Kafkasya’da savaş
Emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen savaşlara hayır!

8 Ağustos tarihinde Gürcistan ordusu Güney Osetya’ya karşı bir saldırı başlattı. Bu saldırıya karşı Rusya Güney Osetya’ya büyük bir askeri güç kaydırarak, Gürcistan’ın kimi kentlerini bombalamaya başladı. Savaş alanı haline gelen Güney Osetya’dan, hayatta kalan on binlerce insan kaçmaya çalıştı. Yıkılan, yakılan kentler, göç yollarında olan siviller, yanan savaş araçları, ölen siviller vb. savaşın kimi görüntülerini oluşturuyor. Binlerce ölüden bahsediliyor. Emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen savaş esas olarak sivillere zarar verdi.
Savaş ne için?
Güney Osetya 1990’da bağımsızlığını ilan etti. Son olarak 2006 Kasım ayında yapılan referandumda halkın % 98’i bağımsızlıktan yana oy kullandı. Gürcistan egemenleri Güney Osetya’yı Gürcistan’ın ayrılmaz parçası olarak görmektedir. Sadece Güney Osetya’yı değil, Abhazya’yı, Acaristan’ı da Gürcistan’ın parçası olarak görüyorlar.
Gürcistan ordusu, “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü korumak”, “ayrılıkçı teröristlere karşı mücadele” adına Güney Osetya’ya girdi.
Gürcistan’ı, Rusya’yı kuşatmada bir üs olarak kullanmak isteyen batılı emperyalistler, en başta da ABD emperyalistleri, Gürcistan’ın bu tavrını desteklemektedir.
T.C. devleti ise, Kafkasya’da yeni devletlerin oluşmasını kendi çıkarları açısından tehdit olarak görmekte, Gürcistan’ın toprak bütünlüğü tezini, Güney Osetya’nın Gürcistan’ın bir parçası olduğu tezini desteklemektedir. Gürcistan ordusunun eğitilmesi, silah satımı, ticaret alanında T.C. Gürcistan ile iyi ilişkiler geliştirdi.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı maskesi adı altında, gerçekte kendi çıkarları gerektirdiği için Yugoslavya’yı bölüp parçalayan, güya ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak için savaş yürüten batılı emperyalistler, Güney Osetya’da bu haktan hiç söz etmiyorlar. Bu durum anlaşılır da! Çıplak çıkarlar neyi gerektiriyorsa, emperyalistler onu savunuyor. Çıkarlar kendi kaderini tayin hakkını savunmayı gerektiriyorsa, emperyalistler bu hakkı savunuyorlar. Çıkarlar toprak bütünlüğünü savunmayı gerektiriyorsa, emperyalistler toprak bütünlüğünü savunuyorlar.
Görünürde Kafkasya’daki savaş, Güney Osetya-Gürcistan; Rusya-Gürcistan savaşı. Gerçekte ise savaş, Rus emperyalizmi ile batılı emperyalistlerin, en başta da ABD emperyalizminin Kafkasya’ya, buradan geçen uluslararası alanda olağanüstü öneme sahip enerji nakil hatlarına egemen olma savaşıdır.
Saakaşvili yönetimini destekleyen, silahlandıran batılı emperyalist güçlerdir. Bu savaş gerçekte batılı emperyalist güçler tarafından hazırlandı. Batılı emperyalist güçlerin bölgede yürüyen savaşa katılması, savaşın genişlemesi, bütün Kafkasya’ya yayılması, onun ötesinde Ortadoğu’da zaten olmayan istikrarın tümüyle ortadan kalkması, savaşın alanda yayılması tehlikesini içinde taşımaktadır. ABD’nin Irak’ta halka karşı savaş içinde olduğu, İran’a saldırı tehditlerinin olduğu; Filistin’de savaşın sürdüğü vb. bir ortamda, Kafkasya’daki savaşın genişlemesi anda batılı emperyalistlerin de çıkarlarına uygun görünmemektedir. Bu nedenle batılı emperyalistler, savaşan tarafları derhal ateşkese, sorunları “diplomasi” yoluyla, barış içinde çözmeye yönelik çağrılar vb. ile yetinmektedir.
Abhazya ve Osetya halklarının bağımsızlık talepleri haklıdır. Her ulus istediği biçimde yaşama hakkına sahiptir. Rus emperyalistlerinin bu haklı bağımsızlık istemlerine sahip çıkar görünmeleri sahtekarlıktır. Sadece Çeçenistan örneği bile bu sahtekarlığını açıkça kanıtlamaktadır. Rusya arka bahçesi olarak gördüğü, petrol ve doğal gaz zengini Kafkasya’da, kendi denetiminde devletler istemektedir.
Çözüm sosyalizmde!
Bir zamanlar Kafkasya’da ulusal sorun, Ekim Devrimi sonrası dönemde, Lenin-Stalin döneminde çözülmüştü. Zoraki birliğe, ulusal baskıya son verilerek ayrılmak isteyen uluslara, ayrılma hakkı tanındı. Bütünün çerçevesinde kalmak isteyen uluslar, federatif bağlarla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurdular. Her federasyon içerisinde özerk bölgeler kuruldu. Her ulus, her milliyet kendisini özgür şartlarda ifade etme şansı buldu. Uluslar, halklar, ekonomik, sosyal, kültürel alanda muazzam ilerleme kaydettiler. Halklar yan yana, barış içinde, enternasyonalist ilişki çerçevesinde yaşadılar, Nazi işgaline karşı kendi anavatanlarını savundular vb.
Sovyetler Birliği’nde çözülen ulusal sorun, Kruşçev ile başlayan geriye dönüş süreci ve 90’lı yılların başında sosyal faşist sistemin çökmesi ile yeniden sorun haline geldi. Kışkırtılan milliyetçilik temelinde halklar arasında düşmanlık gelişmeye başladı. Bu durum Stalin’in söylediği, “sermayenin egemenliği sürdüğü sürece, üretim araçları üzerinde özel mülkiyet sürdüğü sürece ulusal sorunun çözülemeyeceği” tavrını bir kez daha doğrulamaktadır.
Gerçek düşman başka uluslardan emekçiler değil, kendi ulusundan burjuvazi, sömürücüler, kapitalizmdir. Bütün ülkelerde baş düşman o ülkede egemen olan burjuvazidir. Bütün sorunların temelinde sömürüye dayalı sistem, kapitalizm yatmaktadır. Bu sistem içinde işçiler emekçiler lehine hiçbir köklü değişiklik olmayacaktır.
İşçiler, emekçiler bilinçli olarak, kendi sınıf örgütlerinde birleşip, sınıf mücadelesine atıldıklarında, sermayenin egemenliğine son verdiklerinde, kendi iktidarlarında, işte o zaman, emperyalist savaşların, karşıdevrimci savaşların sonu gelecektir.
Emperyalizm haksız savaş demektir. Haksız savaşları yok etmenin yolu, emperyalizmi yok etmekten geçer.
12 Ağustos 2008

