrimci güçler Telengana ve Naxalbari geleneği doğrultusunda bir devrimci atılımı yeniden yaratabilirler. Onların önündeki tarihi görev budur. Bu yıl Naxalbari gününün Komünist Devrimcilere çağrısı, emperyalizm, komprador kapitalizm ve feodalizmin iktidarını devirecek Demokratik Halk Devrimini, Yeni Demokratik Devrimi tamamlamaya yetenekli güçlü bir Bolşevik Partiyi inşa etmek için birleşmektir. Onlar tüm gerçek komünistleri Hindistan proletaryasının öncüsü olan bu sınıf mücadeleci parti içinde birleştirmek için inisiyatifi ele almalıdırlar. Irak'ın sömürgeleştirilmesi ve ABD'nin gittikçe yoğunlaşan dünya hegemonyası tehditleri, ülkenin ve halkın emperyalist küreselleşmeyle viraneye çevrilmesi ve komünal faşizmin tehlikeli ilerleyişi, onlara dur diyecek böyle devrimci Komünist bir inisiyatifi gerektiriyor. Haydi Komünist Devrimcilerin birliği bu yılki Naxalbari gününün çağrısı olsun!
- Yaşasın Naxalbari'nin devrimci ruhu!
- Tüm-Hindistan çapında güçlü bir Bolşevik Parti inşa etmek için birleş!
- Emperyalizmin, komprador bürokratik burjuvazinin ve feodalizmin iktidarını yık!
- Yeni Demokratik bir Hindistan yarat!

20 Mayıs 2003
Hindistan KP(ML) Kızıl Bayrak

 

LİBERYA


Askeri müdahale
öncesinde çatışmaları
kışkırtan kim?

