Baydemirler direnişinin öğrettikleri

Kıraç’ta bulunan Baydemirler dokuma fabrikasında çalışan işçiler maaşlarını alamadıkları için 21 Ağustos’ta işbaşı yapmayarak direnişe geçmişlerdi. (Bkz.: “Brillant Baydemirler’de direniş”)
Ödenmeyen maaşlarının derhal ödenmesi dışında başka bir talebi olmayan işçiler Jandarma’nın da baskısıyla fabrika alanının dışarısına çıkarılmışlardı. İlk gün bir şey elde edemeden eve dönen işçiler ertesi gün 22 Ağustos’ta tekrar fabrika önüne geldiklerinde içeri alınmadılar. İşçiler de fabrikanın önünden geçen yolun karşı tarafında beklemeye geçtiler.
İşçiler arasında yavaş yavaş bölünmeler baş göstermeye başladı. Az sayıdaki işçi mücadeleyi kararlı ve birlik içinde taviz vermeden sürdürmekten yana iken, işçilerin büyük kısmı şu ya da bu şekilde anlaşarak eyleme son verme yanlısıydı. Bunlar da kendi içinde ikiye ayrılıyordu, bir kesim maaşını alıp işe devam etmek isterken, bir kesim de tazminatını da alıp işten çıkmak istiyordu. İkinci günün sonunda maaşını ve tazminatını alıp çıkmak isteyenler çoğunluktaydı.
İşçiler arasında yer yer sesli tartışmalar devam ederken, patronun temsilcileriyle görüşmeler de gerçekleştirildi. İşçiler bir direniş komitesinden yoksundular. Kendi aralarından doğal temsilciler çıkmıştı, bunlar işçiler tarafından seçim yapılarak belirlenmemiş, kendiliğinden belirlenmişlerdi ve işçiler bunların sözünü dinliyorlardı. Bunlar mücadele yanlısı arkadaşlardı ve işçilerin zaman zaman gösterdikleri uzlaşmacı ve teslimiyetçi tavırlara sesli olarak tepki gösteriyorlardı. Ancak bu arkadaşlar yeni mücadeleye atılmışlardı ve tecrübeden yoksunlardı. İşçiler patronlarla görüşmek için işte bu arkadaşlarını belirlemişlerdi ancak patron bu arkadaşların temsiliyetini “çok yeni” oldukları gerekçesiyle kabul etmiyordu. Bunun üzerine işçiler başka arkadaşlarını göndermek zorunda kaldılar.
Bu görüşmelerden bir şey çıkmayınca işçiler artık patronun temsilcilerinin kendileriyle görüşmek istiyorlarsa gelip kendileriyle görüşmeleri gerektiğini söyleyerek beklemeye devam ettiler. Ve patronun temsilcileri bir süre sonra korumalarıyla birlikte çıkıp geldiler. İşçilere hitabeden patron temsilcisinin işçilerin “ayağına” gelmek zorunda oluşu o kadar zoruna gitmiş olacak ki, kabadayı tavırlarıyla işçileri etkisi altına almaya çalıştı. İlk tepkisi bize oldu, video kamerası ve fotoğraf makinesiyle çekim yapmamızı istemediğini söyledi. Buna bizimle birlikte işçiler de tepki gösterdiler ve çekim yapılmasını istediklerini söylediler. Ancak biz çekmeye devam edersek işçilerle görüşmeyeceğini söylemesi üzerine biz çekim yapmayacağımızı açıkladık. Bu kez de işçilerden birisinin cep telefonuyla çekim yaptığını görmesi üzerine pis küfürler savurarak ve el kol hareketleri yaparak dönüp gitti. Bir süre sonra tekrar geri geldi ve “özellikle bayanlardan” özür dileyerek konuşmasını yaptı. Temsilci konuşmasında pişkin pişkin aslında işçileri çok sevdiklerini, bu duruma düşürmek istemediklerini, ekonomik kriz yaşadıkları için maaşları geciktirdiklerini, işçilerin işlerine geri dönmelerini istediklerini, çalışılmayan günleri de paralı izin olarak değerlendireceklerini, isteyenin işine dönüp çalışabileceğini, isteyenin de tazminatını alıp çıkabileceğini ancak işçilere maaşlarını birkaç gün içerisinde verebileceklerini söyledi.
