Olağanüstü HAL'den Olağan HAL'e geçtik mi acaba?

Türkiye'de kısaltılmış haliyle OHAL olarak bilinen Olağanüstü Hal Uygulaması 1 Aralık 2002 tarihinden beri yok artık. "Doğu Anadolu" ve "Güneydoğu Anadolu" olarak tanımlanan bölgelerde, yasal düzeyde "normal" hale geçildi...
Kısaltılmış haliyle OHAL, şimdi Olağan Hal'in kısaltılmışı olarak varlığını korumaya aday görünüyor. Diyarbakır Valisi Serhadlı da 30 Kasım öncesi ile 1 Aralık sonrası arasında fark olmadığını vurgulamak için sorunun psikolojik yanına dikkat çektikten sonra şu itirafta bulunuyor: "Yoksa OHAL ile bu hal arasında bir fark yok." (2 Aralık tarihli gazetelerden)
Serhadlı bu tavrıyla birlikte son yıllarda "zaten light OHAL uygulanıyordu, OHAL var mı, yok mu belli değildi" diyerek pratikte durumun son dönemde olumlu anlamda değiştiğini vurgulamak istese de, bir gerçeği, bölgedeki insanlar açısında O-HAL ile BU-HAL arasında özde bir farkın olmadığını itiraf etmek durumundadır.
Kuşkusuz OHAL'in resmen son bulmuş olması burjuva demokratik temel hakların kullanımı ve imkânları bağlamında önceki döneme göre -yani OHAL durumuna göre- bazı olanaklara yol açmaktadır. Bu bağlamda, birbiriyle karşılaştırıldığında OHAL'siz bir durum OHAL'li bir durumdan daha iyidir. Örneğin bazı günlük gazetelerin ve dergilerin yıllar sonra bölgeye yasal olarak girebilmesi, okurlarına ulaşması iyi olmuştur. Günlük pratik yaşamda da belli rahatlamaları beraberinde getirmiştir. Fakat sorunun özü, Türkiye'de OHAL'in gerçekte olağan hale dönmüş olmasıdır. Hürriyet yazarlarından Oktay Ekşi, 1 Aralık tarihli yazısında şunları teslim etmektedir:"Aslında bizim siyasi geçmişimiz 'olağanüstü hal'in, 'olağan' olduğunun tarihidir. Nitekim bu konuyla ilgili olarak Diyarbakır ve Şırnak'taki vatandaşlarımızla röportaj yapan TV muhabirlerine, o insanlar 'Ne fark edecek ki?' diyorlardı.
Doğrudur. O insanlar için pratikte hiçbir şey değişmez. Memur aynı memur, rüşvet aynı rüşvet olduğu sürece ne fark eder?" Ekşi sorumluluğun tümünü bölgedeki memura, rüşvetçiye yüklemeye ve gerçek sorumlu ve suçluları gizlemeye çalışsa da belli bir gerçeği teslim etme durumundadır: Olağanüstü halin olağan olduğunu! Son olarak Diyarbakır ve Şırnak'ta varlığını sürdüren OHAL'in sona erdirilmesi kararı, 30 Mayıs 2002 tarihli MGK toplantısında alınmış, 19 Haziran'da ise TBMM tarafından "onaylanarak" yürürlüğe girmişti. Hakkâri ve Tunceli'de 30 Temmuz 2002 tarihi itibariyle kaldırılması kararı alınan OHAL, Diyarbakır ve Şırnak'ta son kez dört ay daha uzatıldı. Buna göre 30 Kasım 2002 tarihinde OHAL tüm illerde kalkmış olacak ve daha önce OHAL'in uygulandığı iller "mücavir il" kapsamında ele alınacaktı.Diyarbakır ve Şırnak'la birlikte "mücavir" ya da yeni ismiyle "birinci derecede kritik iller" kapsamındaki illerin sayısı 13'tür. Bu illerin valileri "olağanüstü kamu yetkilerine" sahiptirler. "Mücavir il" ya da "birinci derece kritik iller" vb. tanımlamalar bile gerçekte OHAL'in kalkmadığını, pratik olarak devlet tarafından bu illerdeki yönetimin diğer illerdeki yönetimden farklı ele alındığını göstermektedir. Bölgedeki valilerin hepsinin "olağanüstü kamu yetkileriyle" donatıldığı da bilindiğinde, gerçek anlamda olağan hale, yani baskısız, korkusuz normal günlük yaşam haline dönmenin daha çokzaman alacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur.Bunu zaten pratik yaşam da ispatlıyor. Örneğin 1 Aralık 2002 tarihinden itibaren Şırnak'ta da OHAL uygulaması resmen kalktı. Ama, geçmiş dönemi bir yana bıraksak bile, 20 yılı aşkın süredir bölgedeyaşanan baskılar, sürgünler, köy boşaltmalar, yakmalar vb. vb. artık kendisine uygun bir yaşam biçimi oluşturmuş durumdadır. Bu yüzden de en başta ordu mensupları olmak üzere, korucusu, özel timi, polisi vb. tüm kolluk güçleri, kolay kolay olağan hale geçemiyor.
OHAL'in kâğıt üstünde kaldırılmasından sonra esas olarak değişmesi gerekenin OHAL zihniyeti olduğunu vurgulayan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Av. Selahattin Demirtaş şunları tespit etmektedir: "Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, OHAL valiliğinin sahip olduğu birçok yetki, il valilerinin yetkilerinde de aynen mevcut durumdadır. Dolayısıyla il valileri bu yetkilerini kullanmaya devam ederlerse, biz OHAL uygulamalarını uzun süre daha yaşayacağız." (28 Kasım tarihli medyadan) OHAL uygulamalarının OHAL'in kalkması sonrasında devam ettiğinin bir örneği, Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Andaç köyünde yaşandı. 5 Aralık'ta Andaç Bölük Komutanlığına bağlı askerler Aslan mahallesi sakinlerini köyün meydanında toplayıp tehditlerde bulundular, küfürlerle hakaret ettiler... OHAL'e göre değişen şey, askerlerin köylülere değil de havaya ateş etmesi idi...
Bu olaydan sonra HADEP Şırnak İl Başkanı Resul Sadak, haklı olarak, "Bu olay OHAL'in kaldırılmasının bir makyaj olduğunu kanıtladı. OHAL Şırnak'ta sistem olarak hâlâ vardır" tespitini yaptı. Gerçekte de OHAL bölgede sistem olarak varlığını koruyor... ve OHAL dönemindeki baskıcı uygulamalar değişik düzeylerde de olsa sürüyor.
Fakat şu da bir gerçek ki, OHAL'in kaldırılması yönündeki karar, gerçekte sözkonusu bölgede ilan edilmemiş savaş durumunun sona erdiğinin resmen açıklanmasıdır. PKK'nin silahlı mücadeleye son vermesinden ve bu konuda samimi olduğunu Türk devletine ispat etmeye çalışmasından sonra, Türk devletinin bölgede OHAL'i sürdürmesinin de esas maddi temeli ortadan kalkmıştır. Bu bağlamda değişen esas şey, kitlelerin sisteme karşı mücadelesinin düzeyine göre uygulanan baskıların dozajının yeni biçimlere büründürülmesidir. Bu yeni biçimler altında da Türkiye'de ulusal baskının varlığı sürüyor...
Bu bağlamda başta Türk ulusundan olmak üzere tüm Türkiyeli sınıf bilinçli işçiler, emekçiler öncelikle
bunu bilinçlere çıkarmalı ve her türden ulusal baskıya, zulme karşı mücadele etmelidir.

