Yeni Newrozlara doğru

Medet Kaya

Efsaneler, toplumsal ve doğal olaylar ile ilgilenir, var olan çeşitli sorunlara değinerek, insanları etkilemeye, olumlu bir biçimde yönlendirmeye çalışır. Tüm dünya halklarının geçmişinde ilahi diye nitelendirilen dinler öncesine dayanan, özünde insanı işleyen efsaneler bugün bile, hâlâ taşıdıkları özden dolayı belirli bir günde, değişik anlamlarda, değişik halklarca kutlanır. Bunlardan biri de Newroz'dur.
Kürtlerin her yıl kutlamakta olduğu İrani halkların ortak bayramı Newroz, gücünü doğadan ve etkileyici efsaneden alan toplumsal bir içerik ile öne çıkar. Demirci Kawa, zalim Dehak'ı tahtından indirir, yapılan baskılara son verir. Bu efsane insanların barışa ve özgürlüğe kavuşma savaşımını özünde ana bir motif olarak ele alır. Kürtler'in Newroz'a böyle bir içerikle sahip çıkmalarından dolayı, zalim ve baskıcı düşünceler Newroz'un kutlanmasını engeller. Bu saldırgan çevreler, geçmişte olduğu gibi bugün de efsaneleşerek bugünlere gelen Kürtlerin özgürlük ve yurtseverlik duygularını köreltmek için her türlü yola başvurur.
Bilinen bir gerçektir; baskı ve sömürüye dayanan kurulu düzenler, uyguladıkları yöntemlerle her zaman ve dünyanın her yerinde hazırladıkları planlarla ve ortaya koydukları anlayışlarla, sömürüye ve baskıya dayanan acımasız varlıklarını sürdürmek isterler.
Bu çevreler, toplumun direngen güçlerini, kendilerine zarar veren değerlerini eritmeye ve eylemlerini engellemeye çalışırlar. Kendi çıkarlarına yararlı olabilecek yönlerini de varlıklarını sürdürecek biçime dönüştürürler. Böylece de bir kültür ve direnme birikimini, kendi çıkarlarını savunacak bir niteliğe dönüştürerek topluma sunmaya çalışırlar.