İşçilerin sorularını da cevapladıktan sonra patron temsilcisinin gitmesinden sonra zaten bozulmaya başlayan işçilerin birliği iyice bozuldu, kimisi patronun temsilcisine güvenmezken ve parasını alana kadar direnişi sürdürmekten yana iken, diğer kesim de böyle bir fırsatı bir daha ele geçiremeyeceğini savunarak patronun teklifini kabul edip evine gitmekten yanaydı.
Bütün bu süreçte sendikanın tavrı neydi?
Hemen söyleyelim sendikanın tavrı direnişin başından beri olumlu bir tavır değildi. Türk İş’e bağlı Teksif sendikasının Eyüp/Yenibosna Şube sekreteri Cevdet Bahar direniş yerine gelerek direnişe destek verdiğini açıklamıştı. Direnişin başından beri biz de YDİ Çağrı olarak direniş yerindeydik ve biz bu desteğin “danışmanlık”la sınırlı kaldığını gördük. İşçilere haklı mücadelelerinde yol gösteren, onların mücadelesini geliştiren ve ilerleten bir tavır yerine, işçileri asgari hakları konusunda aydınlatmayla sınırlayan, onların peşinden giden, sonuçta direnişi pasifize eden bir tavır vardı. Örneğin ilk gün fabrika bahçesinde direnişe geçen işçileri Jandarma komutanının dışarı atma çabası karşısında sendika temsilcisine ne yapmaları gerektiğini soran işçilere şube sekreterinin verdiği cevap işçilerin yaptıklarının suç teşkil ettiği, doğrusunun eve gitmeleri ve daha sonra hukuk mücadelesi başlatmaları şeklinde olmuştu. Diğer taraftan sendikanın sürekli işçilerin yanında olması gerekirken işçiler sık sık yalnız bırakılıyorlardı. Bütün bu tutumlar sonucunda işçilerde sendikalara karşı zaten var olan olumsuz yargılar daha da güçlendi. Örneğin bir işçinin bir durum karşısında “sendikaya danışalım” demesi üzerine bir başka işçi “bırak sendikayı onlar kendi çıkarından başka bir şey düşünmez ben ekmeğimin peşindeyim” cevabını veriyordu.
Küçük direnişin büyük dersleri
Şimdilik bitirilen ve çok kısa süren Baydemirler direnişi birçok dersle doluydu. Bu direniş işçilerin nasıl kendiliğinden toplanıp, birleşip mücadeleye geçtiklerini gösterdi. İşçiler bu tavırlarıyla mevcut sendikaların çoğundan çok daha ileri bir konumda olduklarını gösterdiler. Bu direniş mevcut pasif, uzlaşmacı, reformist ve sarı sendikaların işçilerin direnişlerini ilerleten değil, onların peşinden giden ve onları frenleten bir tavır sergilediklerini ve bu tavırlarıyla işçileri örgütlenmekten soğuttukları için de sınıf mücadelesine büyük zarar verdiklerini net bir biçimde göstermiştir. Baydemirler direnişi işçilerin “sahipsiz” kaldıklarını, onları örgütleyecek, onlara doğru yolu gösterecek, onların mücadele azmini geliştirip en fazla hak almalarını sağlayacak, kısacası onların örgütlenme ve bilinç seviyelerini ilerletecek öncüden yoksun olduğunu göstermiştir.
Bu konuda bizleri büyük görevler bekliyor.
Haydi fabrikaları sosyalizmin kaleleri yapmaya!
25 Ağustos 2008

İlişkili yazı: Brillant Baydemirler’de direniş >