Afrika kıtasının birçok ülkesinde iç çatışmalar, savaş varlığını sürdürse de, değişik dönemlerde öne çıkan ülkeler oluyor. Son iki-üç aylık dönemde öne çıkan ülke ise -Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne askeri müdahale sonrasında- Liberya oldu.
Yıllarca süren iç çatışmalara rağmen Liberya'nın bu kadar öne çıkmasına yol açan gelişmeler, kamuoyuna yansıdığına göre, "Barış ve Demokrasi İçin Birleşik Liberyalılar" (LURD) ve "Liberya'da Demokrasi İçin Hareket" (MODEL) isimli grupların devlet güçleriyle yoğun çatışmalara başlaması ve LURD güçlerinin başkent Monrovia'ya yönelik saldırıları oldu. Devlet güçleriyle çatışmalarda bu iki-üç aylık dönemde binlerce insanın yaşamını yitirdiği, yüzbinlerce insanın göçyollarına düştüğü bilgisi medyanın verdiği haberler arasında.
Ülkedeki çatışmaların yoğunlaşması ve kelimenin gerçek anlamında barbarlıkların yaşanması sürecinde başta ABD emperyalizminin olmak üzere diğer batılı emperyalistlerin Birleşmiş Milletler aracılığıyla da yoğunlaştırdığı baskılar sonucu, Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor, 11 Ağustos'ta istifa ederek görevini Devlet Başkanı Yardımcısı Moses Blah'a devretti. Ardından da Liberya'yı terkederek ilticasını kabul edeceğini açıklayan Nijerya'ya gitti.
Taylor'un görevinden istifa edip ülkeyi terketmesiyle başkent Monrovia'daki LURD güçleri, "barış gücünün" kontrolü sağlaması için şehrin dışına çekildi. Anda, başta Nijerya olmak üzere, Mali, Gana ve Senegal'den gelen askeri güçler BM adına Liberya'da "barışı" sağlamaya çalışıyor... Çatışmalar yoğunluğunu yitirip durgunlaşsa da, ülkedeki durum barışın kolay sağlanamayacağına işaret etmektedir. Geçici de olsa durgunlaşan çatışmalar, dikkatlerin esas olarak yiyecek, içecek ve sağlık yardımı, bulaşıcı hastalıklar sorunlarına çevirdi. Şimdi işgalci güçler, "insani yardım", "barışı sağlama" adına gerçekleştirilen askeri müdahalenin gerçek nedenlerini, perde arkasını gizlemek için göstermelik de olsa yiyecek, ilaç dağıtmaya başladı.
2000 yılında İngiliz emperyalizminin Sierra Leone'ye ve 2002 yılı sonu 2003 yılı başlarında ise Fransız emperyalizminin Fildişi Sahilleri'ne gönderdiği askeri güçle ülkedeki çatışmaların durdurulması, burjuva basın tarafından çözüm olarak sunulmaktadır. Liberya, Batı Afrika ülkeleri içinde son dönemde askeri müdahale, işgal gerçekleştirilen üçüncü ülke. Liberya örneği, bir kez daha emperyalistlerin "insani yardım", "barış" adına işgal siyaseti güttüğünü gösterdi. Emperyalistler için askeri müdahaleye çağrı yapmanın, bunun ortamını yaratmanın andaki esas aracı ise Birleşmiş Milletler (BM).
Kuşkusuz ki BM'de hangi emperyalist güç daha fazla etkinse, BM de dolaylı ya da dolaysız sözkonusu emperyalist gücün çıkarlarına uygun kararlar almaktadır.
Liberya somutuna bakıldığında, son dönemdeki çatışmaların kışkırtılmasının ve Taylor'un istifa ederek ülkesini terketmesinin perde arkasında BM, daha da somutlaştırılırsa BM Güvenlik Konseyi var. Bunun da arkasında esas olarak ABD emperyalizmi ve onu destekleyen İngiliz emperyalizmi durmaktadır.
1991-2001 yılları arasında Sierra Leone'deki iç çatışmalarda / savaşta, "Devrimci Birleşik Cephe" (RUF) güçlerini desteklediği gerekçesiyle Taylor hakkında, Sierra Leone için BM-Özel Mahkemesi tarafından savaş suçlusu olarak dava açıldı.
2001 Mayıs ayından beri Liberya BM'nin yaptırımlarına, örneğin, silah ticareti ambargosuna, Taylor'un seyahat etmesine getirilen yasaklama / ambargoya, elmas ticareti ambargosuna maruz kalmıştır. 2003 yılı Mayıs ayı başlarında ise sözkonusu silah ambargosu bir yıl daha uzatıldı, ayrıca, kereste ihracat etmeye de ambargo kondu ve bu ambargonun, Taylor hükümetinin Sierra Leone'deki "asiler"e desteğini kesmediği sürece devam edeceği açıklandı. BM, Güvenlik Konseyi aracılığıyla ambargo kararı alırken, diğer yandan da Genel Sekreteri Kofi Annan aracılığıyla içsavaşa son verme adına askeri müdahale çağrısı yaptı. Bu çağrının yapıldığı dönemde çatışmalar henüz yoğunlaşmamıştı. Hatta devletle muhalif güçler arasında barış görüşmeleri sürüyordu.
