12 YIL SONRA
Çernobil öldürmeye devam ediyor!

26 Nisan 1986 yılında Çernobil Nükleer Santrali'nin 4 numaralı reaktöründe bir patlama meydana geldi. Çernobil'deki bu patlama, nükleer enerjinin çevreye ve insan sağlığına ne kadar zararlı olduğunu, görmek isteyenlere gösterdi.
Çernobil faciası öncesinde şu veya bu ülkedeki atom santrallerinin sayısız kere sızıntı yapması, çevreye yayılan radyasyonun çevreyi ve insan sağlığını bozması olgusu kamuoyundan gizlendi. Burjuvazi nükleer enerjinin güvenli olduğunu, çevre ve insan sağlığını tehdit etmediği yalanının propagandasını yapıyordu. Çernobil faciası bu yalan balonlarını da patlattı. Facia sonrası zaman içinde emperyalist ülkelerde, atom santrallerinin sayısız kere sızıntı yaptığı, çevreye ve insan sağlığına zarar verdiği açığa çıktı.
Ülkemizde ise, o dönemdeki yöneticiler insanların gözünün içine baka baka yalan söylediler. Televizyon ekranından çay içip, radyasyonlu çayın zararsız olduğunu "ispatladılar"! Patlamanın Türkiye'yi etkilemediğini, çay ve fındığın temiz olduğunu söyleyerek radyasyonlu çayları, fındığı, radyasyonlu yiyecekleri afiyetle insanlara yedirip içirdiler!
Oysa patlama sonrası oluşan radyasyon bulutlarından en fazla etkilenen ülkelerden biri Türkiye'ydi. Türkiye'de başta Karadeniz, Trakya ve Kuzey Ege bölgeleri radyasyondan en fazla etkilenen bölgelerdi. Patlama ile oluşan radyasyonlu bulutlar ile radyasyon yağmurla toprağa, nehirlere karıştı.
Radyasyonlu bir nesne ile radyasyonsuz bir nesneyi birbirinden göz yolu ile, koku ve tad açısından ayırdetmek mümkün değildir. Herhangi bir nesnenin radyasyonlu olup olmadığını, radyasyonluysa radyasyon oranının ne kadar olduğunu tespit etmek için özel ölçüm aygıtları vardır.
Radyasyonun etkisi doğada 250 bin yıl sürmektedir. Bu şu anlama gelir. Radyasyonla kirlenmiş çevre, toprak parçasındaki radyasyonun etkisi 250 bin yıl sonra ancak geçmektedir. 250 bin yıl süre boyunca radyasyonun etkileri devam eder.
Çernobil'deki patlama Ukrayna, Türkiye, İsveç, Norveç ve bir dizi Avrupa ülkesinde halk sağlığı ve çevre açısından büyük tahribatlara yolaçtı. Radyasyonun insan sağlığına verdiği zararın başında kanser gelmektedir. İnsan organizmasına yiyecek ve solunum yoluyla giren radyasyon kansere yolaçmaktadır. Çernobil faciası sonrası, bu kazadan etkilenen ülkelerde kanser vakalarında artış olması, sakat doğan çocukların ve doğum sonrası ölen çocukların sayısında artış olması tesadüfi değildir.
Sosyalemperyalist Sovyetler Birliği'nde Çernobil'deki patlama ve etkileri gizlenmeye çalışıldı. Sosyalemperyalist sistem, insan sağlığına ve çevreye önem vermediği için santrali çalıştırmaya devam etti.
11 Ekim 1991'de Çernobil'in 2 numaralı reaktöründe başlayan yangın, neredeyse aynı faciaya yolaçacaktı. Kaza sonrası 2 numaralı reaktör kapatıldı, ama 21 Ekim 1993'de santral yeniden çalıştırılmaya başlandı.
Aradan 12 yıl geçmesine rağmen, Çernobil yeni facialara gebedir. Patlamadan sonra, radyasyon sızıntısını önlemek için yapılan beton lahit çökmek üzeredir. 4 numaralı reaktörde kazadan sonra enkaz altında kalan 30 ton U-235 ve yarım ton P-239 içeren reaktör yakıtı ve atığı her an kritik kütleye ulaşıp yeni patlamalara neden olabilir. Ayrıca enkaz halinde olan reaktör binası her an çökebilir. Bütün bu tehlikelere karşı ne yapılmaktadır? Hiçbir şey!
Patlamadan sonra Ukrayna'da 12 yıl içinde -bu patlamanın radyasyon etkisi sonucu- 125 bin kişi öldü. 400 bin kişi zorunlu olarak göç etti. 160 km'den fazla bir alan yoğun radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı.
Ülkemizde ise hakim sınıfların Sinop ve Akkuyu'da nükleer santral inşa etme projeleri var. Bu projeler ihale aşamasına gelmiştir. Nükleer santrallerin bugünkü teknikle güvenli olmadığı, insan ve çevre sağlığına zararlı olduğu gün gibi açıktır. Bunu hakim sınıflar da bilmektedir. Fakat toplum ve çevre sağlığı onları ilgilendirmediği için, esas dertleri azami kâr olduğu için, güvenli enerji -güneş, rüzgar, jeotermal, su- yerine, zararlı enerji türünü seçmektedirler.
Nükleer enerjiye, doğanın tahribatına karşı mücadele edilmelidir. Çevre mücadelesi sınıf mücadelesinden bağımsız olarak ele alınamaz.Çevreyi kirletenler, doğayı kâr uğruna talan edenler bellidir. Kapitalist sömürü düzeni! O halde sağlıklı bir çevrede, doğayla uyum içerisinde yaşamak istiyorsak, yeni bir dünya için, barbarlığa karşı mücadeleye!

Mayıs 1998