Türk hakim sınıflarının atom santrali kurma ısrarı,
gelecek kuşakların geleceğini tehdit ediyor...
NÜKLEER ENERJİYE HAYIR!
Türk hakim sınıfları atom lobiciliğinde bayağı ileri! Özellikle emperyalist
ülkelerde, nükleer enerjiden başka tip enerjilere geçiş yolları aranırken,
Türk hakim sınıfları, atom santrali sahibi olunmasını, nükleer enerjiye
dayanılmasını gücün, güçlülüğün ifadesi olarak görmeye devam ediyor...
Türkiye'de nükleer enerji üretecek ilk atom santrali inşaatı öngörülen
yer Akkuyu. Santral kurma projesi iyice ilerlemiş durumda. Santral
inşaatı için ihale işlemleri yürüyor. Sonuçlar dört ay sonra açıklanacak.
İhale için çekişen firmalar arasında Alman Siemens ve Fransa Framatom
tekellerinin oluşturduğu NPI ortaklığı en şanslı yarışmacılar arasında
bulunuyor. NPI ile yarışanlar arasında Kanada'dan AECL adlı tekel
var. Amerikan Westinghouse ile Mitsubishi de ihaleye ortak olarak
giriyorlar.
Türk hakim sınıflarının atom santralinin mutlak gerekliliği konusunda
getirdiği temel gerekçe, Türkiye'nin var olan ve giderek büyüyen enerji
ihtiyacı. Atom lobicisi Türk hakim sınıflarına göre, atom enerjisi
en ucuz ve çevreye en az zarar veren enerji türü! Bu yüzden de, Türkiye
mutlaka atom enerjisine sahip olmalıdır. Enerjide dışa bağımlılıktan
kurtulmanın yolu olarak da propaganda ediliyor atom santrali. Atom
santrali için yüksek sesle ifade edilmekten kaçınılan bir gerekçe
de, kuşkusuz atom santralinden askeri amaçlar için de yararlanabilme,
kendi "atom bombası"na sahip olabilme isteği.
Bu gerekçeler tek tek ele alındığında, bunların tutarlı ve doğru olmadığı
görülüyor. Şöyle ki:
Türkiye'nin andaki enerji eksiği bağlamında söylenmesi gereken şu:
Şu anda var olan çeşitli tipteki santrallerden elde edilen enerji,
gerçekten de yetmiyor. Türkiye kullandığı elektrik enerjisinin %10-20'si
arasında değişen kesimini dışardan almak durumunda kalıyor.
Burada içinde bulunulan an için bilinmesi gereken şudur: Türkiye'de
üretilen elektrik enerjisinin %30'u, iletimdeki kaçaklarda yok olmakta
boşa gitmektedir. Anda yalnızca iletim ağının düzeltilip kaçakların
önlenmesiyle Türkiye'de enerji ihtiyacı andaki santrallerde üretilenlerle
karşılanabilecek durumdadır. Bu açıdan bakıldığında, atom santraline
ihtiyaç yoktur.
Geleceğe yönelik olarak, yılda %2-2.5'luk nüfus artışına ve üretimin
artışına bağlı olarak %5 oranında bir enerji ihtiyacı artışı hesaplanmakta,
bu artan ihtiyacı karşılamak için atom santralinin gerekliliği öne
sürülmektedir. Burada da artan ihtiyacın başka yollarla karşılanması
imkanı vardır.
Bugünkü enerji kaynaklarından da, nükleer enerjiden de çok daha temiz
olan enerji kaynakları planlı bir şekilde devreye sokulduğunda, Türkiye'nin
yalnızca kendi enerji ihtiyacını değil, başkalarının enerji ihtiyacını
da karşılayacak duruma gelmesi mümkündür. Örneğin, güneş enerjisinden
yoğun bir biçimde yararlanma, rüzgar enerjisinden yoğun bir biçimde
yararlanma, dalgalardan yoğun bir biçimde yararlanma vb. gibi.
Atom lobicilerinin getirdiği gerekçelerden biri, atom enerjisinin
"temizliği", "çevreye az zarar verdiği" vb.'dir.
Bu açıkça yalandır! Yalan o kadar ortadadır ki, bu tekniği dışa satan
emperyalist ülkelerde, atom enerjisinden kaçış, atom santrallerinin
azaltılması, yer yer kapatılması gündemdedir.
Örneğin Almanya'da iki atom santrali kapatılmıştır. ABD'de 1978 yılından
bu yana planlanan atom santrallerinden 116'sının inşaatından vazgeçilmiştir!
İsveç, 2010 yılına kadar nükleer enerji üretim ve kullanımını sıfırlama
kararı almıştır. Avusturya'da 1978 yılında kurulan atom santrali kullanıma
açılmamıştır ve şimdi sökülmektedir! Rusya'da planlanmış olan 27 santralin
yapımı durdurulmuştur.
Bunun bir tek nedeni vardır: Nükleer enerji, şu anda gerçek anlamda
güvenlikli ve zararsız bir biçimde elde edilebilecek bir enerji türü
değildir. Bu üretimde insan sağlığı için ve çevre sağlığı için ortaya
çıkan tehdit ve tehlikeler olağanüstü ve önemli ölçüde kontrol edilemez
boyutlardadır.
Yalnızca nükleer atıkların yaydığı radyasyon bile, bu enerji türünün
anda kullanılmaması gerektiği için yeter sebeptir!
Nükleer enerjinin ucuz olduğu da tam bir masaldır!
Yalnızca nükleer atıkların saklanması için harcanan değerlerin, nükleer
enerji üretiminin içinde hesaplanması halinde bile, bu enerjinin diğer
türlerden ucuz olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Geriye, yüksek sesle ilan edilmeyen "atom bombasına sahip olmak"
gerekçesi kalır ki, bunun herhalde halkın çıkarları vb. adına savunulması
mümkün değildir. Kaldı ki, emperyalist tekellerin patenti ve tekniği,
emperyalist güçlerin izni ve desteğiyle kurulan bir atom santralinde
gizlice atom silahı üretmek vb. hayalleri boştur.
Emperyalist atom güçleri, kendi dışlarındaki ve kendilerinin izin
vermediği güçlerin atom silahına sahip olmaması için gerekirse savaş
yürütmeye hazırdır. vb.
Gerekçelerden geriye bir şey kalmıyor. Bunlar gerçekte gerekçe değil,
bahanedir. Gerçek gerekçe, atom lobicilerinin bu işten elde edecekleri
tatlı kârlar, yedikleri ve yiyecekleri rüşvetler vb.'dir.
Onlar, bunun için gelecek kuşakların geleceğini bugünden satıyor!
İpotek ediyor!
Buna dur demek gerekli.
Nükleer enerjiye hayır demek gerekli...
Bergama köylülerinin siyanürlü altına karşı mücadelesi, nükleer enerjiye
karşı mücadelede örnek alınabilecek bir mücadeledir.
Akkuyu'ya atom santrali, yalnızca Akkuyu ve çevresinin sorunu değil,
bütün Türkiye'nin sorunudur. İpotek altına alınan bütün ülkenin geleceğidir.
Buna dur diyelim!
Akkuyu'da ve hiçbir yerde atom santrali istemiyoruz!
Enerji ihtiyacını karşılamak için, nükleer ve termik santraller dışındaki
alternatiflere yönelinmelidir!
16 Mart 1998