4 Haziran'da Taylor, asilerin temsilcileriyle barış görüşmelerini sürdürmek için Gana'nın Başkenti Accra'ya gitti. Barış görüşmeleri, Sierra Leone için BM-Özel Mahkemesinin Taylor hakkında aldığı ve uluslararası alanda geçerli yargılama-tutuklama kararını açıklamasıyla başlamadan bitti. Ne kadar çelişkili görünse de, sözkonusu barış görüşmeleri de BM Güvenlik Konseyi'nin 2002 yılı sonbaharında oluşturduğu "Uluslararası Liberya-İlişki Grubu"nun çalışmaları sonucu gündeme gelmişti.
Taylor'un tutuklanmadan ülkesine geri dönmesi Sierra Leone için BM-Özel Mahkemesi'nin temsilcilerini kızdırdı... Gana'ya fırça atıldı! Ardından da sözkonusu mahkemenin başdavacısı olan Amerikalı David Crane, Taylor hakkındaki yargılama kararının Mart ayı başında imzalanmış olduğunu açıkladı. Haziran ayı başında kamuoyuna açıklanmasının Taylor'un Gana'da tutuklanma olasılığı gözönünde tutularak bilinçli olarak geciktirilmiş olduğu da ortaya çıktı.
Barış görüşmelerinin engellenmesi sonrasında -yer yer ateşkes ilan edilip kısa süre içinde yeniden çatışmalara başlansa da- ülkedeki çatışmalar yoğunlaştı. LURD güçleri Sierra Leone ve Gine tarafından, MODEL güçleri ise Fildişi Sahilleri tarafından desteklenmektedir. Ayrıca bu güçlerin ABD emperyalizmi tarafından da desteklendiği, değişik verilerle basına yansıdı.
Örneğin ABD emperyalizminin temsilcilerinin LURD ve MODEL'e büyük şehirlere saldırmamaları çağrısını yaptığında, sözkonusu güçler bu çağrıya uydu. Ne zaman ki Bush Taylor'un geri çekilmesi gerektiğini açıkladı, o zaman Başkent Monrovia'ya saldırı gerçekleşti...
1 Ağustos'ta BM Güvenlik Konseyi 3 çekimser oya karşın -Almanya, Fransa ve Meksika- 12 oyla "çok uluslu askeri birliklerin" Liberya'daki içsavaşa müdahale etmesi kararını aldı.
BM'nin değişik kurumları bu temelde savaşı kışkırttıktan ve "barışı sağlamak" adına askeri müdahale çağrısı yapıp karar aldıktan sonra, gözler ABD'nin müdahale edip etmeyeceğine çevrildi. Çözüm konusunda tavır takınan "Yardım Örgütleri", "Liberyalı aydınlar" başta olmak üzere, birçok basın mensubunun önerisi, ABD'nin müdahale için önderlik etmesi yönünde oldu. Bunlara göre İngiliz askeri Sierra Leone'de, Fransız askeri ise Fildişi Sahilleri'nde barışı sağlamıştı... Şimdi sıra ABD'nin Liberya'da benzeri rolü üstlenmesine gelmişti...
Ama ABD emperyalistleri müdahale işini bütünüyle üstlenmeye yanaşmadı. Öncelikle Taylor'un istifa etmesini, Liberya'ya gidecek askeri gücün esas olarak Afrikalı ülkelerden olmasını istiyordu. Bu durumda sözkonusu askeri güce, "barış gücüne" destek vereceğini açıkladı. Bu yönlü pazarlıklar Bush'un 5-12 Temmuz tarihleri arasında Senegal, Güney Afrika Cumhuriyeti, Uganda, Botswana ve Nijerya'ya yaptığı gezi sırasında da sürdürüldü ve esasta anlaşma sağlandı da. Nijerya, ABD emperyalizmi yerine sözkonusu "barış gücü"nün öncülüğünü yapmaya hazır olduğunu açıkladı.
Taylor ise sözkonusu askeri gücün -ABD askeri gücünün de- ülkeye gelmesini istiyordu. Sonuçta aralarında esasta önemli bir çelişkinin olmadığı görünümü ortaya çıkıyordu. Ama Taylor savaş suçlusu ilan edilmişti. Hatta yer yer El Kaide ile ticari ilişkileri olduğu yönlü suçlamalar yapılıyordu. İstenen, esasta Taylor'un istifa edip ülkeyi terketmesiydi. Yazımızın girişinde de değindiğimiz gibi Taylor 11 Ağustos'ta görevinden istifa ederek Liberya'yı terketti.
Nijerya, Mali, Gana ve Senegal'den gelen askeri güçlere ABD emperyalizminin askeri güçleri de katıldı... Taylor'un yerine yardımcısı Moses Blah geçti ve sistemde ya da iktidarda herhangi bir değişiklik yok. Esas değişiklik Taylor'un başkanlıktan uzaklaştırılması ve "barışı sağlamak" adına Liberya'nın askeri güçlerle işgal edilmesidir. Kuşkusuz bu değişiklikler de Liberya halkları için olumlu yönde herhangi bir önemli değişikliği içermiyor.