OLAĞANÜSTÜ YÖNETİLMENİN YAKIN GEÇMİŞİ...

OHAL'in tarih olarak geçmişi 19 Temmuz 1987'ye dayanıyor. Ama bölgedeki olağanüstü hal uygulamalarınınyakın geçmişi 1979 Nisan ayına kadar uzanıyor...
1978 sonlarına doğru Maraş'ta yaşanan olayların ertesinde Nisan 1979'da birçok ilde sıkıyönetim ilan edildi. Bu sıkıyönetim kalkmadan, 12 Eylül 1980 askeri cuntası işbaşına geldi ve sıkıyönetim, tüm bölgelerde koyu faşizmin barbar saldırılarının yaşandığı biçimde uygulandı. Cuntanın iktidara el koymasıyla birlikte her tarafta uygulanan sıkıyönetim, 15 Ağustos 1984'te PKK'nin silahlı mücadele başlatması sonrasında Türkiye'nin büyük bölümünde kaldırıldı, "Doğu Anadolu" ve "Güneydoğu Anadolu" bölgelerinde 1987'ye kadar devam etti.19 Temmuz 1987 tarihinde yayımlanan 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Uygulaması ilan edildi. İlk başta OHAL kapsamına alınan iller Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van idi. Adıyaman, Bitlis ve Muş "mücavir il" olarak belirlendi. Batman ve Şırnak'ın 1990'da il olmaları sonrasında bu iki il de OHAL kapsamına alındı. Böylece OHAL kapsamındaki il sayısı toplam 13'ü buldu. 9 Mart 1994'te de, daha önce "mücavir il" olan Bitlis'te OHAL uygulamasına geçildi.Sonraki dönemde kademeli olarak OHAL ilkönce Elazığ'da, daha sonra Mardin, Batman, Bingöl ve Bitlis'te, Siirt'te, Van'da, Hakkâri ve Tunceli'de ve son olarak da Diyarbakır ve Şırnak'ta kaldırıldı. Adıyaman ve Muş "mücavir il" kapsamında ele alındığı için buralarda kaldırılacak bir şey yoktu... ve yukarıda da belirttiğimiz gibi OHAL kaldırıldıktan sonra tüm bu iller "mücavir il", "birinci derecede kritik iller" kapsamında ele alınmaktadır. Sıkıyönetimli dönemi de birlikte hesapladığımızda tam 23 yıl 8 ay olağanüstü yönetim aralıksız sürdürülmüştür. 1987 Temmuz ayından bu yana OHAL 46 kez uzatıldı.Bu dönemde altı değişik Olağanüstü Hal Bölge Valisi ile tanıştık... Sırasıyla, Hayri Kozakçıoğlu, Necati Çetinkaya, Ünal Erkan, Necati Bilican, Aydın Arslan ve Gökhan Aydıner.OHAL döneminde resmi açıklamalara göre bile bölgede üç binden fazla yerleşim alanı boşaltıldı. Milyonlarca insan sürgünü yaşadı... Faili (belli) meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısı yüzlerle hesaplanmaktadır. (Bu bilgilerin büyük bölümü 2 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinden alınmıştır.)

13 Aralık 2002