GEÇEN YILLARDAKİ NEWROZ KUTLAMALARI ÜZERİNE

Geçen yıllarda bir çok hesaplar yine Newroz üzerineydi. Baskıcı çevreler son yıllarda zengin içeriği ve yoğun coşkusuna göre Newroz'u kutlamaya çalışan asıl sahiplerine saldırıp kendi anlayışlarına göre kutlanmasını dayatıyorlardı.
Artık Newroz günü çok ince politik hesapların yapıldığı çok hassas, sancılı bir gün oldu. Türkiye'de yaşayan her kesimden insan son yıllarda devletin baskısını sürdürmek için ne tür taktiklere başvurup sözünden döndüğünü, nasıl geriye dönüş manevraları yaparak saldırdığını gördü. Devlet köşeye sıkıştı. Önce Newroz'u reddetmesi, daha sonra özünü boşaltmaya çalışarak sahip çıkması insanlık ilkelerini tanımayıp çiğneyen sistemin güçsüzlüğünün, ilkelliğinin günümüzde çok açık bir örneğidir.
Genel olarak, hangi halka ait olursa olsun, geçmişin direngen geleneğini sürekli saptırmakla kendini ayakta tutmaya çalışan devletin, kendi Newroz kutlamalarında örsü, çekici, bando takımı, üniformalı insanı vardı ama o günün anlamını hissedecek ruhta insanları yoktu. Dahası, Newroz asıl anlamına uygun değil de yapay bir biçimde sunulduğundan görevliler bu bayramı anlayamadılar. Çoğu, bulunmaları gereken törenlerde bile yoktu. O yüzden onların kendi başlarına yaptıkları kutlamalar gülünç bir biçimde algılandı.
Resmi devlet ajansı Anadolu Ajansı, fırsat düştükçe Newroz üzerine haberler yapar. Newroz'un Türk halklarının bir bayramı olduğunu iddia eder ama İrani halkları ve Kürt halkını bunun dışında tutar.
Newroz'u yalnızca Türklerin Ergenekon'dan çıkış günü, yeni bir yılın başlangıcı, doğanın tekrar uyanışı, Nuh Tufanı, dünyanın meydana geliş günü gibi olayların başlangıcı olarak tanıtır.
Bazı devlet adamları, resmi törenlerde Newroz'un Kürtler'e özgü mitolojik anlam ifade eden çekiçle örse vurma geleneğini de kendilerine maletmeye çalıştılar geçtiğimiz yıllarda... Anadolu Ajansı'nın Newroz'u bu açıdan bile değerlendirmemesi, reddetmesi geçen yıllarda da devletin ve kurumlarının birbirinden habersiz, beceriksizce, içinden çıkamadıkları planlar yaptığını, kendi içlerindeki çelişkileri gözler önüne sermeye yetti.
Bir süre önce Doğu'da Kürt Halkı'nın mücadelesini çağrıştırıyor diye, sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan trafik lambalarını bile değiştirmeyi düşünen devlet, -ne olduysa bilinmez- birdenbire, özellikle Newroz günlerinde, bu renkleri bundan sonrası için Ulusal Türk Milliyetçiliği'ni çağrıştıracak anlamlar yükleyerek sahiplenir göründü.
Sanki 2000 yıldır Newroz sürekli kutlanıyormuş gibi, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün de "2000 Yıllık Geleneğimiz Nevruz Bayramı" adı altında halka dağıtılması için bir de kitapçık çıkarması kandırmacılığın en somut örneklerindendi.
Evvelki yıl Demokrasi Platformu'nun çağrısıyla başta Diyarbakır ve Ankara'da olmak üzere DBP, EMEP, SİP, HADEP, ÖDP, Demokrasi Girişimi Hareketi gibi partilerin ortaklaşa "Demokrasi, Barış, Özgürlük, Emek ve Kardeşlik" için biraraya gelmeleri ve ortak basın açıklaması yapıp halka ateş yakma çağrılarında bulunmaları Newroz gününün daha da güzel bir gün haline gelmesini amaçlıyordu belki. Ama bu yönde ne ölçüde adım atıldı, neler başarılabildi; ortada...
Ama günümüzde, Newroz kutlamalarına katılan kökleri bazı eski partilere dayananlarla, doğrudan burada adı geçen bazı partilere de bu konuda bazı sorular sormak gerekir. Yıllardır Newroz diye bir olgunun varlığından haberleri yok muydu? Şimdiye kadar neredeydiler? Eskiden Türk sol örgütleri hep Türk-Kürt kardeşliğinden söz ederdi içten ya da hesaplı. Ama yıllarca sistem Newroz Bayramı'nı yasaklarken ya da daha sonra farklı şekillerde engellemeye çalışırken bu örgütlerin çoğu neredeydi? Neden o zamanlar hiç bir tepki göstermediler? Newroz'a tam sahip çıkmadılar. Bu Newroz'u dolaylı bir biçimde reddetmek değil miydi? Şimdilerde onun düzenleyicileri bile oluverdiler kimileri. Bu konuda vardıkları nokta eğer çıkarcılık değilse, bu aşama onların eylemsel özeleştirisi sayılmalıdır.
Diyarbakır'da Newroz Bayramı kutlamalarının barış ve kardeşlik şöleni havasında geçmesi ve her zaman olduğu gibi yine olaylı bir hava yaratılmaması için, evvelki yıl törenlere tüm platform tarafından devlet, hükümet ve parti yetkililerinin davet edilmesi ne anlama geliyordu?
Özellikle Meclis'teki partilerden ve bir çok devlet erkânından davet edilenlerin şenliğe katılmaması barışı, kardeşliği, özgürlüğü nasıl gördüklerini gösterdi. Acaba bu tutum platform yetkililerine ders verici oldu mu?
Önceki yıl 21 Mart öncesinde Diyarbakır Valisi Cemil Serhadlı'nın sözlü bir biçimde, il halkının meydanlarda kutlamalara katılmasına herhangi bir müdahalede bulunmayacaklarını, davete katıldığı takdirde kendisinin de belki bir konuşma yapabileceğini söylemesi, bazı çevrelerce olumlu bir tutum olarak da görülebilir. Gerçi Vali'nin bu yaklaşımı, biraz da son seçimlerde ilin belediye başkanlığı görevini HADEP'in almış olmasından kaynaklanıyor olsa gerek.
Newroz öncesi her yıl olduğu gibi, evvelki yıl da İngiltere ve Fransa'dan bazı sivil toplumsal örgütlerin, kutlamalara katılmak ve bu bayramı barış havasında kutlamak isteyenlerin yanlarında olduklarını hissettirmek için Türkiye'ye gelmeleri, memlekette yürüdüğü söylenen demokrasiye pek de güven olmadığının bir belirtisi sayılmalıdır.
İstanbul Valiliği'nin, önceki yıl Newroz kutlamak için yapılan başvuru dilekçesinde geçen "w" harfinin Türk alfabesinde yer almadığını neden göstererek başvuruyu reddetmesi, bu ve benzeri konularda hâlâ devlet içinde çok büyük korkuların varolduğunu gösteren bir tutumdu. Valiliğin siyasi partilerin "w" harfini kullanmaması gerektiğini hatırlatması ve "Newroz ulusal bir bayram olmadığı için", kutlanmasına izin vermediklerini söylemesi, tüm barışçı tutumları ve kardeşlik yaklaşımlarını görmezlikten gelmesinden başka bir şey değildi.
Aynı devletin Diyarbakır valisi başka, İstanbul valisi başka tellerden çalar... Çıkar ve güçler dengesi, dürüst olmayan bir tutum değil de nedir bu?
Sonuç ne oldu? Başta İstanbul ve Dersim'de olmak üzere bir çok ilde insanlar yasağa ve saldırılara rağmen büyük bir cesaretle "bayram"larını "meydan"larda kutlamaya çalıştılar. Milyonlarca insanla başedemeyeceğini anladığı için, resmi ideoloji tavrını değiştirmek zorunda kalırken, İstanbul Valiliği'nin tutumu, devletin itibarını biraz daha zedelememiş miydi acaba?
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, barışın, demokrasinin, özgürlüğün gerçekleşmesini isteyenler, bayramı büyük bir coşkuyla meydanlarda kutlamaya çalışırlarken, bundan korkanlar geçen yıl da kendi varlıklarını korumaya çalışan bir anlayışla insanları kapalı yerlere davet ederek bayramı sönük bir havada geçiştirmeye çalıştılar.