14 Ağustos 2003

 

LİBERYA


"Soğuk Savaş"ın bitimine kadar Liberya, ABD emperyalizminin sıkı bir müttefikiydi. CIA'nin hem askeri hem de stratejik açıdan önemli olan Afrika'daki merkezi üssü Liberya'nın başkenti Monrovia'daydı. Monrovia ise adını ABD Başkanı James Monroe'nin isminden alıyor.
Değişik etnik ve dini grupların yaşadığı Liberya'nın nüfusu 2000 yılı verilerine göre 3 milyon 130 bindir. Liberya'nın kuruluşunun tarihi de ABD'nin Afrika'daki köleciliğine uzanıyor.
Liberya, Amerikan sömürgeciliğinin, Afrika'dan Amerika'ya götürdükleri kölelerin bir bölümünün -beyazların egemenliğini tehdit edecek potansiyele sahip olan kesiminin- yeniden Afrika'ya götürülmesi sonucu kurulan bir devlet. Afrika'nın ilk cumhuriyeti olarak da tanımlanmaktadır. İlk oluşturulduğu 1816'da "Amerikan Sömürgeci Topluluğu" (ASC) tarafından Liberya isminin verilmesi, aslında Amerikan sömürgeciliği tarafından kurulan sömürge devletin "özgürlük ülkesi" olarak sunulmasının sonucudur.
Amerika'dan yeniden Afrika'ya götürülen siyah köleler, ülkedeki hammaddelerin kontrol altına alınması hedefi için de kullanıldı. 1824'e gelindiğinde Amerikan ve Britanya sömürgeciliği doğrudan askeri gücüyle, zorla, Liberya devletinin sınırlarını çizdi. Sözkonusu topraklar ASC'nin mülkiyetine geçirildi. Amerika'dan Liberya'ya götürülen siyah köleler, Amerikan sömürgecilerinin egemenliğinde yerli halkın üzerinde hakim hale gelip iktidara yerleştirildiler. 1847'de ise Liberya'nın kuruluşu resmen ilan edilir.
Sözkonusu dönemde Liberya'da öne çıkan yeraltı zenginliği, kauçuk idi. Kauçuk üretimi lastik / tekerlek üreten Amerikan tekellerinden Firestone'un, daha sonraki süreçte dünyanın en büyük tekellerinden biri haline gelmesinde önemli rol oynar. Ayrıca Liberya'da süreç içinde demir madeni, elmas, altın, tropikalkereste ticareti giderek gelişir.
1980 yılına kadar Liberya, esas olarak az sayıda "klan"ın iktidarda olduğu ve onlar tarafından yönetildiği bir ülke olma özelliğini korudu. 1980'de, gerek ülke içi gelişmelerin, gerekse de gün geçtikçe varlığı ortaya çıkan yeraltı zenginliklerinin paylaşımı dalaşı sonucu -ABD emperyalizminin de desteklediği- yapılan askeri darbe ile bu sürece son verildi.
İktidara asker el koymuş, ABD destekli Samuel Doe başkan olmuştu. Bu tarihten sonra Liberya'daki çatışmalar değişik biçimlerde ve değişik güçler tarafından bugüne kadar sürmüştür.

 

TAYLOR KİM?


1980 sonrası Liberya'nın tarihinde Charles Taylor'ın yeri ve rolünü de kısaca aktarmakta yarar var.
Taylor kim? Taylor, ABD'li babadan ve Liberyalı anadan doğan ve "Americo-Liberyalı" olarak tanımlanan, sömürücü sınıftan bir aileden gelen biri.
1847'de Liberya'nın kuruluşu ilan edildiğinde nüfus oranı % 5'i geçmeyen, ama devlet iktidarında tayin edici konumda olan, Amerika'dan Liberya'ya götürülen katmanın bir parçası, devamı.
1970'lerde ABD'de ilk Liberyalı olarak öğrenim gördü. Bu arada CIA tarafından da eğitildiği söylenen Taylor, 1980'deki askeri darbenin destekleyicisi olarak Liberya'ya gider ve hükümette yüksek düzeyde görevli olarak yer alır. Kısa zamanda devlet hazinesine zarar verdiği, zimmetine para geçirdiği vb. suçlamalarla karşı karşıya gelir ve yeniden ABD'ye gider, daha doğrusu ABD'ye kaçar. ABD'de ise beklemediği bir gelişmeyle karşılaşır: Silah kaçakçılığıyla suçlanıp tutuklanır ve hapse atılır.
Hapisten nasıl kaçtığı hâlâ netlik kazanmış değil. Kimilerine göre pencere demirlerini keserek kaçmıştı, kimilerine göre de CIA kaçırmıştı.
1989'da Fildişi Sahilleri'nde ortaya çıkan Taylor, oluşturduğu gerilla gücüyle geçmişte desteklediği Samuel Doe'ye karşı mücadele başlattı. 1997'deki seçimlere kadarki süreçte, onbinlerce Liberyalı yaşamını yitirdi. 1990'da Samuel Doe'nin iktidardan düşürülmesi ve video görüntüleriyle gösterilen işkence ve katledilme gösterisiyle son bulan iktidarı sonrasında, 1996'ya kadar ülkede içsavaş sürdü. 1997'de "serbest seçimler" yapıldı. Taylor bu seçimlerde % 75,3 oy oranı ile başkanlık koltuğuna oturdu. Normal gidişata göre Taylor 2004 yılına kadar başkanlık görevini sürdürecekti.

 

 

NİJERYA

Genel Grev!

grevNijerya'da, Temmuz ayında gerçekleşen genel grev sırasında başkent Abuja da dahil olmak üzere bir dizi şehirde barikatlar kuruldu ve polisle grevciler arasında yaşanan sokak çatışmalarında en az 10 gösterici yaşamını yitirdi. Nijerya İşçi Kongresi (NLC) başkanının yaptığı açıklamaya göre polis silahsız grevcilere ve göstericilere silah ve gazlı saldırılar düzenledi.
Obasanja hükümetinin IMF'nin talepleri doğrultusunda 15. kez mazot ve benzin fiyatlarına % 50 oranında zam uygulamaya kalkışması, zam ve zulüm politikası altında inleyen Nijerya işçi sınıfı ve ezilen halk açısından bardağı taşıran son damla oldu. Nijerya basınının ve sendikaların verdiği bilgiye göre NLC'nin yaptığı genel grev çağrısı ülke genelinde büyük taban buldu. Lagos, Abuja ve Port Harcourt'ta fabrikalarda şalterler indirildi; limanlarda, bankalarda, okullarda, devlet dairelerinde hayat durdu; esnaf kepenk indirdi, taşımacılık ve trafik felç oldu. Ülke genelinde yapılan yürüyüşlerde öfkeli halk hükümetin istifasını talep etti. Lagos ve Enugu şehirlerinde hava alanları grevciler tarafından işgal edildi ve hava trafiği durduruldu.
Port Harcourt şehrinde 3000 üzerinde öğrencinin katıldığı yürüyüşe polis silah ve gazla saldırdı ve bu saldırı sonucu 3 öğrenci yaşamını yitirdi. Polis ve devlet güçleri grevcilere ateşli silahlarla saldırmakla kalmıyor, sendikacıları, aktif örgütleyicileri ve muhalif gazetecileri tutukluyor, onlara gözdağı vererek sindirmeye çalışıyor.
Başlangıçta hiçbir şekilde geri adım atmayacağını ilan eden ve grevcilerin "yorulup kendiliğinden bırakacağı" açıklamasını yapan hükümet yaklaşık on gün süren genel grev ardından NLC ile masaya oturmak zorunda kaldı. Sendikaların hükümetin son yaptığı zamları geri alması ve benzin fiyatına getirilen zammın düşük seviyede tutularak sınırlandırılması teklifini kabul etmesi üzerine genel grev sona erdirildi.
Nijerya işçi sınıfı ve ezilen halkı hükümetine geri adım attırarak bir başarı kazandı... Ancak hükümetin IMF politikalarına ve emperyalist tekellerin sömürüsüne karşın mücadele sürüyor, sürmek zorunda...

17 Ağustos 2003