NELER SÖYLENEBİLİR?

Aslında çuvaldızı hep karşı tarafa batırıyoruz, ama iğneyi kendimize batırmak bizlere zor geliyor. Türkiye'nin her yerinde Newroz'u kutlamaya ve yönlendirmeye çalışan örgütler de uzun zamandır büyük bir çıkmazdalar. Bugün, onlar da, Newroz'un asıl içeriğinden nasıl yavaş yavaş uzaklaşmakta olduğunu sezinliyorlardır belki.
Yalnızca bir yönüyle, biçimsel olarak zulme karşı olma özelliğiyle Newroz'u ele alıp bunu politik çıkarları için araç olarak kullanıyorlar. Newroz'a bakış, onu kutlama, keyfi tutumlarla değişebiliyor.
Belli çevreler, Newroz'a günlük çıkarlarına göre, kimi zaman savaşçı bir görev yükleyerek kitleleri harekete geçiriyor, bir dönem sonra da bu bayrama barış simgesi görevi veriyorlar. Newroz, bir süre önce savaşın daha da kızgınlaşmasını isteyen çevrelerin kullandığı bir araç, bugün ise birden bire -nasıl olduySAĞ aynı çevrelerin barış ve huzur sembolü oluyor.
Bu tür tutarsızlıklar da Newroz'u yıpratıyor. Yalnız siyasi konuşmalar yapıp ateş yakmakla, slogan atmakla da Newroz yaşatılamaz.

BU YIL NELER OLABİLİR?

Newroz, genellikle bir kültür birikimi ve hareketi olarak ele alınmaktan çok, örgütlerin eylem takviminde yılda bir kez kutlanılan, öncesinde biraz hazırlık, sonrasında genel bir değerlendirmeyle geçiştirilen bir kitlesel eylem konusu olma durumundadır, ne yazık ki... Bu yaklaşım da, giderek, Newroz'u içeriğinden, mitolojik köklerinden, tarihsel savaşkan özünden koparmaya götürüyor. Hele örgütlerin bu ulusal konuda bir araya gelmek bir yana, geceler düzenleme yarışları, Kürt halkını, izleyici kesimi artık böylesi eylemlerden bezdirir bir duruma getirmek üzeredir. Bir halkın direniş kültürünün en başta gelen değerlerinden birinin bu duruma getirilmesi çok üzücüdür.
Geçen yıl Kürdistan'ın çeşitli parçalarından bazı Kürt örgütleri, Avrupa'nın değişik ülkelerinde ortaklaşa Newroz kutlamaları örgütlediler. Bu ve benzeri ortak eylemler güçsüz dönemlerin çaresizliğinden değil de gerçekten ortak dava bilinci kavranarak yaşama geçirilse Kürt toplumunu ve onun özgürlük savaşını daha ileriye götürebilirler.
Bu doğrultuda yapılabilecek çok şey var... Eğer Newroz kutlamaları kültürel ve sanatsal ürünlerle de başka boyutlarda tüm özellikleriyle canlandırılmaya çalışılmazsa, halkın varlığını, gücünü gösteren öteki değerler gibi Newroz'un da anlamını yitirip yok olmasına neden olunacaktır. Başkaları tarafından güzellikleri eritilerek içi boşaltılmış bir biçime gelmesine nedenler yaratılacaktır.
Gelecek Newroz'a şimdiden bir tarih bilinciyle geleceği yaratma kararıyla hazırlanmak tüm örgütlerin, aydınların, sanatçıların görevidir.

Şubat 2002